Balkanlar'da Hitler var mı?NATO savaşının genel gerekçesi Miloşeviç'in bir Nazi, ikinci bir Hitler olmasıydı. Ama güçlü Üçüncü Reich iktidarıyla iflasın eşiğindeki Yugoslavya arasında gerçekten bir benzerlik var mı?CHRIS BAMBERY
'Miloşeviç bir faşist. 1930'lardaki deneyim bize faşizme asla boyun eğilmemesi gerektiğini gösterdi. Öyleyse, NATO'yu desteklemeliyiz.' Savaşı meşru kılmak isteyenlerin son sığınakları, bu savaşını faşizme karşı olduğunu göstermek. 1982'de Margaret Thatcher, Körfez Savaşı'nda Batı ittifakı yeni Hitler'ler ve faşitler sundu. Ama geniş bir toprak parçasını kaybetmiş bugünkü Yugoslavya'nın iflasıyla, 1930'ların Üçüncü Reich'ını karşılaştırırken Miloşeviç'in Hitler kadar güçlü olmadığını unutmamak lazım. Almanya'da durum Alman yönetici sınıflarının Nazizm'e dönüşmesinin sebebi 1918 sonrasında yaygınlaşan devrimci krizin Almanya'nın yakasını bırakmamasıydı. 1929'da Wall Street'in çökmesinin takip ettiği bu sıcak ortamda, Alman kapitalisti polise ve orduya güvenemedi. Çalışan sınıf organizasyonlarını ve aslında Nazi devletinden bağımsız her türlü oluşumu yok etme arzusunu taşıyan Nazi Partisi , onlara işte bu güveni veriyordu.
Hitler'in iktidara geldiği ve savaşın patladığı zamana dek geçen sürede 225 bin kişi mahkûm edildi, 1 milyona yakın Alman toplama kamplarını ziyaret etti. Britanya, Fransa ve ABD'nin yöneten sınıfları Hitler'in başardıklarına tam bir hayranlık duyuyordu. Hitler'e karşı değişim, Nazi rejiminin, Orta ve Doğu Avrupa mağarasından çıkmayı ve Avrupa'nın paylaşımında söz sahibi olmayı istediklerinin anlaşılmasıyla başladı. Hitler'in yönettiği Alman yayılmacılığı İngiliz Kanalı'ndan Don'a kadar uzanıyordu. Ancak Miloşeviç'in yönettiği Yugoslavya; Slovenya, Hırvatistan, Makedonya'yı kaybetmiş, Bosna'dan kopmuş ve Karadağ'daki kontrolünü yitirmiş bir ülke. Üstelik, Sırbistan içindeki muhalefet, Miloşeviç yönetimini hırpalıyor. Yugoslavya'da ticaret sendikalarından, insan hakları gruplarından muhalif radyo istasyonlarına ve gazetelere kadar geniş bir yelpazedeki kuruluşlar Miloşeviç rejimine karşı varlıklarını sürdürüyor. Bu ne Hitler Almanyası'nda ne de Franco İspanya'sında yoktu. Miloşeviç, Sırbistan'daki bağımsız ticaret sendikasını dağıtmak istedi ama başaramadı. Almanya'da Nazi partisince kontrol edilen bağımsız milis güçler, rejim adına Alman toplumunun 'temizlenmesi' işinde ordu ve polisten çok daha etkindi, Miloşeviç böyle bağımsız bir güce sahip değil. Ordusuz bir Hitler Üçüncü Reich Cumhuriyeti'yle karşılaştırıldığında Miloşeviç rejimi bir harabedir. Hitler kendi savaş makinesini yaratmıştır, SS'leri muhalif yetkililere ve yönetici sınıf üyelerine karşı kullanmıştır. Nazi rejimi 1945'e dek Alman sermayesiyle birlik içindedir. Miloşeviç ise grevler ve gösteriler nedeniyle adım adım iktidarı terk ediyor. 1991'de savaş patladığında askere çağrılanların yüzde 23'ü orduya hizmet etti. Bosna savaşına karşı yaygın muhalefet, Miloşeviç'i 1995'te ABD'nin de katıldığı Dayton anlaşmasını kabule zorladı (Miloşeviç o zamanlar 'yeni Hitler'den ziyade Clinton'ın iş yapabileceği bir adamdı).
