Siyasetin iki güven fukarası Kurt siyasetçilerin zaman zaman tekrarlamaktan hoşlandıkları bir söz vardır: "Bizde askerin yanında olan seçim kazanamaz, askere karşı olan da iktidara gelemez" derler.
Onlara kalırsa, hükmün birinci fıkrasına örnek 12 Mart ertesi günlerin CHP'sidir; askere yakın görünmesi oy kaybına yol açmıştır. Demirel bunu fark ederek görüntüsünü değiştirmiş, Demokratik Parti aynı beceriyi gösteremediği için AP karşısında etkili olamamıştır. Öyle ki, Ferruh Bozbeyli'nin başkanı olduğu bu parti, 12 Mart'a kadar 39 ilde örgütlenmişken, 12 Mart'tan seçime kadar geçen sürede 40'ıncı il örgütünü kuramamıştır.
Daha yakın bir örnek, Kenan Evren'in seçime bir gün kala Turgut Özal aleyhinde yaptığı televizyon konuşmasıyla ANAP'a çok sayıda oy kazandırmış olmasıdır.
Gelelim günümüze! Siyaset arenamızın uyanıkları Erbakan ile "iller'dir; kazanmak için göze almayacakları şey yoktur. Askerle ilişkileri konusundaki görüntüyü de ihmal etmeyecekleri muhakkak.
Turan Yılmaz'ın haberini okuyorum. FP listelerinde seçilebilir sıraya iki türbanlı aday koyduran Erbakan'mış. "Bununla, aslında birtakım yerlere önemli bir mesaj verilmiş oldu" deniyor (Hürriyet, 11 mart). Yani askere rağmen, türbanda ısrar ettiğini göstererek oy kazanacak, seçim ertelenirse türbanlıları geri çekerek iktidar ile arasındaki engeli yumuşatacak.
DYP Başkanı Hanım "2. Demokrasi Paketi" hazırlatmış. Bir yerinde "Genel Kurmay Başkanlığı, diğer demokratik ülkelerde olduğu gibi Millî Savunma Bakanlığı'na bağlanacaktır" deniyor. Bir başka yerinde söylenen de şu: "MGK Genel Sekreterliği Başbakanlığa bağlanacaktır". Ne demek yani? Demek ki, Genel Sekreterlik askerlerin elinden alınacaktır.
Gel de bu kahramanlık karşısında heyecanlanma! Askerlere bile kafa tutabilen bu cesur yürekli kadının partisine oy verme bakalım!
İçimden önce, artık bu kafaları değiştirmek lazım, demek geliyor. Ne var ki, "Huy canın altındadır" meseli, olmayacak duaya âmin dememi önlüyor. İşin doğrusu, siyaset hayatımızı bu iki güven fukarasının tasallutundan bir an önce kurtarmaktır.
O zaman her şey güllük gülistanlık mı olur? Elbette hayır! Ama önemli bir başlangıçtır.Düzelti l Kültür-sanat haberleriyle ve sinemayla uğraşan gazeteci arkadaşlarımdan uyarılar aldım. Hasan Bülent Kahraman, sonradan bir vesileyle benim de değindiğim "Yol, epik ve şiddetin ideolojisi" başlıklı yazısında (Radikal, 1 mart) önemli bir maddî hata yapmıştı, diyorlar:
Sürü, o yazıda geçtiği gibi Şerif Gören'in değil, Zeki Ökten'in filmidir. 1978 yılında Sürü'nün senaryosunu Yılmaz Güney yazmış, filmi Zeki Ökten çekmiştir.
Beni uyaranlar arasında okurlarım da vardı. Hepsine teşekkür ederim.
Bir okurum Yol filmini yazacaktınız ne oldu, diyor. Vakit bulup da gidemedim ki... Anlaşıldı Vehbi'nin kerrakesi Vezirleri uyarmış ve padişah içki yasağı koymuş: "Uymayanın boynu vurula!" Bir ihbar daha gelmiş: Damadınız sadrazam da içiyor, hem de mübarek Ramazan akşamları...
Kendi gözümle göreyim, demiş; iftara beş kala Kubbealtı'na baskın vermiş. İftar topunun atılmasıyla sadrazamın gözdesi içoğlanının, elinde rakı tepsisiyle çıkagelmesi bir olmuş. "ocuk şaşkınlık eseri göstermeden hünkârı selamlamış ve efendisi sadrazama dönerek:
Ahçıbaşının içtiğini söyledim, inanmadınız, demiş. Ben de size suç delillerini getirdim.
Varta kazasız belasız atlatıldıktan ve padişah uğurlandıktan sonra, sadrazam içoğlanına bir kese altın vermiş:
Bu kellemi kurtardığın için.
Biraz sonra tekrar çağırıp bir kese altın daha vermiş:
Mükâfatımı almıştım devletlim.
Bu verdiğim kıdem tazminatındır, demiş sadrazam. Yarından tezi yok memleketine döneceksin! Benden akıllı olanı yanımda tutmam.
Bu anlamlı fıkrayı Öcal Uluç'tan aktarıyorum (Gözlem, 8 mart). Ona da adayların belirlendiği şu son günlerde Yekta Güngör Özden anlatmış.
Eski Anayasa Mahkemesi Başkanımız gibi mümtaz bir şahsiyetin, aday listelerinin hiçbirinde yer almayışına doğrusu ben akıl erdirebilmiş değildim. Fıkrayı dinledikten sonra, sayesinde Vehbi'nin kerrakesini anlar gibi oldum. Dil Yâresi l Ayşe Arman'a kısa notlar: bizim ki değil, bizimki; gözleri felfecir okuyor değil, velfecri okuyor; kabus değil kâbus; ikimiz o en hararetli gecelerimizde ifadesinde, ikimiz kelimesi fazla; bırakacak nereyse elimi değil, neredeyse (Hürriyet-İstanbul, 10 mart).
- Engin Bilginer'in yerinde bir uyarısı:
İdentité'nin "hüviyet"ten gayri anlamı "ayniyet" demişsiniz, "aidiyet" olmasın!
Ben yanlış değil, ama sanırım eksik söyledim. Fransızca sözlüğe tekrar baktım. Üç anlam şöyle sıralanıyor: 1. Ayniyet; 2. Aidiyet; 3. Hüviyet.
Kimlik bu üç anlamı bir arada ifadeye yetmiyor, demiştim; onu konuşuyoruz. Katılan olursa makbule geçer.
|