|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
Bir kış günü, eğer bir yolcu... Yapımından bu yana yüzlerce yazıya konu olmuş, tartışılmış, sinemamızın uluslararası çaptaki en önemli başarısına imza atmış, dünya sinemasındaki yeri teslim edilmiş, kendi ülkesinde yasaklı kalmış 'Yol', bir kez daha sinema gündemimizin ilk sırasında ve yine enine boyuna konuşuluyor.
17 yıl, bir sanat ürününe yönelik değerlendirmelerde kimi değişiklikleri doğal karşılayabileceğimiz, özellikle filmleri 'eskitebilecek' kadar uzun bir süre. Ama zamana dayanmayı başaran, her seferinde benzer bir heyecan ve coşkunun yaşandığı, yeni özelliklerin keşfedildiği yapıtlar da kimseyi şaşırtmıyor. İşte 'Yol' bu türden bir sanat olayı; yıllar sonra da 'yarına kalacak' diye söz edeceğimiz bir film, gerçek bir klasik.
İlk kez 80'li yılların ortalarına doğru, güvenilir ilişkiler içinde ama yaygın biçimde dolaşıma çıkan video kasetlerinden seyretme fırsatı bulmuştuk 'Yol'u. Sonraları biraz daha özgürleşip bazı kültür merkezleri ya da parti lokallerindeki sinevizyon gösterileriyle, ulaştığı sinemasever kitlesini genişletti. Hatta dönemin kültür bakanının da bulunduğu bir gecede 'törenle' izlendi... Derken 1995'in ekim-kasım aylarında 'Duvar' ve Yılmaz Güney üzerine iki belgeselle birlikte 'Yol' da Cine 5 ekranında karşımıza çıktı. Ve en sonunda beyazperdeye, değişik kentlerdeki çok sayıda sinema salonuna taşındı.
12 Eylül sonrasının sıkıyönetim koşullarında İmralı Yarı Açık Cezaevi'nden izinli olarak, çoğu Kürt bölgelerindeki memleketlerine doğru yola çıkan beş mahkûmun öyküsü, çeşitli yazılar aracılığıyla yeterince aktarıldı. Şerif Gören'in, Yılmaz Güney'in senaryosunun hakkını vermek konusundaki büyük başarısını, nihayetinde yazılı bir metin olan bu senaryoyu, görsel açıdan görkemli bir örneğe dönüştürmek konusundaki yeteneğini; 'Yol'un çok az rastlanan bir yönetim-senaryo uyumuna ve işbirliğine dayanmakla birlikte öncelikle bir 'Şerif Gören filmi' olmasını; biçim ve içerik zenginliği açısından sinemamızın zirvesine oturan birkaç yapıtın arasında bulunduğunu ve istisnasız tüm oyuncuların eşsiz performans gösterdiklerini uzun uzun tekrarlamayalım, kısaca vurgulamakla yetinelim. Bilinenlerin 'bilindiğini' kabul ederek, bu benzersiz filmin, bizce üzerinde hiç durulmamış kimi ayrıntıları ve bugün özellikle belirtilmesi gereken 'daha başka' bazı nitelikleri olduğunu belirtelim. Örneğin, zamanında sağ basının karalama kampanyasına ve 'vatan hainliği'yle suçlanmasına karşın, 'Yol'un yeni bir 'Geceyarısı Ekspresi' olmaması, benzer biçimde algılanmaması ve Batı'ya malzeme sunmaması için çok özen gösterildiği hemen belli oluyor. Filmde, ilk sekansta cezaevinde mahkûmlara mektup dağıtan gardiyandan başlayarak, hiçbir devlet görevlisi, arama ve kimlik kontrolü yapan hiçbir asker ve subay, abartılı biçimde kötü çizilmemiş, 'salt kötü' olarak ele alınmamış. Urfa köyünde kaçaklara baskın yapan askerlerin de, Diyarbakırlı Salih ve karısını trenin tuvaletinde sevişirlerken yakalayan kondüktörün de, Seyit Ali'nin izin bölgesinin dışında yolculuk yaptığını fark eden subayın da olanca gerçeklik içinde ve insani değerleriyle ele alınmaları dikkat çekici. Kolayca kaçılış 'şikâyetname' değil, eleştirinin ve gerçeğin filmi olarak önem kazanıyor 'Yol'.
12 Eylül'ün yan yana asılan Kenan Evren ve Bülent Ersoy posterleriyle, çok ince ama çok çarpıcı biçimde simgelenmesi de tek kelimeyle enfes.
Feodalizmin insanı ne hallere düşürdüğünü, acıyı, sevgiyi, bağışlamayı, kadını ve çocuğu, özgürlüğü ve tutsaklığı, umudu, keskin bir çığlık halinde işlemesinin, karşımıza unutulmayacak insan dramları getirmesinin yanında, "Bizim Yılmaz Güney sinemasını tartışmaya ihtiyacımız yok!" diyen magazin sinemacıları akla getirildiğinde de 'ders gibi' bir film 'Yol'. Sinemamızın çok büyük bir kazancı olarak, neleri kaybetmek üzere olduğumuzu, hangi sığ sulara mahkûm edilmek istendiğimizi de çok iyi kanıtlıyor, bu topraklar ve insanını iyi tanımanın, emek harcamak ve bedel ödemeyi göze almanın, sanat yapmak için ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Sinemamızda eksikliği her geçen gün daha da hissedilen diyalog yazımının ve oyuncu yönetiminin, özellikle de çocuk oyuncuları şaşırtıcı biçimde kullanabilmenin yönetmenini ve alfabesini ortaya koyuyor.
Evet, yolun ve yolcularının sıcaklığını hisseden tüm sinemaseverlerin, bastıramadıkları kar hırsıyla 'kısa yoldan' gitmeye çalışanlara aldırış etmeden sahip çıkmaları gereken bir film 'Yol'. Şerif Gören'e, Yılmaz Güney'e, filmin tüm yaratıcılarına çok şey borçluyuz. Yürüdüğümüz ve önümüzde uzanan yol için...
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|