Meclis sorunu çözebilirAskerlik ve yargıçlık birbirleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayan iki ayrı saygın meslek birimidir. Askerliğin özünü emir-komuta ilişkisi, yargıçlığın özünü ise hiçbir yerden emir almamak oluştururProf. Dr. ZAFER ÜSKÜL
Devlet Güvenlik Mahkemeleri, Abdullah Öcalan'ın yakalanması üzerine, bir kez daha tartışma konusu oldu. Abdullah Öcalan, DGM'de yargılanacak. Öcalan'ın DGM'de yargılanacak olması, 'adil yargılama' ilkesinin uygulanması açısından sorun yaratıyor. Çünkü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, Türkiye'nin yargı düzeni içinde yer alan DGM'lerin 'tarafsız ve bağımsız' mahkemeler olmadığı doğrultusunda bir kararı var. Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin verdiği kararlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nce bağımsız ve tarafsız mahkemelerce verilmiş kararlar olarak kabul edilmiyor ve bu kararlar aleyhine dava açılması halinde, Türkiye, tazminat cezasına mahkûm ediliyor.Türkiye direniyor Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bu tutumu karşısında kayıtsız kalamıyor. Çünkü, imzalamış olduğu uluslararası antlaşmalarla kendisini bağlamış durumda. Yani, Avrupa'nın dayattığı bir şey yok, bu durum Türkiye'nin kendi tercihi. Bu tercihi yapan Türkiye ise, neden gereğini yerine getirmiyor? Neden bunca yıldır iç hukukunu, imzalayarak kabullendiği uluslararası antlaşmalara uyumlu hale getirmemekte direniyor?
Evet, DGM'ler bir kez daha tartışılıyor. Daha önce de çok tartışıldı. Özlük işleri bakımından Silahlı Kuvvetler'e bağlı askeri yargıçların DGM'lerde yargıç olarak görev yapmasının yargı bağımsızlığı ve yargıç teminatı ilkelerine aykırı olduğu, bu işin uzmanlarınca çok söylendi, yazıldı. Bu düzenleme Anayasa'da yer aldığından, Anayasa değişikliği önerildi, ama bu gerçekleştirilmedi.
Bundan 11 yıl önce, 6 Eylül 1988'de, Yargıtay Başkanı Ahmet Coşar, adalet yılını açarken, askeri yargıya ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyordu: "Hem sivil toplum anlayışı ve çağdaş devlet tipolojisi ile hem de bu değerlerin oluşturduğu çağdaş hukuk anlayışı ile bağdaşmayan bir diğer olgu da, sivil ve askeri olmak üzere iki başlı bir yargının Anayasamızın ve dolayısıyla devletimizin örgütlenmesi içinde yer almasıdır.
Hepimizin bildiği üzere, askerlik ve yargıçlık birbirlerinden tamamen farklı yapıda ve birbirleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayan iki ayrı ve saygın meslek birimidir. Askerliğin özünü nasıl bir emir-komuta ilişkisi oluşturur ise yargıçlığın özünü de hiçbir yerden, hiçbir kuruluştan ve kişiden emir almamak oluşturur. Yani birinde bağımlılık, diğerinde ise bağımsızlık esastır."
Ahmet Coşar, askeri yargıya ilişkin bu değerlendirmelerinin yanına, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde asker üyelerin bulunmasını ve bu mahkemelerin sıkıyönetim ilan edilen yerlerde sıkıyönetim askeri mahkemesine dönüştürülmelerini de eleştiriyordu.
Yeni bir anayasa yapılması önerilirken, sivil mahkemelerde askeri yargıçların görev yapmasına düzenlemelerde yer verilmemesi, eğer Devlet Güvenlik Mahkemeleri varlığını sürdürecekse bu mahkemelerin sivil yargıçlardan oluşması ve ticaret mahkemeleri gibi, trafik mahkemeleri gibi uzmanlık mahkemeleri olarak görev yapacak şekilde kurulması önerileri dile getiriliyordu.
Kısacası, Öcalan'ın yargılanmasından tümüyle bağımsız olarak ve DGM'ler var olduğundan beri, bu mahkemelerin oluşturduğu sakıncalar dile getirildi. Çözüm önerileri ortaya konuldu. Ve bütün bunlar, bu konuda Batı'nın baskısı olduğundan değil, 1982 Anayasası'nın öngördüğü hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve yargıç teminatı anlayışı böyle gerektirdiğinden yapıldı. Niyetleri yok mu? Aradan yıllar geçti. Siyasi iktidarlar ve onların TBMM'de dayandıkları çoğunluklar, bu tür önerileri duymazdan geldiler. Bir anlamda da Türkiye'nin çağdaş bir hukuk devleti olmasının önünde engel oluşturdular. Şimdi, sorunun çözümü acilleşti.
İki öneri ortaya atıldı: 1) Öcalan'ı yargılayacak DGM görevsizlik kararı versin ve yargılamayı bir ağır ceza mahkemesi gerçekleştirsin. 2) TBMM derhal olağanüstü toplanarak Anayasa'nın ve DGM kuruluş yasasının ilgili maddelerini değiştirsin.
Birinci önerinin uygulanması zor görünüyor. Çünkü yasa, işlediği suçlar göz önüne alındığında, Öcalan'ın DGM'de yargılanmasını öngörüyor.
İkinci öneri, Silahlı Kuvvetler'in görüşlerini önemli ölçüde yansıttığı kabul edilen emekli Orgeneral Kemal Yavuz, Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer ve başka bazı öğretim üyeleri ile Barolar Birliği'nden geldi. Emekli Orgeneral Kemal Yavuz, geçenlerde yayımlanan bir TV programında "TBMM derhal olağanüstü toplantıya çağrılmalıdır ve hatta toplantıya gelen ve gelmeyen milletvekillerinin çetelesi tutulmalı ve kamuoyuna açıklanmalıdır ki, kim vatansever, kim değil bilinsin" dedi.
TBMM'nin olağanüstü toplanması önerisi ortaya atıldığından beri, Başbakan Bülent Ecevit, bunun olanaksız olduğunun anlaşıldığını açıklıyor. Son olarak 21 Şubat 1999 günü ise Başbakan Ecevit bir açıklama daha yaptı: "Bu seçim ortamında, TBMM'nin olağanüstü toplanması, hele Anayasa'yı değiştirecek bir çoğunlukla toplanması mümkün görünmemektedir." Başbakan Ecevit'in bu açıklamayı hangi araştırma ya da görüşmeye dayanarak yaptığını bilmiyoruz. Bir olağanüstü toplantı çağrısı da yapılmadı.
Oysa, Bülent Ecevit hükümeti, çok uzun zamandan beri görülmeyen bir çoğunlukla güvenoyu almıştı. Hükümeti kuran ve onu destekleyen partiler, DGM'leri, askeri yargıçların görev yapmadığı, olağan ve 'bağımsız ve tarafsız' mahkemeler haline dönüştürmek istemiyorlar mı yoksa?
Zafer Üskül: Anayasa Hukuku Profesörü
|