|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Asker neden geç kaldı? ismet.berkan@radikal.com.tr Hava Kuvvetleri Komutanı Orgenerak İlhan Kılıç anlatıyor: "Adana Belediyesi'nden saat 03.00'te ekmek getirdik. Bu çocuklar, bu pilotlar, personelimiz de diyecek ki, 'Efendim neler yapıyoruz. Neden böyle bir şeyle karşılaştık?' Onların da moralini bozmamak lazım."
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Rasim Betir anlatıyor: "Ben, yemin ediyorum size, üç gündür uyumadım. Devamlı görevdeyim. Helikopterleri buradan bölgeye götürdüm ve Bolu'dan başlamak üzere, Bolu, Düzce, oradaki bütün kazalar, Adapazarı, İzmit ve Gölcük'e gittik. Her yerin ne ihtiyacı varsa sorduk. Etrafta bulunan ve eğitim tugaylarından 10 bölüğün oraya gelmesini emrettim. Şu anda bölgede normal birliklerin dışında 15 bin de jandarma var. Biz, böyle günlerde milletimizin yanındayız. Her türlü hizmeti veriyoruz. Fırın, yemek, içme ihtiyaçlarını karşılıyoruz."
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş anlatıyor: "Bizim afet bölgesindeki birliklerimiz de ilk andan itibaren aynı acıları yaşadılar. 'Silahlı Kuvvetler bu konuda geç kaldı, yapamadı veya yapmadı' gibi şeyler yanlış seylerdir. Bu büyük felaketin acısını milletimizle birlikte hissediyor, yaşıyoruz. Elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyor, bütün gücümüzü kullanıyoruz. Zaten Türk Silahlı Kuvvetleri'nin görevlerinden biri de budur."
* * *
Komutanların sözleri böyle. Ama yine de, gazetelerde yazılıyor, televizyonlarda söyleniyor, askerlerin deprem felaketinde yeterince gözükmedikleri vurgulanıyor.
Gerçekten yok muydu askerler? Hayır vardı, ama ilk gün değil. Zaten bunu dün Genelkurmay Başkanlığı yaptığı açıklamada da kabul etti. Yollar kapalıydı, trafik felaketti. Bundan sadece askerler değil, bütün yardım kampanyaları kötü etkilendi.
Geç mi kaldı peki asker? Evet, maalesef geç kaldı. Ama insaflı olmak lazım. Devlet dediğimiz organizasyon nereye zamanında gitti ki, askerler bu organizasyondan daha hızlı davransın. Yaşanan, topyekun bir organizasyonsuzluk.
Herkes gibi askerler de ellerinden geleni yaptılar. Onların kurduğu hava köprüsü sayesinde Yalova'dan, Gölcük'ten, İzmit'ten 2 bin yaralı taşındı.
Peki yeterli miydi? Hayır, değildi. Ama nasıl yeterli olabilirdi ki? Bu çapta bir felaket elde ne kadar araç olursa olsun yetersiz bırakıyor insanı.
Televizyon seyrediyorsanız görüyorsunuz. Canlı bağlantı yapılan her noktadan aynı feryat yükseliyor: "Bize şu lazım, bu lazım, acil ihtiyaçlarımız şunlar..."
Öyle bir afet ki, bazen muhayyilemiz afetin boyutlarını kavramakta güçlük çekiyor. Bakın, önceki akşam en azından 15 milyon insan geceyi sokakta geçirdi!
Deprem anından itibaren evsiz kalan insan sayısını kabaca 100 binin üstünde diye hesaplıyor uzmanlar.
Depremden ötürü üretim yapamayan fabrikaların gayrı safi milli hasılaya günlük katkısı 200 milyon dolar. GSMH'den kayıp şimdiden
1 milyar doları buldu. Toplam ekonomik kaybın
30 milyar doları geçeceği şimdiden tahmin ediliyor.
Ve bu arada elbette ihtiyaçlar sonsuz, bunları karşılayacak alet ve insan gücü ise sınırlı.
Önemli olan böyle bir kriz anında, sınırlı miktardaki insan ve alet gücünü bu sınırsız ihtiyaçları en uygun biçimde karşılayacak şekilde yerlerine ulaştırmak.
Bu görevin adı da koordinasyon.
Herkesin iyi niyetle çalıştığından, herkesin canla başla bu felaketin üstesinden gelmek için uğraştığından şüphe duymaya imkân yok. Ama koordinasyon olmayınca, bir yerde bütün çabalar boşa gidiyor.
Evet bir kordinasyonsuzluktur gidiyor ama bunun çaresi de herhalde sıkıyönetim ilan etmek değil.
Dün Genelkurmay Başkanlığı'nın yaptığı açıklamaya göre deprem bölgesinde 13 tugay
ve 14 istihkam bölüğü, 3 seyyar cerrahi hastane,
4 özel sağlık ekibi, 2 ambulans uçağı ve
15 kargo uçağı, ikisi ambulans 37 helikopter,
40 değişik iş makinesi ve 15 değişik cinste gemi, insanların yaralarını sarmaya çalışıyor.
Çalışıyor ama eleştiriler dün de kesilmedi: 'Askeri göremiyoruz.' Evet göremiyoruz, çünkü bölgedeki 50 bine yakın asker de koordinasyonsuzluğun kurbanı.
Böyle bir felaket anında gözlerin askeri aramasının bir nedeni var. Uzun yıllardır bu
ülkede asker en güvenilir, en organize, en
çağdaş kurum olarak görüldü. Devletin geri kalanından halkın pek umudu olmadığı için
aslında insanlar askerleri arıyor. Ve o yüzden tatmin olamayan halk, belki polisi ya da sivil savunmayı eleştirmediği kadar askeri eleştiriyor.
Oysa 50 bine yakın asker günlerdir felaket bölgelerinde. Ancak bu bölgelerde aradan günler geçtiği halde düzensizlik hâkim olduğu için belki askerlerin katkısı da olabileceğin en azına iniyor.
Bölgede esas sorun askerin varlığı ya da yokluğu değil, krize hâkim bir otoritenin olmaması. Hükümet Olağanüstü Hal ilan etseydi ya da örneğin Yaşar Okuyan'ın Yalova'da yaptığı gibi
bir bakanını bu krizle ilgili olarak tek yetkili
ilan edip görevlendirseydi belki bu kadar çok sıkıntı ve şikâyet yaşanmayacaktı.
Birinci günden beri aynı şeyi söyleyip yazıyorum: Sorunu yaratan koordinasyonsuzluk.
Orada enkazın altından canlarımızı yeterince çıkarmayı beceremedik evet. Ama aslında esas iş şimdi başlıyor. O enkazın kaldırılması, yeniden
inşa faaliyetinin başlaması ve en önemlisi evsiz 100 bin kişinin başlarını bir yere sokabilmesi gerek. Esas koordinasyon bundan sonra lazım. Umarım hükümet işi Allah'a havale etmekten vazgeçip bir şeyler yapmaya başlar.
|
|
|
|