|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Faili meçhul ahlaksızlık Biz millet olarak ahlakımıza pek düşkünüzdür. Hatta bizde hukukun temel işlevlerinden biri ahlaki kaygıların gözetilmesidir. 'Ahlaka mugayir' durumların tespit ve cezalandırılmasını çok önemli olduğu
için de, ahlaki kodları mümkün olduğunca detaylandırmak şarttır.
Meclis kılık kıyafet yönetmeliği bu açıdan iyi bir örnek: Erkek ve kadın, herkesin görünen her yeri kurala bağlanmış. Açıklamalara göre 'kılık ve kıyafette devrim ilkelerine uygun bir birlik ve bütünlük' gerekmekteymiş. Yani herkesi tek bir kurala uymaya zorlarken, aynı zamanda herkesin birbirine benzemesi de garanti altına alınmış.
Birbirine benzemek ahlaki açıdan önemlidir. Çünkü çoğu zaman ahlak sadece birbirine benzemeyi kapsar ve benzemeyenin dışlanmasını meşru kılar; hukuk ise bu durumu kurala bağlayarak, şiddet kullanımının yolunu açar. Tabii bu rölativizmi özümsemiş bir hukuk sisteminde geçerli değildir; ama zihniyet açısından modernite öncesinde ısrar eden bizim gibi ülkelerde, 'ahlak' kolaylıkla şiddetin ve evrensel normlarla bakıldığında hukuksuzluğun kılıfı haline gelebilir.
Böylece bize benzemedikleri için bir avuç travestiye bile tahammül edemeyiz. Hem onları 'aykırı' cinsel kimlikleriyle tanımlarız, hem de onlara bu kimlik çerçevesinde gösterdikleri davranışlarından ötürü insanlık dışı bir yaratık muamelesi yaparız. Bir arada oturmalarını sakıncalı bulduğumuz gibi, işyerlerimizde veya geçtiğimiz caddelerde yan gözle görünmelerine bile tahammül edemeyiz. Travesti dövmekten zevk alan kamu görevlileri sayesinde tek tek hepsini ölüme göndermekte sakınca görmez ve bunu ahlaka bağlarız.
Oysa şiddete göz yuman, şiddete göz kırpan bir hukuk sisteminin varlığı bizatihi ahlaksızlıktır. Ve siz kendi küçük ahlakınızın peşindeyken, o sizi toplumsal bir ahlaksızlığa çoktan mahkûm etmiştir bile. Böyle ülkelerde bütün suçlar temelde 'faili meçhuldur'; çünkü istenmezse suçlular yakalanmazlar. İşler ayyuka çıktığında çareyi bir 'Faili Meçhul Olayları Araştırma Bürosu' kurmakta ararsınız. Ama çok geçmeden bir büronun faili meçhul ölümlere ilişkin deneyimi zenginleştirme konusunda uzmanlaştığını görürsünüz. Oğlunuz bir gün eve gelmez; ve günler sonra 'kimliği meçhul' biri tarafından koma halinde hastane kapısına bırakılır. Kimseye sormaya gerek yok, muhakkak ki 'düşüp başını vurmuştur'.
Hak aramak üzere Adli Tıp'a başvurmayı da düşünebilirsiniz. Ama devlet en kadim asimilasyon kurumudur. Oraya girenler kendi ahlak anlayışlarıyla baş başa kalırlar ve birçoğu toplumsal ahlaksızlığın parçası haline gelerek, şiddet uygulayan kamu görevlisinin kalkanlığına soyunurlar. Bu arada elinize hasbelkader bir hukuk kararı geçirseniz bile etkisi olmaz. İş başka bir hukuk merciine havale olur ve hatta bu yenisi sahte rapor düzenlemekle suçlanan söz konusu doktoru bilirkişi olarak bile atayabilir.
Küçük bireysel ahlak uğruna büyük toplumsal ahlaksızlığa razı gelen ülkelerde böyle şeyler hep olur. Herkes hukuktan söz eder, ama hukuk sadece devletle toplumu birbirinden ayırmaya yarar. Toplum görünür halde tutulur ve tek tip olmaya zorlanır; devlet ise kendisini görünmez ve meçhul kılar. Bu nedenle devletin fiillerinin çoğu 'faili meçhul' kalır.
|
|
|
|