|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
|
|
Ortak çukur Nasıl başlamalı? Sanırım gazete haberlerinden. Nesnel olmak, ya da
öyle görünmek zorundaki haberler, çıplak gerçeği sergilediklerinde bile, aslında sessizdirler. Bu tanımı güç, direngen sessizliğin nedeni, belki kurbanların sesini
hiçbir zaman yeterince duyamayışımızdır, ya da gerçeğin dehşeti üzerine bir şeyler söylemenin olanaksızlığıdır.
Köşemin başlığı 'Ötekiler', kıyısından
iliştiği sayfaysa 'Yaşam' sayfası. Öteki'ne değil söz hakkı, yaşama hakkı bile tanımayan bir ülkede, bunun içerdiği
acı verici, yoğun ironiyi geç fark ettim. Bizimkisi gibi ülkelerde, yalnızca
günlük gazeteleri okumak bile, yaşama, yaşamın akışına, ona en ters,
en uzak kapıdan, ölümün kapısından
girmekle eşanlamlı oluveriyor.
Köşe yazısının işlevlerinden biri, hepimizin izlemekte, anlamlandırmakta güçlük çektiği 'aktüalite'nin aktarılması, iletilmesi olmalı. Asıl uğraşım öyküler, romanlar yazmak, kendime belirlediğim çizgi -aslında hedefin kendisi de, imkânsızlığı da zaman içinde belirdi- anlatılanla yaşanan arasındaki farka, korkutucu boşluğa işaret etmek. İnsanlık trajedisinin biçimlendiği uçurumu dillendirme çabası...
Sanırım en başta kendimi, kendi yaşantılarımızın, kendi gerçeğimizin taşlaşmış seyircileri olmaktan çıkabileceğimize inandırmak istedim. Oysa tek bir haber bile öyle altüst edici oluyor ki, insan derhal kaleme sarılmakla, onu kırıp atmak arasında çaresizce donakalıyor.
Süleyman Yeter'le ilgili haber, yayımlanalı daha bir hafta olmadan 'gündemden' düştü bile. Otuz üç yaşındaki sendikacının, gözaltında tutulduğu
Terörle Mücadele Şubesi'nde 7 Mart
Pazar sabahı öldüğünü okuduk. İki gün önce, polisin 'Dayanışma' gazetesine düzenlediği operasyonda gözaltına alınmıştı. Otopsiye katılan avukatların bulguları şöyle özetlenmişti:
'Her yerinde darp izleri var.'
Sendikacı Yeter, iki yıl önce aynı
şubede gözaltına alınmış, sekiz polis hakkında işkence davası açmıştı.
Bir ay daha yaşasaydı, 8 Nisan'daki duruşmada işkencecileri teşhis
edecekti. Bir ay daha yaşasaydı...
Bizimkisi gibi bir ülkede yaşayanların okuduğu ne ilk, ne de son işkence haberi bu. Ölümle sonuçlanmasa ya da çocuklara uygulanmasa
işkence haber değeri taşımıyor
(Güneydoğu ise hiçbir
koşulda 'sır vermiyor').
Ama bu kez, bir kez daha, işkenceci sırtını dayadığı iktidara sarsılmaz güvenini, mutlak zaferini ilan ediyor. Süleyman Yeter'in kişisel yazgısı, kısacık yaşamı ve direnişi için ödediği ağır bedel, topyekûn vahşetin içinde eriyip gidiyor. Yakın tarihimizin kanlı karmaşasında, binlerce kişinin gömüldüğü ortak çukura karışıyor. Dehşet, isyan çığlıklarımızı gene içimize doğru atıyoruz. Onun son iki gününü hayal etmeye çalıştığınızda, cemevindeki cenaze fotoğraflarına, yakınlarının yüzüne yansıyan cehenneme baktığınızda, anlatılanla yaşanan arasındaki korkunç boşluğu dolduracak
bir söz, yürekten gelen bir söz aradığınızda... Anlıyorsunuz ki, bütün sözcükler o utanç dolu çukur tarafından yutulmaya, yazgılı. Yazılıp yazılabilecek
her şeyin üzerine gece çöküyor.
Cinayetler, kıyımlar devam ediyor...
İnsan yaşamının kutsallığı üzerine yazmaya karar verdiğim gün gazeteler yakılarak öldürülmüş insanların fotoğraflarıyla dolu. Dumanların arasında mahsur kalmış üç gencin yüzleri, her türlü acının ve dehşetin, ölümün ötesinden seslenen bakışları yüreğimi delip geçiyor. Bir kez daha dehşetle, isyanla bağırmak istiyorum, ama kime bağıracağımı bilemiyorum. O saatte, orada bulunmaktan başka 'suçu' olmayan, kim tarafından, ne adına öldürüldüklerini bilmeyen savunmasız insanların karanlık merdivenlerdeki
dehşet dolu, ölümöncesi anları...
Ayaklar altında çiğnenmiş, askıya alınmış, delik deşik edilmiş yaşama hakkına sahip çıkmak zorundayız. Zulmün, şiddetin, nefretin iktidarını önlemek, celladın dilinin hepimize sirayet etmesinden korunmak için... Öteki'ni tanımadan kendini tanımanın, kendini üstlenmenin mümkün olmadığını görmeli, insanın kendinden bir parçayı da öldürmeden, başkasını öldüremeyeceğini kabul etmeliyiz.
Belki de insanca olan her şeyin son sığınağı, gene de insanlık kavramı...
(Vahşi bir sistemin ürünü olduğumuzu, içimizde her türlü insanlıkdışılığı, koca koca karanlıkları barındırdığımızı bile bile...) Dehşetin, yalanın, ölümün söndüremediği bir kıvılcıma inanmak zorundayız ki onu canlı tutalım.
|
| Tanıtım Linkleri |
Eğer bizi okuduktan sonra diğer Türkçe kaynaklara bakmak isterseniz, aşağıdan seçiminizi yapabilirsiniz:
- Sinema - Gösterimde olan ve gösterime girecek filmler, açıklamaları, detayları, tanıtım filmleri ve dahası
- Otomobil - Bir otomobil alma niyetindeyseniz, önce buraya uğrayın ve seçiminizi gözden geçirin
- En seçme kişisel sayfalar! - Eğer sıradan sayfalardan sıkıldıysanız, bir de bunları deneyin
- Internet sitesi yaptıracaklar - Eğer şirketinize bir sayfa yaptıracaksanız, tasarımcınızı buradan seçebilirsiniz
- Site Tanıtım Ağı - Bir siteniz varsa, burada tanıtımını bedava yapabilirisiniz. Gelin katılın!
- Dostluk Kulübü - Bini aşkın kişi sizi burada bekliyor
- Sanal Alem! - Bir şey yazmaya gerek var mı?
|
|
TARTIŞMA
Radikal-online tüm okurlarının görüşlerine evsahipliği yapıyor. Gelin görüşlerinizi kafanızdan çıkarın ve milyonlarla paylaşın. Katılım çok basit. Ve bir tıklama uzağınızda... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
ANKET
İçinde bulunduğumuz dönemin en güncel konularını, anket bölümümüzde bulacaksınız. Sesinizi yükseltin ve kendinizi temsil edin. Internet bunun için en uygun ortam... KATILMAK İÇİN TIKLAYIN
|
|