|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
Canımın içi cuma Her cuma, hiç bıkmadan, sayısını unuttuğum kadar yıldır, işten çıkmadan yüzümü yıkıyorum, makyajımı tazeliyorum. Kokular sürünüyorum. Sonra sanki hiçbir özel hazırlık yapmamış bir edayla, her hafta buluştuğum o aynı kız arkadaşlarımla buluşmak üzere aynı bara gidiyorum. Yaklaşık yarım saat 'ne içsem' diye rol kestikten sonra hep aynı beyaz şarabı içiyorum. Hep biraz fazla içiyorum. Ertesi sabah halimi görüp de "Dün gece ne içtin ki bu haldesin?" diyenlere de, "Bir şey değil, yalnızca üç bardak şarap içtim ama asıl sigara beni mahvediyor" diye de sahtekârca cevap veriyorum (tabii tek akıllı benim, her an, herkesi her şeye inandırabilirim).
Her hafta aynı şeyi yaptığım halde, ısrarla hayatımın erkeği ile karşılaşacağım umudunu kaybetmiyorum. Yani şimdi hayatımın erkeği neden İstanbul'daki 2 bin bar arasından o barı seçsin ki? Hesapladım. İki binde bir olasılık, benim yarın genel müdürlüğe terfi etmemle aynı şansa sahip. Ayrıca son 15 yıldır 'en gelecek vaat eden ilişkiler barlarda kurulur' diye bir yazı da görmedim.
Öyleyse duruma el koyuyorum (işte içimdeki güçlü ve bağımsız kadın!).
Potansiyel vatandaşı değerlendirmeye alıyorum. Dün çiçek aldı, bugün de yanından geçerken bana iki kez baktı. Birinde masasına tosladım ama diğerinde kendiliğinden baktı. Ayrıca çok hoş. Biraz kilolu ama olsun, bu yemek yemeyi seviyor demektir. Belki ikimiz de yeteri kadar geç saatlere kadar çalışırsak, belki de o zaman bana dışarıda iki kadeh atmamızı
o teklif eder.
Masamın başındayım.
Saat 16.30: Hâlâ kimse aramadı. Kimse 'dışarı çıkıp bir iki kadeh atalım mı?' teklifi de getirmedi. Oturduğum yerden Doğan'ı görüyorum. Çalışıyor. Belki de çok işi var.
Tuvalete gittim geldim.
Saat 16.45: Hâlâ kimseden ses yok. Ben böyle boş boş kıvranmaya devam edip raporumu hazırlayamazsam kesin Haluk Bey'den fırçayı yedim.
Doğan'la göz göze geldik. Gülümsedi. Amma beyaz dişleri var.
Saat 18.00
Telefonum çaldı.
Arayan İpek'miş.
"Bara gitmeyelim, bu hafta evde toplanalım, sabaha kadar oturur Siyaset Meydanı'na bakarız" dedi. Nasıl yani? Bu tip aşermeler 30 yaş sendromuna dahil mi oluyor?
Saat 18.05
Şimdi Doğan'ın yanına gidiyorum ve onu Çin lokantasına davet ediyorum.
Saat 18.10
Şimdi Doğan'ın yanına gidiyorum ve onu balık lokantasına davet ediyorum.
Saat 21.00
Hâlâ işteyim.
Tam yerimden kalkıyordum ki, Doğan benden önce davrandı (yaşasın!)
Hayır yaşamasın. Masamın önünden geçti, 'bugün çok şeker olmuşsun' dedi (bunu deme, ne istersen söyle ama 'şeker' olmasın, en korkuncu bu, lütfen 'şeker' deme!). "Bak bunu gördüm, seni hatırladım, aldım" dedi (üzerinde 'I love Kenya' yazan bir çakmak!.. Nasıl yani?).
Bu hareketi acayip bir ustalıkla masamın önünden teğet geçerek tamamladı ve tuvalete gitti. Az kalan saçlarını jölelemiş ve yapış yapış After Shave'inin oluşturduğu bulutun içinde döndü, toparlandı. Ve gitti. Hem de koşarak.
Oldu. Bugünlerden bir gün elime düşersin elbet.
Ama bunun için önce illa ki rejim yapmalıyım.
Pazartesi kesin rejime başlıyorum...
Şimdi dişlerimi bilemeye gidiyorum.
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|