Kalbi kırık bir anarşist...Nazan Öncel son albümü 'Demir Leblebi'yle olay yarattı. 'Kendi hikâyem' dediği albümde, yaşama ve insanlara olan öfkesini açık bir dille ifade eden sanatçının, bazı şarkıları radyo ve televizyon kanallarında derhal yasaklandı HIZIR TÜZEL
İSTANBUL Bazı insanlar vardır. Açık ve net insanlar. Kendine güvenli, kararlı, korkusuzdurlar. Kendi fikirlerini hiç kimseden korkmadan sonuna kadar savunur, yanlış yapmaktan korkmaz, hayatı alabildiğine göğüslerler. Bunların, kitaplarında yalan yazmaz. Yaşamın tüm olumsuzluklarına bir de kendi olumsuzluklarını eklemezler. Daha iyi yaşar, daha iyi üretir, daha iyi uyurlar ve daha az para kazanırlar... Kararsız ve kendini saklayan bir çoğunluğun içinde yaşadıkları için, doğal olarak uyum sorunu yaşarlar. Zaman zaman mutsuz olurlar ama mutsuzluk da kendi tercihleridir. Politikacısından sanatçısına, mankeninden sokaktaki insanına kadar büyük bir çoğunluğun maskesiz sokağa çıkmadığı, yapaylığı ve yalancılığı yaşam biçimi olarak kabul ettiği günümüz Türkiye'sinde ara sıra da olsa bu orijinal insanlara rastlanabiliyor. Kuruçeşme'de denize bakan ahşap, insanı kucaklayan samimi evde de bunlardan biri yaşıyor. İsmi Nazan Öncel. Bilenler onu, sekiz adet albümüyle tanıyor, müzisyen yani. Bilmeyenler ise televizyonda yüzlerce kez dinledikleri 'Sokak Kızı' şarkısından. Biz bilmeyenlerdeniz. Onun için ilk karşılaştığımızda çok şaşırıyoruz. Hiç de öyle kliplerdeki gibi sokak kızına filan benzemiyor.Gözlerinde hüzün var Nazan Öncel yüzündeki huzur ve gözlerindeki hüzünle yaşıyor. Rahat mıdır, mutlu mudur, mutsuz mudur pek belli olmuyor. Ama belli olan tek şey açık, net ve kararlı bir insan olduğu. Bir de yüksek tansiyondan mustarip. Öncel, son albümü 'Demir Leblebi'de bir tür otobiyografik çalışma yapmış. Tüm şarkılarda kendini anlatmış. Albüm, müzikalitesiyle ve şarkılarıyla ilgi çekici. Her şey samimi ve net. Eleştirmenler ve müzikseverler nasıl değerlendirir bilemeyiz ama alıştığımız imalı sözler, sahte tavırlar, yalancı notalar bu albümde yok. Ama bazı şarkılardaki bazı sözleri dolayısıyla o çoktan yasaklar listesine girdi bile. Çünkü 'Sokarım politikana' diyor, yaşadığı bir cinsel tacizi anlatıyor. Bu ülkede mümkün mü öyle açık yüreklilikle kendini anlatmak filan Yasaklarlar tabii. Bir de neden yasakladıklarını izah edebilseler!
Nazan Hanım neden yasaklıyorlar sizin şarkılarınızı?
Albümdeki şarkılar kendi meselelerimdi. Ama 'Sokarım Politikana' isimli şarkıyı tutup memleket meselesi yaptılar. İşte o zaman bu memlekette mesele var demektir. Bu şarkı bazı radyolar ve televizyon kanalları tarafından yasaklanmaya başladı...
'Sokarım' yüzünden mi, 'Politikana' yüzünden mi?
Evet ben de aynen böyle sordum hangisi sizi rahatsız etti dedim. Yoksa dedim düşündüğünü söyleyen bir insanın şarkısı olduğu için mi dedim. Cevabını alamadım. Ben de bunun cevabını aramak durumunda değilim diye düşünüyorum. Çalmazsanız çalmayın. Ben buyum, benim ifade şeklim de bu. Herhalde alışık olunan bir kadın şarkıcı modeli değilim.
Dinlediğimiz kadarıyla politik bir anlamı yok bu şarkının.
Bu şarkının bilinen anlamda politikayla ilgisi yok. Aşkın politikasından söz ediyor. İnsanların düşündükleri, söyledikleri, yaptıkları başka başka oluyor. Herkes kararsız ve net değil. Maalesef bende de bunun tam tersi var. Beni ehlileştiremezler bu saatten sonra.
İnsanlar neden kararsız sizce?
Eskiden kaybedenlerde vardı kararsızlık, tutunamayanlarda vardı. Daha çok ezilen insanlarda vardı. Fakat şimdi ezenler daha kaygılı insanlar oldu. 'Aman ayağım kaymasın' kaygısıyla yaşamaya başladılar. Bu da yaşamın neşesini alıp götürüyor. Bu kaygılar acıları, endişeleri hafifletmiyor, aksine artırıyor.
Toplumsal bir olay mı sizce bu?
