|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Norveç'e gelen acı haber1976 yılından beri Norveç'te yaşayan Mustafa Kaplan ile Ulusal Takımın Norveç ile yapacağı dostluk maçından iki gün önce Anadoluhisarı'nda briç oynarken tanıştım. Mustafa eski bir Anadoluhisarlı. Hisar'ın tutkusunu bilmeyenler Mustafa'nın Norveçli eşi ile birlikte her sene yıllık iznini burada geçirmesinin anlamını da bilemezler. Benden birgün önce Norveç'e hareket eden Mustafa, "Hükümet binasının karşısında Cefe Leonel'e sor, bir dakikada bulurlar beni" demişti...
Akşam yemeğinden sonra Cüneyt Tanman ile birlikte Cafe Leonel'i bulduk. Gerçekten de Cafe'nin işletmecisi Sezer bir telefon ile Mustafa'yı oraya getirtti. Sezer, Adanalı azınlık vatandaşlarımızdan birinin çocuğu. Söylediğine göre göre Norveç'te PKK olayları ilk kez Sezer'in Cafe'sinde patlak vermiş. Çoğu Türk işyerlerinde kimse ses çıkarmadığı halde Sezer, PKKlılar'ın istediklerini geri çevirmekle kalmamış, bir de Mustafa ile başbaşa vererek, Norveç'te Atatürkçü Düşünce Derneği'ni kurmuşlar. Şimdi Mustafa, Sezer ve arkadaşları Norveç'te Atatürkçü düşünceleri yaygınlaştırmaya çalışıyorlar.
Noble Haus Oteli'nde sabah uyandığımda mobil telefonumdan beş çağrı aldığımı gördüm. Ne var ki, bütün uğraşılarıma karşın Türkiye'yle iletişim kuramadım. "Gazete'den yazı istiyorlardır" diye düşündüm. Kahvaltı saatini de kaçırdığımdan en iyi seçimin Cafe Leonel'e gitmek olduğuna karar verdim. Sezer'in yanında çalışan İsa'ya kahve söyledikten sonra delikanlı "Hocam duydun mu, Türkiye'de deprem oldu. İstanbul, Kocaeli, Adapazarı ve Yalova'da büyük hasar var" dedi.
Ne diyeceğimi bilemeden telefonların anlamını kavramaya çalıştım. 100 yılda bir İstanbul'da olacağı söylenen deprem senaryolarına ilişkin çok şey okumuştum. İstanbul'da denize yakın semtlerin yok olması olasılık dahilindeydi. Uçaktan her bakışımda çarpık yapılaşmayı görüp, "Vah İstanbul vah" diye düşündüğüm aklıma geldi. Telefonlar kilitlenmişti. Türkiye'ye ulaşmak mümkün değildi. Uzun arayışlardan sonra Yıldırım'ın mobil telefonunu düşürebildim. "Abi Türkiye'nin en şanslı insanlarından birisin. Ölmek bir yana bu depremin sarsıntısını yaşamak bile, insanın ömründen çok şey alıp götürür" dedi.
Saat 14.00'te Türkiye Büyükelçiliği'nde önceden programlanmış bir resepsiyon vardı. Federasyon yetkilileri toplantı halindeydi. Bu maçın ne olacağına ilişkin fikir jimnastiği yapılıyordu. Norveçliler programlarını aksatmak istemezler ve bu maç oynanır" diyenlerin sayısı da epey kabarıktı. Ne ilginç böyle bir yıkım anında bile maç oynamak yanlısı olabilenler çıkabiliyor. Hatta Norveç'teki Türk yetkililer, Türkiye'yle konuşmadan karar veremeyeceklerini bile söyleyebiliyorlar. Norveç Futbol Federasyonu'nun son derece duyarlı yaklaşımı sonucunda o gecenin sabahında Türkiye'ye geldik. Durumun ne denli vahim olduğunu ilk şoku atlattıktan sonra görmeye başladık. Marmara Bölgesi yıkılmıştı. Aklıma iki yıl önce Norveç'in bayan başbakanı Gro Harlem Bruntland'ın görevi bıraktığı zaman söyledikleri geldi. Bruntland, "Ülkem için yaptığım bütün plan-programları hayata geçirdim. Artık yapabileceğim hiçbir şey kalmadı. Norveç'in yeni insanlara ve yeni programlara ihtiyacı var."
Yıllardır hiçbir plan programları olmadığı halde koltuklarına yapışan ve ülkeyi bu hale getiren başbakan ve politikacılara duyurulur...
|
|
|
|