|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
Artık parayı vermeyen düdüğü çalıyor Anlamıyorum doğrusu. Son seçimlerde tıpkısının aynısı Tony Blair gibi bir başbakan isteyen Almanlar, neden habire yarışma programlarında ve pembe dizilerde boy gösterdiği, futbol maçlarında saha kenarından kameralara ahkam kestiği için Gerhard Schröder'den yaka silkiyor şimdi? Üstelik, ciddi ciddi Blair standartlarını tutturmaya niyetliyse, adamcağızın yemesi gereken daha kırk fırın ekmek dururken. Mesela, hadi en basitinden, Schröder'in vakit kaybetmeksizin başkalarının parasıyla kendisine düdükler alması, o düdükleri gönül rahatlığıyla çalmakta ustalaşması şart. Nasılını, Britanyalı meslektaşından seçme örneklerle açıklayayım. Tony Blair, iktidarı devralaşının birinci yıldönümünde halkına ne harika bir başbakan olduğunu anlatmak için 112'şer sayfalık onbinlerce kitapçık bastırmış, yüz bin sterlinlik masrafları keyfince halkın vergilerinden karşıladığı öğrenilince ülkede kızılca kıyamet kopmasına yol açmıştı. Heyhat, bizim deyişle eşeğin büyüğünün ahırda olduğu çok geçmeden anlaşıldı. Blair taşındığından bu yana gösteri dünyası ünlülerinin uğrak yeri ve şampanyalı davetlerin merkezine dönüşen Downing Street 10 Numara'nın yıllık genel harcamaları tam 1.5 milyon sterlin artışla 4.9 milyon sterline dayandı. Diğer yandan, İşçi Partisi hükümetinin tanıtım harcamaları da, Coca Cola'nın Britanya'daki yıllık reklam ve promosyon bütçesini aştı. Ziyadesiyle 80 milyon sterlin. Son bir yıl içinde televizyonlarda 28, gazetelerde 106 tanıtım kampanyası sunuldu halka. Hepsi de bilgilendirmekten çok Tony Blair ve kabinesini övmeye hedefliydi. Hepsinin faturası da halkın cebinden ödendi. Kuraldır; nihayetinde her iktidar partisinin kendi düdüğünü çalması beklenir. Ama istese de, istemese de parayı verenin ve hangi havadan çalınırsa çalınsın dinlemeye mecbur edilenin halk olması tuhaf değil mi? Seçimler yakın, Türkiye'nin "Bize de bir Blair"cileri iki kere düşünsün.Kahkahasız yolculuklar İngiltere'nin güneyindeki şehirlerle Londra arasında işleyen trenlerde yolculuk edenlerin kurduğu bir tüketici hakları koruma komitesi, bugünlerde söz konusu trenlerdeki standartları ve 'adabı seyahat' kurallarını sil baştan yazmakla meşgul. Koltukların daha geniş, daha rahat olmasını istiyorlar. Vagonlardan en az dörtte birinin cep telefonu sinyallerine geçit vermez metal bir maddeyle kaplanmasını istiyorlar. Her vagona paralı abur cubur makineleri monte edilmesini istiyorlar. Walkman kulaklıklarından görültü taşıranların cezalandırılmasını istiyorlar. Buraya kadar güzel. Ama bir de yolculuk sırasında kahkahayla gülenlerin önce uyarılmasını, fayda etmezse ilk istasyonda trenden atılmasını istiyorlar. Bırakın
kahkaha atmayı, bunca yıldır trenlerde kafasını kitabından kaldırıp yanındakine gülümseyen tek bir İngiliz'e rastlamadığıma göre, ya biz Türkleri, ya da civataları bizim ayarda gevşek İtalyanları hedef aldıkları kesin. Alındım desem ne fayda! Britanya Monica festivali Britanya, geçen perşembe başlayan yirmi günlük Monica Festivali'nde birinci haftayı gayet mutlu geride bıraktı. Açılış, The Mirror gazetesinin 'Monica'nın Öyküsü'nü tefrika etmesiyle yapıldı. Aynı gece, Dördüncü Kanal'da aralara bol bol deterjan reklamı serpiştirilmiş çok özel bir Monica röportajı vardı. Derken, kitapçı kapılarında
uzun kuyruklar oluşturan imza seansları start aldı. 'Unut o sürüngeni' diye akıl veren ev kadınları kitabını uzattı. Monica imzayı bastı. "Ne kadar güzelsiniz" diyen güzel görmemiş çapkınlar kitabını uzattı, 25'lik balina güzeli imzayı basarken Yankee beyazı dişlerini göstermeyi unutmadı.
Biraz acele mi etti bilemiyorum, ama Monica birinci hafta bitmeden bütün günahlarını çoktan çıkarmıştı. Britanyalıları masum bir kurban olduğuna inandırmak için elinden geleni ardına koymadı; insanların onu anlaması, layık bulunduğu tarifsiz acıları paylaşması için çırpındı. Eh, başarmadığını söylersem, yalan olur. Hiç kuşkusuz, emeğinin karşılığını da fazlasıyla aldı. Öncelikle medyanın çek defterlerinde sayfa bırakmadı. Öyküsüne meraklı hayran kitlesinin kitabına ödediği 18'er sterlinlerden payına düşen yüzde dokuzla yeni gardrobu ve estetik ameliyatlarının borçlarını sıfırlaması da cabası. Sonuçta, 20. yüzyılın son Amerikan ikonu Britanya'da beklenenden çok daha mükemmel pazarlandı. Monica, adeta McDonald's gibi şimdi. Sırf Britanya değil, dünya çapında bir marka. İçi boş Amerikan kültürel değerleri zincirinde son halka. Monica eşittir Amerika. Herkesin popülaritesi ve reytingine göre adam yerine konduğu ya da konmadığı diyara cuk oturan bir tanrıça. Amerikalılaşma evrimini tam gaz sürdüren Britanya, Monica Festivali'nde ikinci haftasını dün başlattı. Devamı haftaya bu sütunlarda olacak sanıyorsanız, aldanıyorsunuz.
|
| Tanıtım Linkleri |
Eğer bizi okuduktan sonra diğer Türkçe kaynaklara bakmak isterseniz, aşağıdan seçiminizi yapabilirsiniz:
- Sinema - Gösterimde olan ve gösterime girecek filmler, açıklamaları, detayları, tanıtım filmleri ve dahası
- Otomobil - Bir otomobil alma niyetindeyseniz, önce buraya uğrayın ve seçiminizi gözden geçirin
- En seçme kişisel sayfalar! - Eğer sıradan sayfalardan sıkıldıysanız, bir de bunları deneyin
- Internet sitesi yaptıracaklar - Eğer şirketinize bir sayfa yaptıracaksanız, tasarımcınızı buradan seçebilirsiniz
- Site Tanıtım Ağı - Bir siteniz varsa, burada tanıtımını bedava yapabilirisiniz. Gelin katılın!
- Dostluk Kulübü - Bini aşkın kişi sizi burada bekliyor
- Sanal Alem! - Bir şey yazmaya gerek var mı?
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|