Cezaevi Peker'in çiftliğiBayrampaşa Cezaevi'nin D ve B blokları tamamen Sedat Peker ve çetesinin elinde. Cezaevi müdürü, Peker ile randevu alarak görüşebilirken, çete mahkûmlara dayak atıp, istediğini mahkemeye yolluyor. Cezevinde altı ayda bir uyuşturucu için ihale açılıyor Suç ve suçluyla mücadelede sınıfta kaldığımızın en güzel belgeleri cezaevlerimiz. Cezaevlerimiz çetelerin elinde. Çetelerin liderleri suçlarının karşılığını değil, sefalarını sürdürdükleri kurtarılmış oteller haline dönüştürmüşler cezaevlerini. Bu saltanatla ilgili olarak geçenlerde bir mektup aldım.
Bayrampaşa Cezaevi'nden gelen mahkûm mektubunu okuduğumda gözlerime inanamadım. Yazanın kimliği konusunda bilgi veremiyorum. Çünkü o dakika içerde öldürüleceği kesin. Ama yazılanlar insanın aklını başından alıyor. Bu kadarına pes doğrusu demeden edemiyoruz. Gerçek değil de bir filmin senaryosu gibi geliyor anlatılanlar insana. Oysa gerçek. Hem de acı gerçek. Mektubu okuduktan sonra hemen tanıdığım polisleri, cezaevinden çıkan mahkûmları aradım. Mektupta yazılı olanları sordum; "Doğru" dediler. Çete gerçeğinden sonra alın size Bayrampaşa Cezaevi gerçeği. Tabii oraya artık cezaevi denebilirse... Mektupta anlatılanlardan çıkarttığım; cezaevleri artık devletin kontrolü altında değil. Parası olan mafya babalarının dediği oluyor. Cep telefonu kullanımı cezaevleri için sıradanlaşmış. Ama parasıyla. Örneğin şu anda Erricson 688 marka cep telefonu 600 milyon lira. Model ve markasına göre fiyat çeşitliliği var. 300 milyondan başlıyor cep telefonlarının fiyatı. Ayrıca koğuşlarda cep telefonu bulunan kişiler bu işin ticaretini yapmakta. Cep telefonunu kullanmak isteyen mahkûm, dakikası 500 bin liradan canının istediği yeri arayabiliyor.Müdür hazırolda duruyor Mektupta deniyor ki, "Eğer Peker gibi bir çete babasının koğuşundaysanız, telefon görüşmesi bedava yapılır. Orada onlarca telefon var. Zaten onların hâkim olduğu koğuşta her şey onlardan sorulur. Müdür bile Sedat Peker'in koğuşuna girerken ondan randevu alır. Karşısında hazırolda bekler."
Bu olayı sorduğum bir yetkili telefon kullanımının yaygınlığından söz ederek, "Bir dinlememize Bayrampaşa Cezaevi'nde tutuklu olan Sedat Peker ile Bulgaristan'da tutuklu bulunan Kürşat Yılmaz'ın konuşmaları düştü. İkisi de cezaevinde. Yılmaz, Bulgaristan'da parayı bastırıp telefonu almış. Peker zaten cezaevini kendi evi gibi kullanıyor. Her ikisi de dönemin başbakanı Mesut Yılmaz'a küfür edip durdular. Biz sadece dinledik" dedi. Çok söze gerek var mı? Bayrampaşa Cezaevi'nde altı ayda bir ihaleye çıkılıyormuş. Neyin mi? Uyuşturucunun. Esrar bol. Eroin sınırlı. Kokain parası olana. Uyuşturucu içeriye pirinç çuvallarıyla sokuluyor. Son ihaleyi kazanan kişi Sedat Peker'in koğuşundan M.K adlı mahkûmmuş. Uyuşturucunun Bayrampaşa Cezaevi tarifesi şöyle. Bir bardak esrar 30 milyon lira. Bir gram kokain 300 dolar. Beyaz eşya konusunda da içerde hiçbir sıkıntı çekilmiyor. Televizyonlar, buzdolapları, çamaşır makineleri TIR'lar dolduracak kadar çok.
37 ekran bir televizyon ile derin donduruculu bir buzdolabı alacaksınız, malların kalitesine göre 20 bin doları gözden çıkartmanız gerekiyor.
Tutukluların seks ihtiyacı da mafya sayesinde kolayca hallediliyormuş. Mahkûmların kadın ihtiyacının karşılanması için de çare bulunmuş. Cezaevi yöneticilerinden birinin adı ile içeriye giren kadın ile erkek mahkûm, yine o yöneticinin odasında birlikte olabiliyor. Ayarlamayı cezaevinin çete başları adına yönetimi devralmış gözüken meydancılar yapıyor.
Bayrampaşa Cezaevi'nin D ve B blokları Sedat Peker'in elinde. O ne isterse yapılıyor. Özel tip cezaevinde ise etkili olan mafya ünlüleri Kara, Yakup Süt; kontrolü ellerinde tutuyorlar. Ömer Lütfü Topal'ın oğlu Murat Topal'ın cezaevindeki korumalığını Burhanettin Saral üstleniyor.
Cezaevlerinde silah konusunda da hiç sıkıntı yok. 10 bin markı veren silahı beline sokup öyle dolaşıyormuş. Çifte tabancası olmadan cezaevinde dolaşmak tehlikeli sayılıyor. Bayrampaşa'dan gelen mektupta yazdığı gibi aktarayım buraya:
"Burada tank ve top dışında her türlü tabancaya rastlamanız mümkün. Babaların elinde el bombaları var. MP 5 makinalı tabancalar var. Kalaşnikof var. Silahı ısmarlayın yarın elinizde. Bir arama yapılsa, ama gerçek bir arama yapılsa çatışma çıkar.
