|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
HADEP'in sorumluluğu ve meşruiyeti Seçimlerin ertelenme ihtimalinin azaldığı şu günlerde, Öcalan'ın serseri mayın gibi dolaşması önemli bir sorun yaratıyor. Çünkü bu belirsizlik kısa vadede Kürtlerin siyasallaşma biçimini ve devletin yurtiçindeki Kürt politikasını da doğrudan etkiliyor. Seçimlerde HADEP'in konumu bu genel resmin parçası. Elinde olsa devletin bu partiyi seçimlere sokmak istemeyeceğini tahmin etmek zor değil. Kürt meselesi böylesine gündemdeyken, bir de resmi vatandaşlık anlayışının temelsizliğini ima eden taleplerle karşılaşmak pek hoş olmayacak. Ne var ki dünyanın gözü zaten üzerimizde ve Kürtlerin taleplerini siyasete taşıma fırsatı ellerinden alınırsa, olayın uluslararası bir boyut kazanacağı aşikâr. Öte yandan HADEP'in seçimlere katılamaması durumunda bunun FP'ye yarayacağı ve bu partinin oylarının yüzde 25'lere tırmanacağı da gözüküyor.
Dolayısıyla zaten barajı aşamama ihtimali olan CHP'nin HADEP'e yanaşması ve böylece Kürt kesimine de bir tür devlet koruması ve meşruiyeti sağlaması doğal bir adım. Böylece devletin bir taşla üç kuş vuracağı öngörülebilir. FP'nin şişmesi önlenirken, devletin resmi ideolojisini savunmayı siyaset haline getiren CHP barajı aşar ve en önemlisi hiçbir adım atılmadan Kürt kesiminin talepleri 'demokrasi' içinde massedilir. Ama ya HADEP tekliflere direnir ve tek başına seçimlere girmede ısrarlı olursa? Ya ülkenin geri kalan kısmında hiçbir varlık gösteremeyen bir parti, belirli bir bölgede oyların üçte ikisini götürürse? Nihayet ya bütün bunlar ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği net bir şekilde vurgulanarak yapılırsa? Kabul etmek gerekir ki bu seçimlerde HADEP'in önünde çok önemli bir fırsat var ve eğer basiretli bir şekilde kullanılabilirse hem Kürt meselesinin terör sorunundan ayrılmasına, hem de bu kesimin taleplerinin devlet tarafından dikkate alınmasına yol açabilir.
Türkiye'de resmi ideolojinin dışladığı, cumhuriyetin temel değerleriyle ters düşen taleplere sahip oldukları iddia edilen kesimlerin sorumluluğu çok büyüktür. Her alanda olabilecek demokratik dönüşümlerin ana düğümü onların elindedir. Çünkü devletin baş aktör olduğu gerçek siyasetin parçası konumundalar, devlet tarafından doğrudan referans alınıyorlar ve devletin çözüm adımı atmamasının müsebbibi olarak gösteriliyorlar. Bu noktada yapılacak en büyük hata bu konumu kısa vadeli çıkarlar için veya popülizan amaçlarla kullanmak olacaktır. İkinci vahim hata ise devleti kendine akran saymak ve devlete rakip alternatif bir merkez olmaya çalışmaktır.
HADEP ve FP gibi partilerin devleti referans almayan bir siyaset geliştirmeleri her ne kadar zorsa da, kritik nokta kimi muhatap aldıklarıdır. Cemaatçi yapılar kendi içinde bir kimlik sorunu yaratmadığı için bu partileri kolaylıkla siyaset dışına itmekte ve kendi taleplerine hapsetmektedir. Böyle bir handikabı kısa vadede düzeltmek kolay olmasa da, toplumu muhatap alan ve söz konusu talepleri cemaat dışına yansıtan bir yaklaşım önemli bir meşruiyet anlamını taşır. Bu partilerin kendi dönüşümleri Türkiye'deki yönetim zihniyetinin de dönüşümünü sağlayabilir ve böylece belki de cumhuriyetin temel değerleri ışığında toplumsal talepleri mahkûm etme tavrından, bu temel değerlerin ne olması tartışmasına geçebiliriz.
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|