|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
Kader birliği! Gelişmiş ekonomilerin benimseyip uygulamaya koyduğu ekonomik politikalar küresel eğilimler üzerinde etkili olarak, gelişmekte olan ülkelerin kaderini de belirliyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde yaklaşık bir buçuk yıldır dünya ekonomisini sarsan global krizi, gelişmiş ülkelerce benimsenmiş politikaların bir sonucu olarak görmek, yine aynı mantıkla gelecekte ortaya çıkabilecek sorunları öngörmek mümkün. ABD Hazine Bakanı Rubin'in Davos'ta yaptığı konuşmada, en büyük ticari ortak olarak gördüğü Avrupa ve Japonya'ya sınırlarını ithalata açma çağrısında bulunması, doları ticaretin bir enstrümanı olarak kullanmayacaklarını ifade etmesi global sorunlar açısından oldukça önemli.
ABD Hazine Bakanı'nın önerisini daha iyi anlayabilmek için önce Bretton Woods sonrasında doların değerindeki dalgalanmaların dünya ticareti üzerindeki etkisini irdelemek gerekiyor. 1970 sonrasında Japonya ve Avrupa ülkelerinin paraları ABD Doları'na karşı dalgalanmaya başlamış; diğer ülkelerin paraları ise genelde ABD parasına sabit bir parite ile bağlı kalmaya devam etmişti. Sonuçta doların değer kaybettiği dönemlerde Japonya ve Avrupa ülkelerinin paraları aşırı değerli hale gelir, rekabet güçleri azalırken, diğerleri hiçbir şey yapmadıkları halde düşük değerli konuma gelerek rekabet güçleri artmıştı. Doların değer kazandığı dönemlerde ise tam aksi yönde eğilimler ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştu. Bu açıdan bakıldığında ABD Doları'nın önemli ölçüde değer kaybettiği 1970-78 ve 1986-95 dönemleri rekabet gücündeki artış nedeniyle gelişen ekonomilerin yıldızının parladığı dönemler olmuş; 1978-85 ve 1996-98 gibi doların önemli ölçüde değer kazandığı yıllarda yaşanan krizler birbirini izlemişti.
Para kazanma içgüdüsü ile harekete geçen uluslararası sermaye, rekabet gücü azalan ülkeleri terk etme ve artanlara yönelme eğiliminde olunca, doların değerindeki yeni eğilimler sermaye hareketini başlatan faktör olmuştu. Ancak Soğuk Savaş dönemindeki belirsizlikler nedeniyle 1989 yılına kadar toplam hacmi belli bir boyutu geçmeyen sermaye hareketi, Berlin Duvarı'nın yıkılması sonrasında tam anlamı ile patlamıştı ve doların değerindeki eğilimler yönü belirleyici değişken olmaya devam etmişti.
İhracata dayalı büyüme yapısı nedeniyle Japonya ve Avrupa Topluluğu ülkeleri 1989 sonrasında çok zorlandı. Düşük değerli dolar rekabet gücünü azaltmış, gelişmekte olan ekonomilere yönelik sermaye hareketi hassas dengeleri sarsmaya başlamıştı. İki Almanya'nın birleşmesi, Körfez Krizi gibi gelişmeler de eklenince dengeler kontrolden çıkmıştı. Bu olumsuz koşullara rağmen gevşek para politikası ve kredi hacmindeki patlama sayesinde durumun daha da kötüye gitmesi önlendi, ihracata dayalı büyüme yapısı kısmen korundu. Ancak global kriz nedeniyle batık hale gelen krediler mali kesimleri sorunlu hale getirdi.
Bugün Avrupa ve Japonya ihracata dayalı büyümeyi sürdürmek istiyorlarsa önemli boyutta parasal genişlemeye gitmek dış kredi hacmini yeni rekorlara ulaştırmak zorundalar. Fakat bankacılık kesimlerinin içinde bulunduğu koşullar buna izin vermiyor, verse bile sürdürülebilmesi mümkün değil. Bu durumda da ihracata dayalı büyüme yapısından vazgeçmek tercihinden başka alternatif kalmıyor.
ABD'nin doları ticaretin bir enstrümanı olarak kullanmaktan vazgeçmesi, parasal genişlemeye yönelip ithalatını artırması yeterli olmuyor, global talepteki daralmayı önlemiyor. Özetle söylemek gerekirse Avrupa ve Japonya, ya bizim gibi gelişmekte olan ülkelere daha çok kredi verecekler ya da daha çok ithalat yapacaklar. Başka şansları yok...
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|