Net olamama toplumun kültürüyle de olan bir şey. İnsanların kendilerini mutsuz etmelerini anlayamıyorum. Genel olarak hırslar, korkular yaşamın sadece paraya endekslenmesi hep ön planda. Bu yüzden insanların gözü kararmış. Böyle bir durumdalar ama meydan okumaktan da korkuyorlar. Bence hayatta verilebilecek en önemli karar, yanlış bile olsa kararlı olmaktır. Kararlı olamadığınız müddetçe bocalar durursunuz.
Albümde anlattığınız gibi kararlı birisiniz galiba...
Karşımdaki insan ne kadar kötü olursa olsun ben her zaman açık olmayı tercih ettim. Ama bir yerde bununla ilgili bir suiistimalle karşılaştığım zaman o da bende infial yaratıyor. İçimde kocaman bir delik açıyor. Beni mutsuz ediyorsa, ben de onu mutsuz ediyorum. Demek ki bunu hak ediyor.
Şarkılara bakılırsa kalbiniz delik deşik olmuş. Terk etmeler, terk edilmeler, aldatılmalar, dertler filan 'of ki of' yani...
Aşk bir risk. Bu riski göze alamayanlar, önce kendi egosunu düşünenler aşkta da kaygılı tabii. İnsanda elbet kendini koruma ve savunma duygusu vardır ama bu aşkta bir noktaya kadardır. Hayatı birlikte paylaştığı insana karşı açık olamaması, net olamaması o ilişkiyi istenmeyen bir noktaya götürüyor. Yürü git, senin arzu ettiğin başka bir hayattır, benim sana verebileceğim hayat budur.
Sizde ilişkiler hep istenmeyen noktalara gitmiş galiba.
43 yaşından sonra hayatın bana kötü davrandığını gördüm. Geçmişle yaşanmıyor tabii. Geçmişi açıyorsunuz, kapıyorsunuz filan. Sonra sorgulamaya başlıyorsunuz. İnsan sorumluluklarından kaçmadığı zaman derin yaralar alabiliyor. Maalesef ben bu yaraları aldım, bunlarla yaşadım. Acılar ve sıkıntılar. Bu tarafımdan memnun değilim.
Affedersiniz ama mutsuz bir insan mısınız?
Küçük hesaplar yapan insanlar mutsuz insanlardır. Böyle hesaplar yapmadığım için mutluyum diyebilirim. Biraz da matematiğim zayıftır. Hesap edemiyorum işte. Ama bu yüzden de rahat uyuma şansına sahibim. Kafayı yastığa koyduğunuz zaman kimseye verilecek bir hesabınız olmadığı için iç huzuruyla uyuyabiliyorsunuz. Ayrıca bu küçük hesaplarla yaşayan insanlar, ne gibi küçük amaçlara ulaşıyor onu da pek bilmiyorum. Zaten, gözyaşlarının bile sanal olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Kliplerde bile gözyaşı damlasıyla ağlamaya başladı insanlar.
Mutlusunuz ama yine de hayattan şikâyet ediyorsunuz anladığımız kadarıyla?
Hayatı kolay mı sanıyorsunuz.
Estağfurullah ne haddimize. Yani sizi tanımadığımız için, 'Albümde anlatılanlar hayatım' dediniz de onun için.
Aslında bu albüme tükürmek gibi bir şey diyebilirsiniz. Bir silkelenme. Şarkıları göndermek istediğim adresler vardı. Ama onlar da kalktılar öldüler. En yakınlarımı, en sevdiklerimi, herkesi kaybettim.
Tüm yaşamımı süzgeçten geçirdim. Geriye baktım, hayatın gerçeklerini gördüm. Bütün yazdıklarım da havaya uçtu. Ölüp gitmişlerdi, ben utanmadan yaşıyordum.
'Demir Leblebi' isimli şarkınızda bir ensest vakadan söz ediyorsunuz. İnsanlar, 'Nazan Öncel bunu kendine malzeme yapıyor' diyor.
Günahıyla, sevabıyla dinleyenlerim, gerçekten Nazan Öncel'i dinleme hakkına sahip. Zaten o kişi alıyor, dinliyor irdeliyor ve beni daha iyi anlıyor. Sadece onlarla paylaşmak istiyorum. Ortalıklarda kalkıp orada burada konuşayım, bu şarkının üzerine oynayayım, klip yapayım, bunlarla yola çıkmadım ben. Böyle bir şey yapmak çok gereksiz. Ben bunu kendime yakıştıramıyorum.
Biraz çelişkili değil mi, şarkısını da yapmasaydınız o zaman.
Biraz önce söylediğim gibi bu silkelenmek, tükürmek. Kimse hayatı boyunca bunu yaşamayı istemez. Tabii ki, hayatınızı baştan karartan bir şey, nasıl güvenerek bakabilirsiniz yarına, arkanıza dönmeye korkarsınız, döndüğünüzde de kurşun yiyeceğinizi bilirsiniz. Sonuçta tüm dünyada halka mal olmuş insanlar otobiyografilerini yazıyor biliyorsunuz. Benim dinleyicimin de hakkıydı benimle ilgili gerçekleri bilmek. İnsanın kendinden kaçabilmesi mümkün değildir. Bu albümdeki de benim işte.
|