Nazi rejimi yüzde 16'sı Polonyalı olmak üzere tam 5.7 milyon insanı öldürdü. Bosna'da, Kosova'da korkunç kıyımlar yapıldı ama buradaki kıyımları 'Holocaust' diye nitelendirmek, Holocaust'un insanlık tarihindeki en korkunç kıyım olduğu gerçeğini gölgeliyor.
Yahudi düşmanlığı, Nazi makinesine kaynak yapılan akıldışı bir ideolojidir. Bu ideolojide, Yahudiler yok edilmesi gereken asıl düşmandır. Oysa Holocaust, Alman kapitalizmi açısından akıldışıydı, çünkü kalifiye emek yok ediliyordu. Rejime verilen desteği de olumsuz yönde etkiliyordu. Üstelik, rejim birçok kişinin bildiği 'soykırım sırlarını' saklamak için yoğun çaba harcamak zorunda kaldı. Yahudi soykırımını yapmak için psikopat katillere ihtiyaç vardı. Hitler, Nazi Partisi ve SS'ler gittikten sonra geride Yahudi Soykırımı kalmamıştır. Ancak Miloşeviç'in arkasında etnik saflık politikalarını uygulayabilecek birçok Sırp politikacı var.
NATO savaşını doğrulamak için Britanya İşçi Partisi vekillerinin savaş muhaliflerine karşı öne sürdüğü bir diğer örnek İspanya İç Savaşı'dır. Ancak dünya çapında çalışan sınıfların dayanışmasıyla desteklenen bir savaşla bugünün Balkanlar'ını karşılaştırmak parodi olur. Bugün Balkanlar'da ABD ve müttefiklerinin yeni dünya düzeninin zırhlı araçlarını seyrediyoruz. Oysa İspanya'da, işçi devriminden korkan büyük güçlerden hiçbiri sembolik destekler dışında İspanya Cumhuriyetçileri'ne arka çıkmamıştır. Balkan kasapları Miloşeviç bir kasaptır. Ancak Hitler'le karşılaştırılamaz. Miloseviç'in ardından çıkan fatura ne Kongo'daki Belçika sömürge yönetimiyle, ne II. Dünya Savaşı'nda Britanya'nın yarattığı açlık nedeniyle Bengal'de kırılan 4 milyon insanla, ne 1965'te Endonezya'da CIA'nın desteklediği darbede öldürülen yarım milyon komünistle nede ABD'nin 'demokrasiyi korumak adına' Vietnam'da öldürdüğü yarım milyon insanın dramıyla karşılaştırılabilir.
Miloşeviç başka kasapların da bulunduğu Balkanlar'daki kasaplardan sadece biridir. Miloşeviç'i illa birisine benzeteceksek, 1995'te Krayina'da 200 bin Sırp'a yönelik etnik temizlik yaptığı iddia edilen Hırvat ordusunun generallerinden biri olan ve halihazırdaki UÇK Başkomutanı Agim Ceku'ya benzetebiliriz. Blair ve soldaki destekçileri bizden bu savaşın en yüksek insanlık değerleri için yapıldığını düşünmemizi istiyor. Hitler'le ve 1930'larla benzeştirmelerinin sebebi budur. Ancak, Batı'nın gerçek hareket sebebi daha fazla gelişmedir. NATO'dan yana olan biri kendini militarizm ve savaşla mücadele ederken değil, savunurken bulacaktır.
Chris Bambery, Socialist Rewiev'un Haziran 99 sayısında yer alan yazısı.
|