|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Avrupa'nın 'hasta adam'ı eguven@radikal.com.tr Balkanlar'da istikrar arayışı 'resmen' başladı. Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı Saraybosna'da uygulamaya kondu. Liderler Balkanlar'ı yeniden yapılandırmak için el ele çaba gösterme sözü verdi. Sonuç bildirgesinde amaca ulaşabilmek için gerekli araçlar da sıralandı: Demokrasi ve insan hakları, ekonomik reform, askeri işbirliği. Tabii arkasından da kesenin ağzı açılıyor. İlk aşamada bölgeye 2 milyar dolar akıtılacak.
Buraya kadar her şey yolunda. Zor olan bundan sonrası. Pakt etrafında bir araya getirilen bölge ülkelerinin beklentileri birbirinden farklı. Aynı şekilde ABD'nin, Avrupa'nın, Rusya'nın öncelikleri çelişkili Bosna'nın durumu iyimserliği güçleştiriyor. Makedonya ve Arnavutluk ayakta zor duruyor. Kosova'daki siyasi belirsizlik ise herkesin malumu. Daha bir dizi umut kırıcı unsur var ortada.
Ama asıl sorun başka, bu sorunun adı Yugoslavya.
Dikkat ederseniz Saraybosna zirvesinde İran (!) bile vardı ama paktın bizatihi 'varlık nedeni'ni oluşturan Yugoslavya ortalıkta yoktu. Hal böyleyken bu paktın Balkanlar'a nasıl istikrar getireceği merak konusu.
Siz bakmayın o görkemli törene, yaldızlı nutuklara,
ortada uçuşan dolarlara. Yugoslavya sorunu çözülmedikçe
ve Yugoslavya bu pakta dahil edilmedikçe ne Balkanlar'a istikrar gelebilir, ne de Avrupa'ya. Bugünkü haliyle Yugoslavyalı bir Balkanlar ancak ve ancak Iraklı bir Ortadoğu kadar istikrarlı olabilir, daha fazla değil.
Yugoslavya bugün Avrupa'nın 'hasta adam'ıdır. 10 yıl içinde Slovenya'yı, Hırvatistan'ı, Makedonya'yı ve Bosna Hersek'i kaybetmiştir. Son olarak da Kosova'da egemenliğini fiilen elden kaçırmıştır.
Bu dönemin önümüze koyduğu bir gerçek daha var: Belgrad rejimi saldırganlaştıkça toprak kaybediyor, toprak kaybettikçe saldırganlaşıyor. Nitekim şimdi de gözüne Karadağ'ı kestirmiş durumda.
Uluslararası topluluk 1991'den bu yana bu kısırdöngüyü kırmak için her yola başvurdu. Ambargo, tecrit, askeri harekât... sonuç ortada. Miloşeviç rejimi hâlâ işbaşında, üstelik daha şimdiden İstikrar Paktı'nı sabote etmek için kolları sıvadı. Balkanlar'ın İpek Yolu sayılabilecek Tuna Nehri'ne ipoteğini koydu bile. Yani Yugoslavya İstikrar Paktı'na misilleme yapıyor. Çünkü zirveden çıkan mesaj
gayet açıktı: Miloşeviç iktidarda kaldığı sürece paktın
kapıları Yugoslavya'ya açılmayacak. Dolayısıyla Yugoslavya her türlü yardım ve işbirliğinden mahrum bırakılacak. Anlaşılan o ki bugüne kadar Yugoslavya'ya karşı 'sopa' kullanan uluslararası topluluk şimdi 'havuç'a sarılmıştır.
Batı her ne kadar niyetini Miloşeviç rejimini aşındırmak olarak koysa da, bu dışlanmışlığın Sırplarca bir nevi cezalandırma olarak algılandığı ortada. Tıpkı Birinci Dünya Savaşı'nın ertesindeki düzenlemenin Almanlarca algılandığı gibi.
O zamanki sonuç İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiydi. Almanya'nın dize getirilip sisteme entegre edilmesi ancak tam teslim alınıp ehlileştirilmesiyle mümkün olabildi. Avrupa'ya istikrar ancak İkinci Dünya Savaşı'nın ardından geldi. Yugoslavya sorunu ile 1990'ların başında yeniden bozulan istikrar sorun çözülmedikçe Kaf Dağı'nın ardında kalacaktır.
Şimdi burada asıl sorumluluk uluslararası topluluktan ziyade Sırp halkına düşüyor. Sırplar ya Miloşeviç ve şürekâsından kurtulup 'hasta adam'ı iyileştirecek ya da makus talihlerine razı olacaklardır. Tıpkı Hitler'den kurtulamamış Almanlar, Saddam'dan kurtulamayan Iraklılar gibi.
|
|
|
|