Ana Sayfa | İletişim | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye
1 Ağustos 1999
Radikal-online... Yazarlar Radikal Geceleri Hiç Bitmiyor! Tıklayın!
Ziyaret etmek için lütfen tıklayın
EKLERİMİZ : Sanal Alem | Radikal2 | Cumartesi

İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket


İlkler... Bizler... Türkler

Osmanlı dünyayı ikiye ayırırmış dâr-ül-İslam ve dâr-ül-harp diye. Kendi topraklarından, yani dar-ül-İslam'dan ayrılıp yabancıların diyarına gitmenin tek nedeni savaşmak. Söylentiye göre Kraliçe Victoria'nın Sultan Abdülaziz'i davet etmesi büyük sorun çıkarmış bu yüzden. Ulemayı bir düşüncedir almış padişah dâr-ül-harp topraklarına nasıl ayak basacak diye. Nihayet buldukları çözüm sayesinde Abdülaziz de savaş yapması gerekmeden 'yurt' dışına çıkabilen ilk padişah olmuş. Ayaklarında sırf bu seyahat için yaptırılan pabuçlarının tabanıyla altı arasındaki özel bölmeye dâr-ül-İslam toprağı doldurulmuş ki padişah gönül rahatlığıyla düşmanın diyarında dolaşabilsin diye.
Günümüzün modern gezgini de yurtdışına gittiğinde ayaklarının altına Abdülaziz'in toprağı yerine kafasının içinde sanki kendi kültürünün kalıplarını taşıyor. İnsanların ulus olarak kendilerini en çok "Biz Estonyalılar... Ugandalılar... Türkler... vs." gibi hissetmeleri herhalde en çok kendilerini bir düşmana karşı tanımlarken ya da yabancı memleketleri dolaşırken oluyor. Seyahatlerde gördüklerimiz şu ya da bu şekilde bizle ilintili olduğunda daha bir anlam kazanıyor sanki. Çin Seddi'nin Türklerin de dahil olduğu barbar kavimleri dışarıda tutmak için yapılmış olması bile için için garip bir övünç duymamıza neden olabilir. Aynı Hindistan'ı iliğine kadar sömürüp kültürlerini de yıkıp yağmalayan İngilizlerin, orada eski ihtişamlı günlerinin kalıntılarına rastladıklarında derin derin gurur duymaları gibi.
Bir köpek önceden geçmiş olduğu yollara tekrar geldiğinde dikkatle aradığı idrarının kokusunu bulmuş olmaktan nasıl bir duygu ya da güven içinde hissediyorsa, sanki yabancı diyarlarda dolaşan ulus devlet vatandaşı da mutlaka kendisinden bir şeyler arıyor. Böylece gittiği yerlerin kültürüne karşı da kendini köreltmiş oluyor. Örneğin bir İngiliz bira, Türk taharetlenme musluğu, Amerikalı İngilizce, Pakistanlı başka bir Pakistanlı, Avustralyalı ise olabildiğine uzanan insansız bir ufuk arıyor.
Dünyanın her tarafında kendimize tanıdık şeyler bulmanın başka bir yolu ise tarihte bir şeyleri ilk yapanlar olduğumuzu ve böylece o gördüklerimizin de bir anlamda bize ait olduğunu anmak. Örneğin İskoçlar buhar makinesi gibi sanayi devrimine yol açan birçok buluşun kendilerinin olduğunu her fırsatta tekrarlar, Hintliler '0' sayısını bulmuş olmalarının hazzını New York'ta alışveriş yaparken bile hisseder, Malezyalılar 'orangotan' sözcüğünün kendi dillerinden dünyaya yayıldığını söylemekten kıvanç duyarlar. Bu ve benzer simgeler sayesinde 'Bu da bana ait' diye içten içe böbürlenerek bakarız dünyaya.
Geçenlerde küçük bir tarama yaptım. Türklerden dünyaya yayılan ilk birkaçı da şunlar: Pantolon (ata daha iyi binebilmek için), ay
çöreği/croissant ve kahvehane (Viyana muhasarası ve Budapeşte zaptının sonucu), bombalanmak (Trablusgarp'da İtalyan hava kuvvetleri tarafından 1911'de tarihte ilk hava bombardımanına maruz kalan devlet olmak) ve
Çin Tang hanedanının kayıtlarına göre yedinci yüzyılda ayaklarının altına bağladıkları tahta parçalarıyla buzun üstünde son derece süratli bir şekilde kaymak.

Yukarıdaki yazı hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Doyurucu   Yeterli   Yetersiz   Taraflı  
Bu anketlere katılan okuyucularımızın fikirlerini merak ediyor musunuz?

Yukarı Yukarı Çık Geri Geri Dön
Bu konuya ait haber listesi
İstanbul Uluslararası Festivalleri

DESTEK
seti@home
Dünyadışı akıllı yaratıklara ulaşmamıza yardım edin!
  • Detaylı Haberi
  • Ana Sayfası
  • Yükle ve Katıl!


  • Ziyaret etmek için lütfen tıklayın
    Radikal-online... Bu sitedeki tüm sayfa ve uygulamalar her tarayıcı ile sorunsuz görüntülenebilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemiz içerisindeki tüm sayfalar, tüm tarayıcı ve çözünürlük altında sorunsuz olarak görüntülenebilir.
    Ana Sayfa | İletişim | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye