Belgeleriyle ABD Başkanı'nın dünyayla alay eden yönetim anlayışından benim kadar rahatsız olanla, kaleminden zehir damlayan birkaç gazetecinin son dönemde yazdığı kitaplara ilgi duyabilirler. Bunlardan biri, Monica skandalını ortaya çıkaran Newsweek yazarı araştırmacı gazeteci Michael Isikoff'un 'Uncovering Clinton: A Reporter's Story' (Clinton'ı Ortaya Çıkarma: Bir Muhabirin Öyküsü) isimli kitabı. Monica skandalından Beyaz Saray'ın basınla ilişkilerine kadar Başkan'ın iç kabinesini ve yönetim mantığını iyi yansıtan bir kitap.
Daha da ağırı ise ünlü gazeteci Christopher Hitchens'ın 'No One Left to Lie' (Yalan Söyleyecek Kimse Kalmadı) isimli, her sayfasından kan damlayan zehir zemberek eseri. Hitchens, sol gelenekten geldiği ve Clinton iç kabinesiyle yakın ilişkileri olduğu için ilginç bir isim. Yazar, "Kral çıplak" derken, uyuşturucuyla mücadeleden, Beyaz Saray'ın CIA dahil ABD yönetiminin
tüm birimlerini birer ticarethaneye dönüştürmesine kadar, Clinton'ın tüm zaaflarını bir bir sıralıyor. Anafikir şu: Bu yalnız bir karakter sorunu değil; bunlar ABD ve dünya dengelerine zarar veren son derece kritik falsolar. Bill ve Ben Geçen gece Bill Clinton'ı rüyamda gördüm. Gazeteciler ve Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Sandy Berger gibi tiplerin olduğu bir piknik masasında Süleyman Demirel'i beklemekteydik. Yemekte Bill ve ben, bir ara uzun uzun baş başa sohbet ettik. Hillary de sağımda oturuyordu ve arada bir ona bakıp 'Cildi ne kadar bakımlı' diye düşünüyordum. Cumhurbaşkanı, yemeğe hiç gelmedi. New Jersey'den telefon edip (cep telefonuyla), Türk Amerikan Dernekleri'nin açılış kokteyline gitmek zorunda olduğunu, sözünden dönemeyeceğini anlattı. Bu kez içimden, 'Hay Allah, şu Cumhurbaşkanı da ne kadar alaturka!' diye düşündüm. İtiraf etmeliyim ki, uzun konuşmamız sırasında Bill gözlerimin içine bakıp o kısık sesiyle Kosova'yı anlatırken, ben de Monica gibi, 'farkında olmadan ondan etkilenmiştim.'
Oysa ABD Başkanı'yla ilgili her fırsatta açığa vurduğum gerçek düşüncelerim göze alınırsa, bu rüya oldukça şaşırtıcı. Artık rengimi belli etme zamanı geldi. Bill Clinton'a karşıyım. Kendisinden şiddetle rahatsız oluyorum, dünya barışı ve siyasi ahlak için son derece sakıncalı bir insan olduğunu düşünüyorum. Neden mi? Monica'yla alakası yok. Clinton, solcu ve liberal olduğunu iddia edip, sosyal güvenlik ve refah gibi çağdaş sol ideolojinin ana konularında bir adım bile atmayan, tüm enerjisini büyük sermayenin çıkarları ve halkla ilişkilere yönlendiren bir lider. Hiçbir konuya gerçek bir inancı, herhangi bir politikasının ardında ilkeli bir tutumu olduğunu sanmıyorum. Monica olayından Sudan'da bombalanan ilaç fabrikasına kadar (ki ABD fabrikayı haksızca bombaladığını kabul ederek tazminat ödemeyi kabul etti) Clinton'ın televizyon ekranlarından kameranın gözünün içine baka baka yalan söylemesi, ABD'li olmayan ve çifte vatandaşlığı bulunmayan beni bile oldukça utandırıyor. Neden politikacıların ahlak ve dürüstlükten muaf olmasını kabul edelim?
Son 4-5 yıldır Clinton yönetiminin dış politika anlayışını izlemek, dünya lideri olduğunu iddia eden bir ülkenin ne derece ilkesiz davranabildiğini görmek açısından oldukça acıklıydı.
Irak'ta altı başarısız darbe girişimi, anlamsız bir ambargo, kararsız bir
dış politika sayesinde, Washington'ın Ortadoğu'daki güvenilirliği kalmadı. Balkanlar'da uzun dönem kılını kıpırdatmayan, Bosna'da tam dört yıl boyunca Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana gördüğü en korkunç mezalime izin verdi. Dile kolay, Saraybosna'nın kuşatması tam dört yıl sürdü. Ruanda'da üç ay süren vahşi soykırımı boyunca Washington, olayın bir Afrika iç meselesi olduğunu söyleyip durdu. Balkanlar'a hakkani bir barış getirmek değil kendi imajını düzeltmek isteyen Clinton yönetimi, masaya oturacak bir muhatap ararken, 1996'da eli kanlı savaş suçlusu Slobodan Miloşeviç'i Bosna'nın taksimiyle ödüllendirerek, Dayton Anlaşması'nın imzaladı. Bunun sonuçlarını bugün Kosova'da görüyoruz. Clinton yönetiminin, kısa dönemli politikalarına bir de istihbarat ve güvenlik birimlerinin artan beceriksizliğini ekleyin. Kosova'daki mücadele sırasında
NATO güçleri tam dokuz kez yanlış hedefi bombaladı. Hatta bunlardan birinde, Yugoslavya yerine yanlış ülkeye, Bulgaristan'da bir banliyöye düştü Cruise füzeleri!
Başkan Clinton geçen hafta Almanya'da Kosova'lı mültecilere "Evlerinize döneceksiniz" sözü verdi. Umarım bu geçen sene ocak ayında sarı koltukta otururken, 'Beni iyi dinleyin son kez söylüyorum. O kadınla, Monica Lewinsky'yle asla ilişkim olmadı' türünden bir söz değildir.
|