|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
Kahve sohbeti Bayram sabahı bu yazıyı yazmaya başlamadan Internet'te haberlere göz atıyorum. CNN'in haberler sayfasında bir habere gözüm takılıyor:
"Herkes fincan altına: Türk kahvesi kapuçino istilasına karşı savaş açtı."
Açıp bakınca bunun Ankara çıkışlı bir AP haberi olduğunu keşfediyorum. Ve içinde geçen hafta bu sütunda çıkmış olan 'Türk kahvesi tehlikede mi?' başlıklı yazıya gönderme var. "Türkiye'deki lokantalarda Türk kahvesi istiyoruz!" diye kükrediğimden söz ediliyor!
İsteyen istediği yorumu yapsın. İsteyen sanal uzayın ve Internet'in dünyamızı nasıl küresel bir köye dönüştürdüğünden ve biz Türklerin yaya kaldığından dem vursun, isteyen Türk kahvesini savunmamı medyamızın ve aydınlarımızın maraz milliyetçiliğinin yeni bir kanıtı olarak değerlendirsin. Fark etmez.
Elimiz mahkûm: Türk kahvesinden söz etmeye devam edeceğiz.* * *
Geçen hafta değerli bir okurumun gönderdiği elektronik posta mesajından, Türk kahvesine yönelik tek tehdidin kapuçino ve espressodan değil,
Türk kahvesini kahve yaparken kestirmeciliğe sapanlardan da geldiğini öğrendim. Türk kahvesini cezveye soğuk su koyup ısıtmaya başlamak yerine kaynar suya kahve karıştırarak yapanların daha bile büyük bir ihanet içinde bulunduğunu söylüyordu bu dostumuz.
Haklı. Neskafe yapar gibi Türk kahvesi yapmanın tarhana tabağına sıcak su dökerek çorba yapmaktan farkı yoktur.
Türk kahvesi pişirmekte iddialı biri olarak söyleyeyim: İşe sıfırdan başlayacaksınız. İyi su cezvede ısınırken önce şekeri sonra kahveyi koyacaksınız. Kahvenin köpüklü olmasını istiyorsanız fazla karıştırmayacaksınız. Cezveyi taşırmamak kaydıyla iki kez kaynatmakta sakınca görmüyorum. * * *
Kültürümüzde kahvenin özel bir yeri olmasının başlıca nedeni sohbetle olan bağlantısıdır. Kahvenin, şeker oranı ne olursa olsun, konuşmayı ballandırdığına, cümlelere tat kattığına inanılır. Ta en başından beri kahve keyifli bir sohbetin vazgeçilmez öğesi sayılmıştır.
Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey 'Bir Zamanlar İstanbul' adlı kitabında İstanbul'da ilk kahvenin 1554 yılında açıldığını yazar. İlk kahvehaneler Tahtakale'de açılmış. Buralar katiplerin, şairlerin, devrin ileri gelenlerinin uğrak yeri olmuş. Buralarda tavla ve satranç oynanır, kitap ve divan okunur, ama en önemlisi tatlı tatlı sohbet edilirmiş.
Edebiyat tarihimiz edip ve şairlerin uğrak yeri yaptıkları kahvelerin öyküsü olarak da yazılabilir.
Benim, bir marka adından yola çıkarak neskafe adını taktığımız, 'anında' (instant) karıştırılarak yapılan Amerikan kahvesine bir itirazım yok. Bu yazıyı yazarken bu cinsten bir bardak kahveyi yudumluyorum. Mübarek iç iç bitmiyor. Kapuçinosuz yaşayabilirim ama espressonun da yeri olabilir. Ama bizim, içenine göre ince ayarlı kahvemizi hiçbiriyle değişmem.
Bir zamanlar kahvehanelerde karşımıza çıkan levhaların dediği gibi:
"Ehli keyfin keyfini kim tazeler?
Taze elden taze pişmiş taze kahve tazeler"
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|