|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
Dahası da var Yine de işe iyi tarafından bakalım. 1999 yılına anlamsız bir biçimde hükümetsiz olarak girmiştik. Anlamını kavramakta güçlük çektiğimiz bir sürü manevradan sonra şimdi hiç değilse bir hükümetimiz var. Aradaki 'hay huy'dan aklımızda bir tek sonuç kaldı: 'Siyaset sınıfımız bir hamle sonrasını göremeyen yeteneksiz satranç oyuncularından oluşuyor.' İlk söylenenlere bakılırsa IMF ile anlaşmak önemli. Ama bir de o bekleyen 'bankacılık tasarısı' var ki, o her şeyden daha ehemmiyetli. Hani ne olursa olmalı ama illa ki 'o' tasarı yasalaşmalı. Bu köşede 'o' tasarının önemine daha önce de değinildi. Ama o zaman ne denildi? 'Gerekli ama yeterli değil' diye altı özenle çizildi. Şimdi bir kere daha baştan alalım mı? Peki, efendim, 'o' bankacılık tasarısı neden önemlidir? Ne anlama gelmektedir?
İlginç zamanlarda yaşıyoruz. Uluslararası sermaye hareketlerinin artan önemi ile birlikte gündemimizi döviz krizleri ve bunun üretim sürecinde yarattığı olumsuz etkiler dolduruyor. Bugüne kadarki tartışmalara bakarsanız iki kampı ayırt etmek mümkün görünüyor. Birinci kampın, parti çizgisi net. Yaşadığımız problemlerin kaynağında 'finansal piyasalar adı altında örgütlenmiş kötülük çeteleri' yatıyor. Yılın öcüsü ise George Soros. Bu kampta genellikle kriz yaşamış ülkelerin hükümet yetkilileri bulunuyor. Hani 'memleketin başına ne bela geliyorsa, bu kahrolası spekülatörlerden geliyor, efendim'. Hükümetler ise teflon tava gibi.
İkinci kampın da parti çizgisi pek net. Buna göre bir ülkenin başına, bu süreçte ne geliyorsa, o ülkede izlenen sürdürülemez iktisat politikaları ve de ilgili hükümet suçlu. IMF ve finansal piyasalar ise doğal olarak bu kampta. Hani 'Ne yapalım, kardeşim, sarhoş sarhoş araba kullanıyorlar, üstelik bir de hız yapıyorlar, nitekim sonuçta kaza oluveriyor' gibi bir durum. İşaretsiz ve bozuk karayollarının hiçbir günahı yok. Sonuçta siyah ve beyaz dışında bir renk bulunmuyor. Ama gerçek hayat öyle mi?
Halbuki olup bitenlere konulan teşhis, tedavinin nasıl yapılacağını doğrudan belirliyor. Birinci görüşe göre, spekülatörlerin 'manevra kabiliyetini' azaltmamız, özgürlüklerini kısıtlamamız gerekiyor. İkinci görüşe göre ise ülke içindeki temel bozuklukları gidermemiz, finansal sistemdeki risk birikimini azaltmamız gerekiyor. Biriken riskler azaltılacak ki, kıyametin kopma ihtimali azalsın veya kıyamet koptuğunda ortaya çıkacak hasar daha kolay kontrol edilebilsin.
Şimdi TBMM'de bekleyen 'o' tasarı yukarıdaki ikinci görüşün bir ürünü. Esas olarak bankacılık sistemindeki gözetim faaliyeti siyasi müdahale alanının dışına çıkartılmaya çalışılıyor. Ayrıca banka sahipleri ve yöneticilerinin aldıkları riskli kararların bedelini ödemeleri isteniyor. Bu neden tam da bugün önemli? Çünkü döviz kurlarının sabit olduğu veya 'öngörülebilir' biçimde hareket ettiği ülkelerde, bankalar 'kur riski' yokmuş gibi davranabiliyor. Bu da banka bilançolarında risk birikmesine neden oluyor. Döviz kuru 'aniden' sıçrayınca bankalar 'kurtarılmayı bekler' hale düşebiliyorlar. Bu durumda banka bilançolarının 'zamanında' ve 'etkin' kontrolü, test edilip onaylanması önem kazanıyor.
Peki ama 'o' tasarı ve de bankacılık sisteminin sağlamlaştırılması sermaye hareketlerinin istikrar bozucu etkilerini tamamen ortadan kaldırıyor mu? Ya banka bilançolarında risk birikimini teşvik eden o yapısal faktörler, onlar bu tasarı ile ortadan kalkıyor mu? Hayır ve de hayır, efendim. Lütfen beklentilerimizi sınırlandıralım.
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|