Kendimiz ve kentimizKent yönetiminin kurallarını, 'meslek odaları, demokratik sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve gençlik örgütlerinin katılımıyla oluşturulacak' kurullar aracılığıyla belirlemek zorundayızŞevket ÇorbacIoĞlu
Uluslararası istatistiklerde; nüfusu on bini aşan yerleşmeler 'kent' olarak gösterilir. Bizde ise merkezi yönetsel yapı gereği, tüm ilçe ve il merkezleri nüfus büyüklüğüne bakılmaksızın 'kent' kabul edilir. Ekonomisi tarım ağırlıklı kırsal yerleşim alanları ise 'köy'...
Köyler kendi kendini besleyebilen yerleşmeler olmasına karşın, kentler genelde dışarıdan beslenen yerleşim alanlarıdır. Beslenmek için köyler kendi kendini yemek zorunda iken, günümüzde kentler hem kendi kendini, hem birilerini yemek zorunda bırakılmıştır. Özellikle İstanbul, Ankara ve benzer kentlerimiz de yaşanan bu olguya, mevcut merkezi ve yerel yönetsel yapı içinde çözüm getirmek hayli zordur. Genel seçimlerin kaderinin tartışıldığı şu günlerde, yapılması yasalar gereği zorunlu olan yerel yönetim seçimleri göz ardı edilmektedir. Oysa demokrasinin en küçük birimi olan yerel yönetimlere ilişkin sorunlarımızın bugüne dek tartışılması ve sonuçlandırılması gerekmekteydi.
Yürütme işlevsiz
Anayasa'nın 127. maddesinde belirtilmesine ve uluslararası sözleşmeler doğrultusunda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı ile imzaladığı (6.03.1998) 'Yerel gündem 21'lerin' teşvik ve geliştirilmesi anlaşmasıyla ülkemiz, 'halkı kapsayan tüm yerel unsurların söz ve karar sahibi olmalarını' kabul etmesine ve 3 Ekim 1992'de benimsenen 'Avrupa yerel yönetimler özerklik şartına ve özerk yerel yönetim süreçlerinde vatandaşlardan oluşan meclislere, referandumlara ve vatandaşların doğrudan katılımına olanak veren yöntemlere başvurulması' haklarını tanımasına karşın, belediyelerin yapısını 'yerel özerklikten' soyutlayan bir sistem oluşturmuşuz.
Bilindiği gibi ademimezkeziyetçi sistemde yürütme organı belediye başkanı ve meclisten oluşmaktadır. Bizdeki yerel yürütme; Meclisindeki bağımsızlık erkini kendi alt kurulu (encümen) ve merkezi yürütmenin belirleyiciliği / yönlendiriciliğiyle bozarak, yerel yürütme organını büyük boyutta işlevsizleştirmiştir.Acil yasal düzenleme 1984'te metropoliten kentlerin yönetimi ve büyükşehir belediyelerinin kurulması, imar planlama konusunda belediyelerin yetkili kılınması, belediye gelirlerinin artırılması da bu 'sistem kaosunu' önleyememiştir. Aksine 1984'te Özal döneminde, 1930'da oluşturulan ve belediye meclisine kent ve kentli adına denetleme yetkisi veren 1580 sayılı belediyeler yasasının yerine, büyükşehir belediye başkanlarına sınırsız ve denetimsiz yetkiler veren 3030 sayılı belediye yasası yürürlüğe sokulmuştur... Kısaca, sistem daha da işlevsizleştirilmiştir.
Yerel yönetimlerin bugünkü edilgenliği gerekli yasal düzenlemelerle acilen giderilmeli, öncelikle şu anda merkezi yönetimin yetki alanına giren 'eğitim ve trafik' 1950'lerdeki konumuna döndürülmeli ve yerel yönetimlerin yetkisine verilmelidir. Bunun yanı sıra enerji dağıtımı da yerelleştirilmeli, hiç değilse 1982 öncesi konumuna getirilmelidir.
Kent yönetimini, kent ve kentliyle paylaşacak çağdaş ve evrensel anlayış çerçevesinde 'merkezi yönetim-yerel yönetim, meslek odaları, demokratik sivil toplum örgütleri, üniversite ve gençlik katılımlarıyla oluşacak' kurullar aracılığıyla belirlemeliyiz. Toplum mühendisliği Kentimizi ve kendimizi kurtaracak kentsel yapının oluşmasını, toplumun yönetilebilirliğini, yani son günlerin moda deyimi 'toplum mühendisliğini' ancak böylesi paylaşımcı ve katılımcı çağdaş oluşumlarla gerçekleştirebiliriz.
2000'e girmek üzere olduğumuz bu süreçte, katılımcı saydam hizmet sunumu ile hizmet önceliklerini, kentimize, doğaya ve dolayısıyla kendimize ve gelecek kuşaklara tanımamız gerekirken, yerel yönetimler öncelikle temel hizmetleri (yol, su, kanalizasyon vs.) düşünmekte; ekonomik, toplumsal fiziksel ve kültürel sorunları bir bütünsellik içinde ele almamakta veya alamamaktadır.
'Demokratik denetim ancak demokratik projelerle yaşam bulur' yaklaşımıyla ataleti üzerimizden atarak bizleri önümüzdeki yıllarda yerelden ulusala, ulusaldan evrensele taşıyacak projeler geliştirmeliyiz.
Fiziki kent hizmetleri mühendis ve mimar disiplinlerine endekslidir. Elbette ki olgu salt bu disiplinlere endekslenemez. Hizmetlerin mühendislik ve mimarlık çalışmaları başlatılmadan önce, karar almalarda proje öncesi ve sonrası (kentliyle) tartışmayı ilke edinmeliyiz. Kentsel yatırımlardaki karar verme süreçlerinde izlenecek aşamalar olan; etüt (ön çalışma), fizibilite (yapılabilirlik raporu), projelendirme ve yapım (uygulama) aşamaları ve bu aşamaları oluşturan süreçlerde sivil toplum örgütleri, meslek odaları, üniversiteler ve gençlik aracılığıyla kentlinin 'yerel karar alma süreçlerinde' etkin kılınması sağlanmalıdır.
Bu sürecin işletilmesi ve etkin kılınması için yukarıdaki ilgili kuruluş temsilcileri ve merkezi yönetim-yerel yönetim temsilcilerinden oluşacak 'kurulların' yaşama geçirilmesi yerel yönetimlerin temel ilkesi olmalıdır. Ancak o zaman katılımcı, saydam ve rasyonel hizmet başlatılabilir.
Doğaldır ki tüm bunlar için, merkezi yönetim ile yerel yönetim ve kentli arasındaki ilişkilerin esaslarını çağın gereksinimlerine göre belirleyerek merkezi ve yerel yöretim kurallarımızı yeniden belirlememiz gerekmektedir. Özellikle yerel yönetimlere ilişkin ilkeleri belirleyecek 'yerel yönetim yasası'na 'yerinden yönetim ilkeleri' kazandırılmalı, örgütlü ve yaygın hizmet, örgütlü etkin üretim ve verimlilik kurumsallaştırılmalıdır.
Şevket Çorbacıoğlu: Türk Mühendisler Birliği Derneği Genel Başkanı
|