|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
Bir perde kapandı Hindistan'dan dönüp evde birikmiş on günlük gazete tomarını elden geçirince, Abdullah Öcalan'ın yakalanma süreci, heyecanlı bir casus romanı gibi okunuyor. Biz orada, güm diye, 'flaş' haberi duymuştuk; oysa, örneğin Kenya'da bulunduğu bilgisi bundan birkaç gün önce yayımlanmış.
Heyecanlı olmasına heyecanlı, ama aslında, genel çizgileriyle, olması gerekenin olduğu bir hikâye bu. Şimdi gene, mahut, 'hükümet başarıyı üstlenmeye kalkışmasın!' 'Hükümet mi yakaladı, TSK mı yakaladı?' yaygaraları başlamış gibi. Bu arada, bütün süreçte kendini belli eden ABD'nin rolü de pek fazla konuşulmuyor.
Bence Silahlı Kuvvetler'in başarısı 'yakalama' anında değil, asıl olması gereken yerde kazanılmış bir başarıdır. Yani, silahlı mücadelenin sürdüğü alanda. Sonunda PKK askeri olarak durduruldu ve denetim altına alındı. Bu olmasaydı zaten Öcalan'ın Suriye'den çıkarılması ve böylece, Kenya'da noktalanan kovalama sürecinin başlaması pek kolay olmazdı. Askeri alanda başarı, Öcalan için sonun başladığının işaretiydi. Bundan sonrası artık bir yığın rastlantıyla birlikte yürüyecekti elbette: İki Yunanistan seferi fazla, üç Rusya seferi eksik, pek fark etmeyecekti.
Bütün bu mekik dokuma süreci, biraz serinkanlı düşünebilirsek, Öcalan'ın dünyadan, gittiği, uğradığı ülkelerden destek gördüğünü değil, görmediğini gösteriyor. Mücadelesinin, eylem biçiminin meşruiyetini kanıtlamış bir önder, sığınacak yer bulmakta böylesine zorlanmazdı. Söz gelişi Yunanistan, Türkiye'nin başındaki belaların azalmasına değil, artmasına sevinecek bir politikayla tanınıyor. Onların da ufak tefek kayırmalar dışında Öcalan'a iltica hakkı tanımamaları, bence Türkiye'ye duydukları sempatiden değil, 'PKK lideri' olan kişiye bunu tanımalarının dünyada doğuracağı tepkiyi göze alamamalarından ileri geliyordu (ayrıca, gene aynı etken: 'PKK lideri'nin askeri başarı şansının olmadığı da ortadaydı).
Elden geçirdiğim gazetelerde (ama daha öncekilerde ve dış basında da), Abdullah Öcalan'ın davasıyla birlikte kendini de siyasileştirme çabası içinde olduğuna çeşitli göndermeler vardı. Ama bu niyetten söz edenlerin çoğu, bunun gerçekleşmeyeceği kanısındaydı. Evet, doğrusu olacak şey değildi, Öcalan'ın siciline sahip birinin, herhangi bir 'müzakere'de bir 'taraf' olması. Özellikle dış basında bunun imkânsızlığını söyleyenler, sanırım, Öcalan'ın kişiliğini pek öyle yakından tanımıyorlardı (arada, 'karizmatik önder' gibi laflar bile okuduğumu hatırlıyorum). Tanımayanlar, uçaktaki 'hizmet' sohbetinden epey hayrete düşmüş olabilirler. Oysa bir insan tipi üstüne bir miktar kafa yormuş olanlar için bu da o kadar fazla şaşırtıcı değildi.
Dolayısıyla Abdullah Öcalan'ın bir biçimde bertaraf edilmesi gerekiyordu. Kuzey Kore gibi ücra bir yerde dahi olsa (bu ihtimalden de söz edildiği için söylüyorum), bir yerlerde oturup yerine gelip gelmeyeceği belirsiz olsa bile birtakım talimatlar göndermeyi sürdürmesi, öncelikle Kürtler, özellikle de yurtdışındaki Kürtler açısından, belirsizliğin sürmesi demekti.
Şimdi bir netleşme süreci başladı. Böyle koşullarda, toz dumanın çarçabuk durulmasını bekleyemezsiniz. Neyin ne olduğunun görülmesi herhalde daha zaman alacaktır. Ama belirleyici olaylar oldu. Bir perde kapandı.
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|