|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
İlkesizlik tavsiye eden bir cumhurbaşkanı Merkezdeki partiler siyasi temsil güçlerini yitirdiklerinden beri kamuoyunda başlı başına birer 'kurum' gibi telakki edilen şahsiyetler belirdi. Bunların en önemlisi muhakkak ki Demirel; çünkü aynı zamanda devlet hiyerarşisi içindeki tekil pozisyonlardan birine sahip. Bu nedenle giderek merkezin tek sözcüsü haline gelen; geçmişte bürokrasinin doğrudan yaptığı çıkışları şimdi kendi şemsiyesi altına alan Demirel'in demeçlerine yakından bakmakta yarar var.
Cumhurbaşkanı'nın kendine biçtiği misyonun temelinde 28 Şubat'ı normalleştirmek ve aklamak yatıyor. Öne sürülen argümanın dayandığı üç nokta var: Her şeyin anayasal çerçevede yapılmış olması, askerin de düşünce üretme hakkı ve alınan kararların sivil siyasetçiler tarafından da kabul edilmesi. Üzerinde fazla düşünmeden dinlerseniz üçü de doğru. Ama siyasi tahlil bir gücün nasıl kullanıldığı veya bir eylemin niçin yapıldığı gibi soruların sorulmasıyla başlıyor ve siyasetin üzerindeki perde ancak o zaman kalkıyor. Sondan başlarsak, siyasetçilerin askere karşı direnmektense zaman kazanmak ve işi sulandırmak şeklindeki oportünist tutumunun altında, askerle siyasetçi arasındaki eşitliksiz ilişkinin yattığını bilmiyor muyuz? Yapılması gereken, inanmadıkları bir MGK kararının altına imza atan siyasetçilerin ilkesizliğini kınamak iken, sırtını bu ilkesizliğe dayayarak buradan meşruiyet üretmek ne kadar ahlaki?
İkinci olarak, askerin de herkes kadar düşünce üretme hakkı olduğu kabul edilse bile bu düşüncenin hiçbir dışsal sınamaya muhatap olmadan 'genel bir doğru'ya dönüşmesi ve üstelik yargı için yol gösterici olması hangi demokrasi modeline sığar? Nihayet askerle sivil arasında simetrik bir ilişki bile kuramamış bir toplumda, bazı kurulların 'anayasal' olması neyi ifade eder? Bildiğimiz gibi yasalar var olan güç dengelerinin yansımasıdır ve denetimin tek yönlü olduğu ülkelerde anayasalar da esas olarak yönetim zihniyetine meşruiyet, yönetim araçlarına süreklilik kazandırmak işlevi görürler.
Nitekim Demirel de daha samimi olduğu sohbetlerinde bu durumun altını çiziyor: "Darbe olsa daha mı iyi olurdu? Demek ki burada MGK fonksiyonunu yapmış." Yani Demirel'e göre MGK'nın temel işlevi darbe olmadan ülke yönetimini yürütmek. Diğer bir deyişle bu kurulun esas işlevi askerle sivil siyasetçi arasında bir tampon yaratmak ve askerlerin görüşlerini sanki sivillere aitmiş gibi bir kılıfa sokmak. Bir de bunu 'anayasal' hale getirdiniz mi, iş kişiselleşmekten, kurumlara bağlı olmaktan da çıkıyor ve neredeyse toplum dışı bir evrensel iradenin dokunulmazlığına kavuşuyor. Savunulan şey 'sert' darbelerden korunma mantığıyla toplumun sürekli bir darbe durumunda tutulması. Cumhurbaşkanı bu durumu 'tecrübesine' dayanarak savunuyor: "Ben Türkiye'nin 40 senesini biliyorum. Bu mekanizma olmadan bu işin içinden çıkamazsınız." Diğer bir deyişle Demirel askerin gücünü ve gücün sürekli olmasını daha baştan kabul ediyor ve kendi siyasetinin sınırlarını onun içinde çiziyor.
Acaba ilkeli siyaset dedikleri bu mu? Pragmatizmin düpedüz oportünizme dönüştüğü bu çizgide Demirel'i Erbakan'dan ayırmak mümkün mü? Erbakan'ın 28 Şubat'ta yaptığı ilkesizliği bugün Demirel sürekli bir ilke haline getirmeye çalışıyor.
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|