|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
İçindeki (arsız) çocuğu öldürmek... Bir arkadaşım geçen gün diyor ki: "Ben hiç elektrik, su faturası görmedim, ödemedim şimdiye
dek. Annem gelir, evimden alır öder."
Sonra ilkokul yılları boyunca yanaklarının nasıl hep al al olduğunu anlatıyor. Annesinin Braun sıkacaklarıyla, nasıl ona habire havuç sıktığını. Otuzunu geçtiği halde, nasıl onu muhtelif köşelerde sıkıştırıp -hâlâ! hâlâ- havuç suyu içirmeye çalıştığını.
Anneyle kesilmeyen, bir türlü kesilemeyen göbek bağı. Ben bunu çok iyi tanırım. Dünyanın hangi köşesinde sürtersem sürteyim, annemle aramızdaki göbek bağı, beni hep bağlı, hep
bahtiyar, hep güvende tuttu.
Annem derdi ki: "Bu kadar kendine güveniyorsun. Zira Nepal'de hapse de düşsen, gelip seni kurtaracağımı biliyorsun."
Bilirdim. Ben annemle göbek bağımla yaşadım. Beslendim. Ben oldum. Hiçbir zaman kesmedim. Annem de tüm, tüm tehditlerine rağmen, kesmedi, kesemedi. Son kertede, bu bağ onun da bağıydı. Kıyamadı. Zaman zaman boğazıma dolanıp beni boğsa da, annemi kızgınlıkların en şiddetlisine sürüklese de, ikimize ait bir şeydi: Bizi biz yapan. Ana kızlığımızı. Bizi. Hep kaldı. Hep oldu. Böyleydi.
Şöyle popüler bir muhabbet var: 'Aman içinizdeki çocuğu öldürmeyin.' 'İçimde ölmek istemeyen bir küçük kız var' vs. vs. Ben içimdeki çocuktan: o arsız, o kaba, küstah, benmerkezci çocuktan hep demeyeyim, ama epey zamandır nefret etmekteyim. Onun için de, benim için mühim olan, bir paket programla çocuğu muhafaza etmek değil; onu büyütmek, adam etmek. İçinizdeki o sinir bozucu çocuktan (zira son kertede TÜM çocuklar sinir bozucudur) kurtulmanız ise iki şekilde mümkün.
1) Çocuk sahibi olarak.
2) Annenizle göbek bağınızı keserek.
Burda, bir parantez açıp bilmem kaç yaşına gelip de, hala içinizdeki çocuktan bahsetmenin de, rezilce bir lüks olduğunu, her kula nasip olmayan bir lanet ve nimet olduğunu, belirtmekte yarar var. Zira insanların pek çoğunun içindeki çocuk, daha onlar çocukken, muhtelif büyüklerin gaddarlığına, bencilliğine, zulmüne kurban gidiyor. Bir sürü insan daha çocukluğunda çocukluğundan mahrum bırakılıyor. Bu, bir insanın başına gelebileceklerin, en acısı. Birtakım insanlar da, sittin sene içindeki çocukla yaşayabiliyor. Bu, size hayat piyangosunda neyin çıktığına bağlı. Belki de en önemli şey, hayat piyangosunda sana çıkan anne.
Benim annem beni
21 yaşındayken doğurdu. Yani annem hep gençti. Hep çocuktu. Ve de anneydi. Annemin beni ne kadar eğlendirdiğini, ne kadar meşgul ettiğini düşündükçe, içim sızlıyor. Kızımın annesi hiç benim annem kadar enerjik, canlı ve renkli değil. Ben annemin bana adadığı, cömertçe üstüme boca ettiği zamanların onda birini dahi kızıma ayıracak takata, sabra, dahası vakte sahip değilim. Annemle olan fotoğraflarımızdan birini düşündükçe içim dağlanıyor. Annem, ben ve oyuncak kocaman bir tavşan dans ediyoruz. Tavşan da, ben de, annemin kucağındayız. Ben bebeğim, annem çocuk, tavşan da benden ziyade anneme alınmış. (Çocuklarına çok oyuncak alan anneler, o oyuncakları çokça da kendilerine alırlar.) Annem ışıl ışıl mutluluktan. Ben annemin kollarındayım. Tavşan da bizimle. Benim bir çocukluk fotoğrafım.
Sonra kızım doğunca, hatta daha hamilelikte, içimdeki o çocuk yavaş yavaş büyümeye, benimle bütünleşmeye, beni terk etmeye başladı. En nihayet ondan kurtuluyordum! Annem, kızımı devraldı.
O müthiş sevgisini, enerjisini torununa yöneltti. Hayır! Göbek bağımız hayat boyu kopmayacak cinstendi. Ama yine de gevşedi. Rahatladı. Annemin, artık delice özlediği, sevdiği bir torunu vardı. Benim fotoğraflarım çekilmez oldu. Bir rulodan, bir tane bile ben çıkmaz oldum. Rahatladım. Annem de rahatladı. Artık iyice büyüyebilirdim. Büyüyordum. İçimdeki çocuk, karanlık sulara gömülüyordu. Onun boğuluyor olmasından memnundum.
Zira çocuklar hep ister. Verirlerse dahi, misliyle istemek üzre. Sevinçlerinde, öfkelerinde oransızdırlar: Aşırı sevinir, aşırı üzülürler. Her şeyi ipekte yağ lekesi gibi büyütürler. Tuttururlar. İnatlaşırlar. Dahası karşılarındaki insana asla öncelik tanımazlar. Kim o insan? Ne istiyor, ne düşünüyor; derdi ne, arzusu ne, nedir onu o an için o yapan? Karşındaki insanı düşünmeye, ilk olarak ve ciddi olarak düşünmeye başladığında, büyümeye de başlıyorsun. Önce çocuğunu düşünerek. Sonra da, o müthiş cennetten feragat ederek: Annen sonsuza dek, yalnız ve yalnızca seni düşünmeyecek. İçindeki çocuk büyüsün. Büyüsün de adam olsun.
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|