Ana Sayfa | İletişim | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye
21 Ağustos 1999
Radikal-online... Yazarlar Radikal Geceleri Hiç Bitmiyor! Tıklayın!
Ziyaret etmek için lütfen tıklayın
EKLERİMİZ : Sanal Alem | Radikal2 | Cumartesi

İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket


Şoförümüz Selimiye'de vuruldu

Yaz sonu bir pazar ikindisi. İstanbul'a dönüş. Bodrum'un eski garajında tek otobüsün muavini bağırıyor: "Yolcular yerlerine!"
Biniyoruz. On sekiz saatlik çile başlamak üzere. Uyuyabilirsen sorun yok. Ama benim gibi otobüste geceleri uyku tutmuyorsa yandın.
Barış'ı (Pirhasan) nasıl da kıskanmıştım bir keresinde. Bodrum'dan otobüse bindik.
Beş yüz metre gittik gitmedik, Barış başladı uyumaya. İstanbul'a kadar da uyanmadı. "Topkapı'ya geldik" diye dürterek zorla uyandırdım onu. "Yahu,"
dedim, "ben senin gibi uyuyabilsem her gece otobüse binerim."
Bu kere Barış yok.
Şoför gaza bastı. Yokuşbaşı'nda şöyle bir arkaya bakıp, "Hayırlı yolculuklar" diye homurdandı. Sonra muavini çağırdı yanına. "Sigara paketim nerede?" diye sordu. "Bilmem," dedi muavin. "Ulan, senin içtiğin ne?" "Bafra." "Benim Bafra nerede?"
Mırıl mırıl tartıştılar biraz.
Sonra muavin arka basamağa oturup sigarasını tüttürmeyi sürdürdü.
Milas'ı geçtik. Selimiye yakınlarında bir benzin istasyonuna yanaştı otobüs. Benzin alınacak. Şoförle muavin
aşağı indiler. Biz yolcular yerlerimizde bekliyoruz.
Derken bir çığlık koptu aşağıdan: "Yandım anam!"
Pencerelere dayadık kafalarımızı. Baktık, bizim şoför yerde yatıyor. Yüzü kan içinde.
İki metre ötesinde muavin.
Elinde kocaman bagaj anahtarı.
İndik hemen. İki yolcu şoförü doğrultmaya çalışıyor. Herkes şaşkın. Çıt çıkmıyor. Sinek
uçsa sesi duyulacak. Benzin istasyonundan bir iskemle
çıkarıldı. Şoför üstüne oturtuldu. Adamın yanağı delinmiş. Kan içinde. Beyaz gömleği kıpkırmızı.
Muavin hâlâ olduğu yerde duruyor. Besbelli, o da şoka girmiş.
Neden sonra, "Binin otobüse," diye mırıldandı, "sizi ben götüreyim."
Şöyle beş saniye kadar yine sessizlik çöktü ortalığa.
Sessizliği yolculardan yaşlı bir kadının çığlığı bozdu: "Katil!"
Onun bağırmasıyla birlikte muavin de kendine geldi. Elindeki bagaj anahtarını atıp başladı kaçmaya.
Bir dakika içinde yoklara karıştı.
Şoförün başına üşüştük yine. Başladık doktorculuk oynamaya. Biraz önceki sessizliğin
acısını çıkarmaya koyulduk.
Herkes bağırıyor: "Sargı bezi bulun! Hastaneye telefon edin!
Buz koyalım, buz! Sedye
getirin! Muavini yakalayın!"
Muavin gitti gider. İstasyondaki telefon çalışmıyor. Günlerden pazar. Ortalıkta in cin top oynuyor. Ne yapasın? Kimden yardım isteyesin?
Biz öyle bağırıp çağırırken bir Volkswagen yanaştı yanımıza. Arabayı kullanan adam indi. Benzin almaya gelmiş. Doktormuş. Operatör. Çantası da yanında.
Ayaküstü küçük bir 'operasyon' yaptı. Yarayı temizledi; dikiş
attı. Bir de iğne. "İzmir'e kadar idare eder" dedi. Çekti gitti.
İzmir'e kadar idare eder de, İzmir'e kadar nasıl gideceğiz? Şoför biraz kendine gelmiş. "Sizi götürürüm" diyor. Yolculardan biri bagajdaki bavulundan beyaz bir gömlek çıkarıp adama giydirdi. Morali düzelsin diye.
Bir saat kuzu kuzu bekledik orada. Sonra şoför direksiyona geçti. Bir eli direksiyonda, bir eli yanağında,
ağır ağır İzmir'e kadar götürdü bizi. Orada şirketin bir başka şoförü 'devraldı' otobüsü.
Yaralı şoföre, "Hastaneye git," dedik.
"Yok," dedi. "Balıkesir'e kadar dayanırım. Bizim memleket. Orada giderim."
Geçti, arka koltuğa uzandı. Yeni şoförümüzle Balıkesir yoluna vurduk.
Kimsede uyku durak yok elbet. Herkes olayı konuşuyor. Yanındaki görmemiş gibi, yeniden, yeniden anlatıyor. Arada bir arka koltuktan yaralı şoförün iniltisi yükseliyor: "Yandım anam! Acıyor..."
Bir ara kalktı, otobüsün ortasına geldi. Hepimizi teker teker süzdü. "Şimdi o muavin kaçtı ya," dedi. "Varsın kaçtım sansın. Yerin yedi kat dibine girse bulurum onu. Zaten yeni çıktım. İki leşim var... Alnımıza yazılmış, üçleyeceğiz."