Arayamazlar. Cezaevine giremezler bile. Yapılan bütün aramalar göstermelik." Paralarını çelik kasada saklıyor Mektup ünlü çete lideri Peker'in içerde yaptıklarına da değiniyor. Peker yanında koruma ordusuyla kalıyor. Bayrampaşa'da. Peker aşçısını da yanında tutuyor. Ona aylık bin dolar maaş veriyor. Berberi de yanında ve onun aylığı 250 milyon lira. Dışardan takım elbiseler, paltolar, yemekler, düzinelerle kesilen koyunlar Peker'e ve hâkimiyeti altındaki koğuşlara akıyor. Koğuşta bulunan çelik kasada paralar saklanıyor. Milyarlarca liralık dolarlar, marklar açıkta ve bu kasada tutuluyor.
Mektup diyor ki: "Sadece Peker'in koğuşundan yüz milyara yakın para çıkar." Bu parayla Peker ne yaptıramaz ki cezaevinde? Cezaevine düşen varlıklı kişilerden, 'varlık vergisi' alır gibi rahat haraç toplanıyor. Ellerinde ne varsa alınıyormuş. 700 kadar mahkûm Peker'e bağlı. Cezaevlerine gidip dönerken üstlerine giydikleri elbiselerin şıklığı dikkatimizi çekmiştir televizyon ekranlarında. İşte onları giydirip yollayan kişi Peker.
Peker'in kaldığı koğuşta 12 buzdolabı, iki adet derin dondurucu, üç adet çamaşır makinası, iki bulaşık makinesi, iki dikiş makinesi bulunuyor.
17 tane 57 ekran televizyon bulunuyor. 20 tane müzik seti var. Koltuk takımı, yatak odası takımı var. Özel yatak var. Görüşmeleri için kullandığı deri koltuk seti var. Kokoreç makinesi var. Bir de Peker'in Internet'i var. Evet Internet. Bu ülkede İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'e kelepçe takıp dolaştıranlara bu gerçeği sormak istiyorum. Perinçek bilgisayar isteyince yok.
Ama Sedat Peker isteyince var. Bu mu sizin adaletiniz? Peker Internet'te 'çet'leşsin, keyfine baksın; bir siyasi partinin lideri kitap yazmak için bilgisayarını cezaevine sokamasın?.. Yazık, hem de çok yazık... Bunlar mektupta yazıyordu. İnanamadım. Soruşturdum; eksiği var, fazlası yok yazılanların. Bu nasıl bir düzen? Adaleti, ceza olarak yerine getiremedikten sonra neden mahkemelerimiz var? Neden cezaevleri var? Abdülkadir Uslu adlı tutuklu, Peker'in koğuşunda yatıyor. Uslu, bir bankayı soyduktan sonra kaçırdığı banka müdüresini denize atıp boğmakla suçlanan kişi. Peker'in koğuşunda önceleri bir partinin ilçe başkanı olduğunu söylüyor. İtibar görüyor. Sonra gazetelerde haber çıkınca, Uslu sorguya alınıyor. Günlerce dayak yiyor. Bankadan aldıkları 180 milyar liranın nerede olduğu soruluyor. O da bir bir anlatıyor ne yaptıklarını. Banka müdüresini nasıl öldürdüklerini, paranın 60 milyarını Haluk Kırcı'ya nasıl verdiğini. Her şeyi söylüyor. Yediği dayak yüzünden, ilk duruşmasına da gönderilmiyor. Çünkü tanınmayacak derecede dövülüyor. Adaleti kim sağlayacak? Eğer adaleti Sedat Peker dağıtacaksa, adliyeye ne gerek var? Cezaevleri sanıkların adalet önüne gelene kadar güvenliğini sağlayacakları yerler değilse niye kuruluyorlar?
Türkiye cezaevi sorununu görmezden gelerek çözemez. Kamu vicdanı yaralanır. Suç cezasız kalır. Sistem çöker. Cezaevleri mafyanın, terör örgütlerinin karargâhı haline getirilmemelidir. Buna izin verilemez. Milli Güvenlik Kurulu'nun bu sorunu görüşüp, Eskişehir Cezaevi örneğinde olduğu gibi yeni tip cezaevleri uygulamasını derhal yürürlüğe koyması gereklidir.
Cezaevlerine bütün bu malzemeleri sokanlar, orada çalışanlardır. Gardiyan ve diğer üst yöneticilerin mali durumlarını düzenleyip, yeni bir örgütlenme ile bu müesseseleri işler hale getirmek kaçınılmaz olmuştur. Bu insanları satın alınamaz konuma getirmek lazım. Güçlü bir denetim mekanizması kurmak gerekiyor.
Beylik laflar, sıradan yalanlamalarla cezaevlerinde olanları ortadan kaldırmak mümkün değil.
Çete gerçeğinde üç maymunları oynayan, görmedim, duymadım, konuşmadım diyen yöneticilerin, cezaevi gerçeğine de aynı anlayışla bakmaları durumunda yakında büyük sorunlarla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır. Çetelere karşı yasal açıktan bahseden savcı ve yargıçlarımıza, anayasal düzeni yıkmaya çalışan mafya gruplarına karşı neden ceza yasasının 146. maddesini uygulamadıklarını sormak istiyorum. Mafyalar anayasal düzenin düşmanı değiller mi?
|