|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Eşcinsel aşkın ötesi mineg@cybercable.fr Güzel şeydir özgürlük. Hele özgürlüğe gerçekten saygı duyulan bir
ülkede yaşanılırsa, belki de en güzel şeydir. Peki özgürlük nedir? Sözlükler, üç ayrı tanım getiriyor 'özgürlük' kavramına: Engel yoksunluğu. Uşaklığa zorunlu olmayan insan konumu. Tutsak olmayan canlıların yaşam biçimi. Sonuncu tanıma örnek olarak verilen canlı türü ise, vahşi hayvanlar olarak gösterilmiş sözlükte.
Güçlünün güçsüzü yediği yeşil cangıllar ile aynı doğa kuralının geçerli olduğu asfalt uygarlığında, gerçekten sınırsız bir özgürlüğün olmadığını biliyoruz hepimiz. Hepimiz, birer örümcek ağı, gemi palamarı ya da çamaşır ipi kalınlığında, görünür ve görünmez bağlarla sınırlıyız aslında. Bu bağların adını, kimi kez ekonomik nedenler, kimi kez aile, görgü, ülke gerçekleri koyuyor. Tüm davranışlarımızda ve yaşamımızda, görünmez sınırların çizdiği eni boyu belli özgürlükleri ya da tutsaklıkları yaşıyoruz. Öylesine karışıyor ki bazen bu sınırlar, özgür mü, tutsak mı olduğumuzu bilmeden, düşünmeden yaşadığımız
zamanlar, hani neredeyse ömrümüzü kaplıyor.
Gerçekten özgür olan, yalnızca duygularımız. Kimseye söylemediğimiz, dışa vurmadığımız hayallerimiz, gece düşlerimizde yaşanan maceralar. Bu duyguları alabildiğince serbest bırakan ve hayata geçirmeye çalışan insanlara, çoğu kez deli diyorlar.
Duyguların en delicesinin yaşandığı insanlık alanı ise, elbette aşk, sevgi. İki insanın birbirine olan tutkusu, önlenemeyen çekimi. Doğanın geniş genelinde, hele hayvan ve bitki türlerini de içine alacak
olursak, cinsel çekime tutulan cinsler dişi ve erkekten oluşuyor. Ancak iki erkeğin ya da iki kadının birbirine duydugu cinsel çekimin de insan ve bazı hayvan türlerinde yeri var.
Onlara da eşcinsel diyorlar.
Eşcinseller, eski Yunan kültüründe yüceltilen davranış biçimlerinin, orta, yeni ve yakın çağda yerin dibine batırıldığını, eşcinselliğe ilişkin olumsuz tepkilerin tabulaşmasını yaşamak zorunda kaldılar. Günümüzde ise, her etkinin sonunda tepki doğurduğu gibi, 'eşcinselliği yadsımak' bir tabu haline getiriliyor.
Özellikle Amerika ve Kuzey Avrupa ülkelerinde, eskiden 'eşcinsellik iyidir' demek için yürek isterken, şimdi 'eşcinsellik kötüdür' demek, ayıpların en büyüğü, yüz kızartıcı bir 'hoşgörüsüzlük'.
Bazı ABD eyaletleri, Hollanda, Danimarka gibi ülkeler eşcinsel evliliklere icazet çıkardı. Fransa, eşcinsellere nikâh olmasa bile ülkede çiftlere tanınan sosyal hakların tümünü, bir de birlikte yaşadıklarına ilişkin belge verdi.
Ancak...
Eşcinsellerin, cinsel seçimlerini bayrak yapıp dolaştırdıkları ve topluma kabul ettirmek yolunda verdikleri mücadelede çok tartışılan son bir aşama var: çocuk sahibi olmak hakkı. İstedikleri çocuk,
aslında doğa kurallarını tersine çeviremedikleri için, başkalarının çocukları.
Bir çocuk düşünün ki, okula gidiyor ve kendisine: "Senin annenin adı ne?" diye soran arkadaşına, "Benim annem yok, iki tane babam var," diyor. Ya da tersi. O çocuğun karşılaşacağı anlayışsızlığı, alayları, zorlukları, varın düşünün. Ayrıca, iki erkeğin ya da iki kadının, cinsel ilişkide bulundukları bir mekânda yetişen erkek çocuğun kadınlara dönük, ya da kız çocuğun erkeklere dönük bir cinsel seçim hakkı olabileceğini hayal etmek herhalde olanaksız.
Ama Batı uygarlığı buraya gidiyor. Belki yakında 'bize' de gelir. Gerekliyi bırakıp gereksizi benimsemekte, üstümüze yoktur, bilirsiniz.
|
|
|
|