|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Toplum ve devlet Depremden bu yana televizyon başına mıhlandık, atlaya zaplaya, aynı görüntüleri tekrar tekrar seyretsek de, büyülenmiş gibi gözümüzü dikip bakmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz.
Daha ilk günü, baktıkça bir şey belirginleşmeye başladı. Yalova, İzmit, her neresiyse, benzer enkazların başında benzer insanlar, aynı işi yapıyorlar. Saatler geçiyor ve ekranın dörtgeni içinde yer alan bu görüntüye yeni bir öge katılmıyor. 'Yeni öge'den kastım bir alet, makine ya da 'resmi görevli' çağrışımı uyandıracak bir kişi.
Bugün cuma ve izlediğim gazetelerde herkes bunu yazmaya başlamış; televizyonda daha önceden başlamıştı: Devlet ortada yok.
Bu koşullarda, afet bölgesinde yaşayan toplumun tümü bir 'sivil toplum örgütü' haline gelmiş, kendi sorununu kendi çözmeye çalışıyor.
Böyle bir dayanışma elbette ki çok etkileyici. Ancak, günler geçiyor, koşullar pek fazla değişmiyor ve yorgunlukla yılgınlık o dayanışma manzarasını yaratan insanların sırtına abanmaya başlıyor.
Araç, gereç ve bilgi eksikliği... Bu nesnel dayatma, öznel dayanışmanın güzelliğini bozmaya başlıyor.
Daha önce de yazmıştım: Topluma 'sivil toplum' kavramından bakmak, toplumsal analizin bir yöntemidir, sadece 'bir' yöntem. Bunun anlamlı olması için, denklemin öbür ögesi, yani 'politik toplum' ya da 'devlet' gereklidir. 'Devlet'in bir biçimi varsa, 'sivil toplum'un da bir biçimli olabilir: Örgütlü, ne yaptığını bilen bir sivil toplum. Durum böyle değilse 'sivil' toplum sadece 'üniformasız' bir insan topluluğu anlamına gelir ki, bu da kendi başına bir güç demek değildir.
Sivil toplum, devletin devlet olarak üzerine düşeni yerine getirdiği bir zemin üstünde etkili olabilir.
Seyrettiğimiz manzaralar bu temel koşulun varolmadığını gösterdi. Devlet 'vaka mahallinde' değil, kendi Tüpraş'ı karşısında çaresiz, çok alışık olduğumuz o yarı tehditkâr edasıyla 'sakın bizi suçlamayın' diyerek savunmasını yapmakla meşgul.
Zaten bunun için oradaki bütün toplum bir 'sivil toplum örgütü' gibi. Ama işte bu da, özünde iyi olmakla birlikte, sonuçta sağlıksız. Gerekli kaynaklarını bulamadığı için kendini tüketen bir mekanizma.
Türkiye depremi bilmeyen, tanımayan bir toplum değil. Bizim kuşak, örneğin, kaç deprem gördü! Gene de, bu durumda bir farklılık var. Depremin 'geri kalmış' diye bildiğimiz bölgelerde olmasına alışığız. Ama bu seferki bizi gelişkin olduğumuz yerden vurdu. Ya da 'gelişkin olduğumuzu sandığımız' diyeyim. Böylece 'azgelişmişlik' denilen yapısal kuruluşu aşmadan ve dönüştürmeden, sadece kamufle ederek gelişmeye çalıştığımız gerçeğini gün yüzüne çıkardı.
|
|
|
|