Radikal-online | Yönetmene Mektup | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye
Radikal-online... Radikal-online  - Yazarlar 23 Şubat 1999
Detayları için lütfen tıklayınız...
EKLERİMİZ : Sanal Alem | Radikal2 | Radikal Cumartesi
Abone Olun (e-mail)    

İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan


Beyaz at

Sözcükler yarasalar gibi beynimde uçuşuyor. Sağa sola çarparak, kanatlarında yaralar açarak... Gece renklerine bürünüp dışarı fırlıyorlar. Çarem yok, peşlerinden gideceğim. Karanlık vadilerden, ölümcül bir devinimde taşlaşmış sarp dağlardan geçiyorum. Birden sis bastırıyor. Gri, ağır, yoğun... Dev bir gölge... Uykunun pelerini beni sarıyor.
Direnmeye çalışıyorum. Ayağa kalk, diyorum kendime, bir soluk al, pencereyi aç. Bedenini saran dev gölgeden kurtul. Tam başaracakken, sisin derinliklerinden bir ses kulaklarıma ulaşıyor. Yeryüzüyle gökyüzü arasında bir yerden yükselen çağrı... Olanca geçirgenliğimle sahipsiz sesin acısına açılıyor, benliğimi doldurmasına izin veriyorum. Ağzım kuruyor.
Açık pencerenin önünde titriyorum. Bir tür bulantı bu. Kurumuş bir ağaç gibi ansızın devrileceğim. Acılı sesten kurtulmam mümkün değil. Toprağın çağrısından kurtulmam mümkün değil.
Her nesnenin bir gölgesi, her sesin binlerce yankısı olmalı. Oysa bu topraklar tek işaret vermiyor. Ne bir fısıltı, ne bir çığlık, ne bir mezartaşı... Gölgelerle yankılar uzun süre önce uçuşmuş, yok olmuşlar. Her şey toza ve küle dönüşmüş. Ağaçlar kavrulmuş kollarını uzatıyorlar, çıplaklıklarından utanarak; kuşlar alev topları arasında kaçışıyor, korkularından utanarak; yağmur damlalarıyla gözyaşları kızgın
toprağa düşüp buharlaşıyor,
ölümlülüklerinden utanarak.
Telefon ısrarla çalıyor. Çığlıklar, makineliler duyuyorum - komşunun televizyonu olmalı. Telefona bir yumruk sallıyor, isabet tutturamıyorum.
Delik deşik duvarın önünde yaşlı, çok yaşlı bir kadın oturuyor. Unutulmuş bir yüzyıla ait sanki. Bir deri bir kemik, ayağında el örgüsü çoraplar, gözlerinin oyuklarında dev gölgeler... Döşekten at kılları fırlıyor, sobada soğuk küller. Her şey yırtılmış, parçalanmış. Yana yana tükenen bir mum gibi, son ışığıyla parıldıyor. Sonsuzca sıcak. Ölümün anısına ve tohumlarına gebe. Tıpkı toprak gibi. Onun ağıtıymış beni çağıran.
"Herkes gitti" diyor, "beni unuttular."
Donuk bakışları önce yol yol kan izleriyle kaplı duvara, sonra dosdoğru bana yöneliyor. Görüyor mu?
"Seni taşıyamam. Ben kendi bacaklarımın üzerinde duramıyorum ki."
Yeryüzüyle gökyüzü arasındaki her suçu görmüşçesine gülümsüyor. Buruş buruş, titrek, iskeletimsi elleri bir mektup uzatıyor.
Telefon, çığlıklar, bulantı, düşler... Duvardaki derin oyuklardan birine gözümü dayıyor, beyaz bir at görüyorum. Dörtnala koşuyor, uçarcasına... Sırtına yağmur damlaları düşüyor, yeleleri geçmiş rüzgârların anısıyla savruluyor. Uçurumları, yarları, okyanusları, kasırgaları aşıyor; köprülerden geçiyor, vadilerden, kentlerden, yıldızların titreştiği gecelerden; korkuyla çarpan yüreklerde koşuyor, kırmızı tuğlalı binalarda, hapishane avlularında, altın renkli buğday tarlalarında; yıldırımların, havada şaklayan kırbaçların, dikenli dalların arasından koşuyor. Var gücüyle, soluk soluğa, bacakları kan içinde...
Telefon, çığlıklar, bulantı, karabasanlar... Duvardaki izlere dokunuyor, bir orman görüyorum. "Yağmur yağarken ormana girme," diye uyarıyor annem beni, "çünkü o zaman tilkilerin dansı başlar." Oysa koronun sesi uzaklardan çekiyor beni, varoluş sevincinin parıltılı giysilerine kapılıyorum. Kuklalar dans ediyor. Korkunç bir el çabukluğuyla maskelerini takıp çıkarıyor, kollarını açıp kapıyor, uyum içinde dönüyorlar. Bir aynaya bakarcasına bakıyorlar yüzüme. Tilkiler dans ediyor, insanlar ölüyor. Derin, dipsiz, düşsüz bir uykuya dalıyorum.
"Sakın kıpırdama" diyor annem. "Koluna serum takılı." Sis dağılıyor, dünya tanıdıklaşıyor. "Telefonun cevap vermiyordu. Seni baygın bulduk."
Bir mektup uzatıyor. "Çok yaşlı, iskelet gibi bir kadın bıraktı bunu."
Titreyen parmaklarla zarfı yırtıyorum. Artık anlamadığım bir dilde yazılmış sözcükler birer birer eriyip buharlaşıyor. Yol yol kan izleri beliriyor kâğıtta. Kurumuş ırmaklar görüyorum, çatlamış topraklar, ateş renginde başaklar... Bir orman beliriyor, ıslak ve yeşil gerçekliğiyle, yağmurda tilkiler dans ediyor. Sözcükler delik deşik duvarın önünde sıraya diziliyor. Acılı ses artık boş yere beni arıyor. Orman yanmaya başlıyor, mektup tutuşuyor.
Alevlerin ortasında beyaz at koşuyor, koşuyor, koşuyor...

Yukarıdaki yazı hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Doyurucu   Yeterli   Yetersiz   Taraflı  
Bu anketlere katılan okuyucularımızın fikirlerini merak ediyor musunuz?

Yukarı Yukarı Çık Geri Geri Dön Bu konuya ait haber listesi
TARTIŞMA

Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN

ANKET

İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN



Ziyaret emek için lütfen tıklayın
Radikal-online... Milli Piyango ve Loto Sonuçları | Borsa Özel | Seri İlanlar | Adres Bankası | ICQ Kulübü |
Anket Sonuçları | Sohbet Odası | Elektronik Kartpostallar | Yardım Sayfası | VE DİĞERLERİ...

Bu sitedeki tüm sayfa ve uygulamalar her tarayıcı ile sorunsuz görüntülenebilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.
Radikal-online | Yönetmene Mektup | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye