Üç şair birden...Pek çok şair dostum, şiirlerini çok sevdiğim şairler, şimdiki halimize 'cuk' oturan, onlardan 'mısraı berceste'lerim vardır, ama bu köşenin devamlı okurları bilirler, burada pek söz etmem... Şimdi üçünü bir araya getirmem, elbette temaları, imgeleri, şiiriyetleri apayrı olduğu için, bir benzerlikten değil... Her üçüyle de farklı farklı arkadaşlık ve dostluk duygularım bir yana; bu yazıda bir araya gelmelerinin nedeni her üçünün şiir kitaplarının aynı yayınevinden, aynı zamanda yayımlanmış olmasından öte bir şey değil...Sırasıyla şöyle: Veda Şiirleri, (Adnan Özer, Ocak
1999, 48 sayfa, Gendaş Yayınları), Küçük Hayat Bağları, (Metin Celal, Ocak 1999,
48 sayfa, Gendaş Yayınları), Ey Aşkı Anlayanlar (Hasan Öztoprak, Ocak
1999, 112 sayfa, Gendaş Yayınları).
Adnan Özer'i 'Ateşli Kaval'dan, 'Çıngırağın Ölümü'nden, 'Rüzgâr
Durdurma Takvimi'nden tanıyordum. İspanyol dilinde yazan şairlerden (Neruda, Lorca, Octavio Paz vb. gibi) yaptığı çevirilerinden sizler de tanırsınız.
Adnan, 'Veda Şiirleri'ni; 'aşka', 'kırlara', 'ırmaklara', 'bahçelere', 'bozkır'a, 'yalnızlığa' ve 'ikinci doğuş'a vedalarla ayrıntılandırmış. Ayrıca bu kitabında 'ağaç müzesi', 'Kristof Kolomb'un evinde' ve 'vasiyet', vedaları bütünleyen şiirler olarak yer almış... Alın size Adnan Özer'den bir mısraı berceste: "Bugün hüzünlü günlerden ne?" Şair pek çok şeye veda ederken, bu arada "Hiç aklıma gelmezdi ama: / ırmaklara da veda!" diyor. "İnsan gider, bitki kalır dünyada" diyor 'Bahçeler Veda'da.
Adnan Özer'in 'Veda Şiirleri'nde hem şiirlerin bütününde, hem de yukarılarda değindiğim tek tek dizelerde pek çok tanıdık duygularla karşılaşacaksınız.
Adnan Özer 'Veda Şiirleri'nin öyküsünü kitabının sonuna saklamış: "Bu şiirler utançla dilimden dökülüverdiler.
Çünkü ülkemde merhamet yoktu"
diyor. Sivas kırımına gönderme yaparak,
"Bu utanç yüzünden uzun yıllar şiir yayınlatmadım. Ülkemde sanat ve söz
hâlâ merhametten uzak. Bu yüzden,
ey onsuz hiçbir şiirin tamam olmayacağı okur, söz'ün ardı sıra, bu açıklamayı hoşgöresin" (S.43) özründe bulunuyor...
* * *
Metin Celal'in 'Küçük Hayat Bağları' zamir çekimlerinden 'ben', 'sen', 'biz'e bölümlenmiş. Sevdaların günlük ihtiyaçlara sıkıştığından söz ediyor: "her şey kötüye gidiyor, kötüye / başarısız oluyor ayakta kalma deneyleri / unutuluyor perakende zamanlara sıkışan düşler / elektrik ve su faturalarıyla yitiyor sevdalar." 'Sen' bölümlemesinde, bak ne yapıyormuşsun: "oysa kuşkulusun solan renklerden / bilmiyorsun tenindeki diş izlerinin neler akıttığını / bana yakıştırdığın deli gömleğiyle / kurtarmaya çalışıyorsun hikâyeni."
(Kötü Bir Şaka Gibi). Şairin 'biz'ler için emin olduğu dilek: "en küçük hücremize
dek yekvücut olduğumuzu bileceğiz /
terimiz, tenimiz ve belimizle."
* * *
Hasan Öztoprak 'Ey Aşkı Anlayanlar'da önceki yılların ürünü 'O Hayalle Kal' (1991), 'Sanırım Hiçbirimizin Farkedemediği Bir Sarsıntı Oldu' (1993) ve 'Ağıtlar'ı da (1996) kapsayan, 'hayata dair' Öteki Şiirler'i bir araya getirmiş. Öztoprak, 1991'deki kitabındaki şiirlerinden günümüzdekilere şiirinin serüvenini, geçtiği evreleri örneklemek istemiş. Örnekler 100'üncü sayfaya kadar bolca var kitapta, biz ondan sonraki 'hayata dair' dizelere gelecek olursak, Balkanlar'daki bir acının ifadesiyle karşılaşıyoruz: "çocuklarımız bize ait değildir / Bosna'da akan kan tanrının kanıdır / hiç kimsenin onurlu yaşamaya hakkı yok!" Şair 'Oyun'da: "ama hayır! kendini bırakma / yaşadığın gibi ölürsün nasılsa / hayatın perdesi de ölüm değil mi?" diyor...
Ne dersiniz, bu üç değerli şairden, şiir kürü iyi olmadı mı bu hafta?..
|