Kare
As/Sinema

Yalçın Doğan binyılın gazetecisi. Politikanın sınırları içine kapanıp kalmadığı için diriliğini hep korudu. 'Milliyet'in Genel Yayın Yönetmeni, keyifle izlediği dört filmi şöyle sıralıyor:

  • Kurtlarla Dans
    (Dances with Wolves)
    Kevin Costner
  • İnsanlar Yaşadıkça
    (From Here to Eternity)
    Fred Zinneman
  • Rüzgâr Gibi Geçti
    (Gone with the Wind)
    Victor Fleming
  • Kuzuların Sessizliği
(The Silence
of the Lambs)
Jonathan Damme

Ne haftaydı!
Geçen on gün içinde İstanbul dışındaydık. Televizyon yok. Gazetelere göz atmakla yetiniyoruz. Bir başlık:
'Alfred Hitchcock 100 yaşında.' Ünlü yönetmenin en sevilen
filmleri sıralanmış. Başta 'Sapık' (Psycho) var. Hah! Bir yazı konusu. Yapıtlarını hiç bıkmadan onlarca kere izlediğim Hitchcock'un filmleri üstüne yazabilirim. Benim en sevdiğim filmi 'Gizli Teşkilat' (North by Northwest). Onu 'Arka Pencere' (Rear Window), 'Çok Bilen Adam' (The Man
who Knew Too Much), 'Kanlı Meyhane' (Jamaica Inn) izliyor.
Bir de haber: Victor Mature ölmüş. Çocukluğumun yıldızlarından Muzaffer Olgun. Ortaokul sıralarında
Derin'le (Türkömer), Anıl'la (Meriçelli) yabancı oyunculara yerli adlar yakıştırır ya da onların adlarını Türkçeye çevirirdik. Gregory Peck Kirkor İpek,
Victor Mature de Muzaffer
Olgun olmuştu. Şimdi
gazetelerde 'Sevgilim Clementine' olarak sözü edilen 'Kanun
Harici'ni (My Darling
Clementine) nasıl unutabilirim! Türkçe seslendirmesinde
Ferdi Tayfur'un "Hey, berber! Berberci!" diye bağırmasını da...

*   *   *

Beklenen kötü haber ertesi gün patlıyor: Can Yücel'in Datça'ya 'kesin dönüş'ü. Ne diyebilirim Can için... Onu anarken, Murat Belge'nin yazdığı gibi, 'ne güzel küfür ederdi' edebiyatının öne geçmesi benim de tuhafıma gidiyor. Geçen yıl bu köşede yazmıştım, Can'ın şiiri keskindi; ama eski Tophane kabadayılarının kuşaklarına sıkıştırdığı pala kavruğu hançerlere benzemezdi. Fiyakalı bir çakı kullanırdı Can. Çocukluğumuzda söğüt dalı yontarken
kullandığımız çakılardan.
Onunla yontacağını yontar, keseceğini keserdi. Sövgüleri
hep inceliklerle örülmüştü.
*   *   *

İstanbul'a dönüyoruz. Gece yarısı. Çayımız demleniyor. Çantaları açmaya başlıyoruz. Kedimiz Bico, pencereye çıkmış, miyavlamayla uluma arası garip bir ses çıkarıyor. Hiç yapmadığı bir şey. Bizi özlediğinden mi acaba?
Derken yeraltından gelen bir uğultu. Mutfakta bardak,
tabak şıngırtıları. Kitaplıktan düşen kitaplar. Her yer
sarsılıyor. Deprem!
Gerçekten ne haftaymış ya!

Bir Gün Ben Tiyatrodayken...
Geçen haftaki depremden sonra İlhan Hemşeri'nin bir anısı geldi aklıma. Kendi ağzından aktarıyorum:

*   *   *

Bir 'Hisseli Tiyatro' topluluğu kurmuşuz, Anadolu'nun küçük kentlerinde oynuyoruz.
İç Ege'nin şirin kasabalarından birine geldik. Oyunumuz 'Kadınlar Terzihanesi.' Kasabanın tek kışlık sinemasında perdemizi açtık.
Oyunun ortalarına doğru seyircilerden biri, 'Zelzele!' diye çığlık attı. Millet ayaklandı. Kapılara hücum edecek. Birkaç kişi, "Bir şey yok! Bir şey yok!" diye bağırıyor. O kargaşada sahnedeki arkadaşlardan biri, Pazarcı Mahmut, sahnenin önüne ilerleyip, "Durun!" diye gürledi.
Okkalı bir sesi olduğu için Pazarcı derdik kendisine. Seyirciler şöyle bir durakladılar.
Pazarcı Mahmut, "Ne kaçışıyorsunuz be!" dedi. "Zelzele olsa önce şu bez dekorlar sallanır, yıkılır. Bir şey olduğu yok! Oturun yerinize!"
Salonun arkasından cılız bir ses yükseldi!
"Ağabey, size bir bok olmaz. Baksana, dekorlarınız bizim külüstür sinemadan
daha sağlam. Burası harabeye döner de,
sizin dekorlar ayakta kalır!"

Yukarıdaki yazı hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Doyurucu   Yeterli   Yetersiz   Taraflı   Oyumu Yolla
Bu anketlere katılan okuyucularımızın fikirlerini merak ediyor musunuz?

Yukarı Yukarı Çık Geri Geri Dön
Bu konuya ait haber listesi
İstanbul Uluslararası Festivalleri

DESTEK
seti@home
Dünyadışı akıllı yaratıklara ulaşmamıza yardım edin!
  • Detaylı Haberi
  • Ana Sayfası
  • Yükle ve Katıl!


  • Ziyaret etmek için lütfen tıklayın
    Radikal-online... Bu sitedeki tüm sayfa ve uygulamalar her tarayıcı ile sorunsuz görüntülenebilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemiz içerisindeki tüm sayfalar, tüm tarayıcı ve çözünürlük altında sorunsuz olarak görüntülenebilir.
    Ana Sayfa | İletişim | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye