'Yüksel Siteleri'nin batışıYalova'da Güven Sazak'ın yaptığı 200 kişilik siteden 100 kişinin cesedi çıkarıldı. Site 'sakinlerinden' 75 yaşındaki Hasan Karayamaç oğlunu, iki torununu ve gelinini boş yere arayıp durdu enkazın altında ERKAN DURDU
YALOVA - Yürek burkan acılardan biri burası. Yalova'nın girişinde sahil kenarında 200 kişilik Yüksel Siteleri. Ünlü müteahhit Güven Sazak'a ait Yüksel İnşaat tarafından yapılmış. Şu anda harabe durumda. Dahası, 100 kişiye mezar olmuş.
Kurbanlardan biri, Karayamaç ailesi. Yıllarca çalıştıktan sonra en azından yazları İstanbul'dan 'kaçabilmek' için gelmişlerdi Yalova'ya. Daha yeni satın almışlardı Yüksel Siteleri'ndeki yazlıklarını. Ve bir gece... Ertesi gün dünyanın dört bir yanından koşup gelen 'güzel insanlar' Yüksel Siteleri'nde göçük altında kalanları kurtarmak için kolları sıvamıştı. Beton bloklar bir bir kaldırıldı. Bina sakinlerinin yakınları, korku ve umut karışımı bir duyguyla izliyordu AKUT'çuları.
Ama içlerinden birisi vardı ki onun yüreği bir başka çarpıyordu. Güçlükle ayakta duruyordu. Çünkü yaşı 75'ti. Çok gün görüp, çok acılar çekmişti Hasan Karayamaç. Ancak bu seferki başkaydı. Çünkü bir dağı andıran beton ve demir yığınının altında kendi canı, yani oğlu, torunları ve gelini yatıyordu.
Betonlar yavaş yavaş kaldırıldı. Dakikalar geçmek bilmiyordu. İş kötü gidiyordu. Beton yığınlarının altından önce iki ceset çıktı. Yaşlı adam, titrek bacakları ile battaniyeye sarılmış cesede koştu. Battaniyeyi açtı, işte o an yüreğinde zehirli bir hançerin o soğuk tadını duydu. Cansız vücuduyla yerde yatan oğluydu. Metanetli davrandı. Sessizce ağladı. Sonra tekrar enkazın başına, canına can katacak torunlarının sağ çıktı haberini almak için koştu. Ancak görevliler, iki ceset daha getirdi. Belki sağdır umuduyla yere yatırılan cesetlere koştu yaşlı adam. Yine aynı şekilde açtı yüzlerini. İnanmak istemedi gördüklerine, ancak gözyaşları kendisine ihanet etti.
Son cesetlerle son direnme gücünü de kaybetti yaşlı adam. Biraz önce gösterdiği metanet yerini hüzne bırakmıştı. Artık gözlerinin feri de sönmüştü. Ellerinden tuttu, ilkokul 2. sınıfta okuyan Oğuzhan isimli torununun. Morarmış yüzünü okşadı, lise 1'de okuyan Ceren'in. Duvara sırtını dayadı, yaşlı gözlerle süzdü. Ayrılmak istemiyor, 'Dönün' dercesine ellerinden tutuyordu yavrularının.
Ancak ölenle ölünmezdi. "Başın sağ olsun dede" dedik. "Sen de sağ ol yavrum" dedi umursamaz bir tavırla.
Sonra döndü beyaz sakallarından süzülen yaşlı gözlerle, "İkisi de koleji kazanmıştı. Zeki çocuklardı" dedi.
Sonra.. sonrası malum..
|