Ana Sayfa | İletişim | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye
22 Ağustos 1999
Radikal-online... Türkiye Radikal Geceleri Hiç Bitmiyor! Tıklayın!
Ziyaret etmek için lütfen tıklayın
EKLERİMİZ : Sanal Alem | Radikal2 | Cumartesi

İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket


Enkazda can nöbeti

Mesut, kardeşinin yattığı enkazın başında, eli şakağında bekliyor. Bir Alman ekibin köpeği, insan varmışçasına havlıyor. Mesut fırlıyor. Sonra başka bir Alman bakıp, 'Nayn' diyor. Mesut yıkılıyor...
Haber ResmiCELAL BAŞLANGIÇ
DEĞİRMENDERE - Duvarın dibine çömelmiş. Gözünü karşıdaki enkazın üzerinden bir saniye bile ayırmıyor. Sanki bir an başka bir yere baksa, enkazın altındaki kardeşi yaşamını yitirecek.
Eli şakağına dayalı. Neredeyse taş kesilmiş Mesut.
Enkazın üzerinde onlarca asker ve gönüllü var. Yıkıntının üzerinde konuşuyorlar aralarında. Sonra aynı ortak eyleme yöneliyor.
Bir ara gençlerden biri iki elini kaldırıyor havaya. İş makinelerinin homurtusu, çevredekilerin konuşmaları bir anda duruyor.
Herkes enkazın üzerinde kulak kesilmiş.
Bir süre bekleniyor.

Tüm köpekler deneniyor
Çevre enkazlardan birinde çalışan Alman ekibinden biri elinde köpeğiyle geliyor. Özel yetiştirilmiş köpek enkazın üzerinde şöyle bir dolaşıyor. Gencin ses geldiğini işaret ettiği yere gelince şöyle bir havlayıp gidiyor.
Alman gönüllü kesin karar veremiyor. Bu kez başka bir Alman geliyor. Onun elinde, bir öncekinden daha cin olduğu tırmanmasından bile anlaşılan başka bir köpek var. O da bir önceki köpeğin havladığı yerde şöyle bir duruyor. Sonra koşup iniyor enkazdan.
Elini şakağından çekti. Çömelmiş biçimde taş kesildiği yerden ayağa fırlamıştı Mesut.
Tüm enkazlarda çalışmalar durduruldu. Herkes soluğunu tutmuş bekliyor.
Üçüncü bir köpek getirdi
Almanlar. 'Kritik noktada' hiç durmadan geçti üçüncü köpek. Alman gönüllü sonucu büyük bir heyecanla izleyenlere 'nayn' dedi.
Tüm umutlar yine tükenmişti. Mesut'un gözünden iki damla yaş süzüldü yanaklarına. Enkazlardaki iş makineleri çalışmaya, insanlar ne yapacaklarını bağıra bağıra yeniden konuşmaya başladı.
Baretinin altından çıkan saçları omuzuna savrulmuş genç bir erkek geldi yanına; "Üzülme" dedi, "Hâlâ umut var!"
'Uzun saçlılardan özür dilerim'
Genç koşarak enkaza doğru tırmanırken konuşmaya başladı Mesut:
"Kendimden utanıyorum. Hepsinden gidip özür dilemek istiyorum. Çünkü bugüne kadar uzun saçlı, kulağı küpeli erkeklerden nefret ederdim. Meğer ne kadar iyi insanlarmış. Dünden beri hiç uyumadan çalıştılar. Bana da 'Sen acılısın, kenarda bekle' dediler. Uzun saçlılar, kulağı küpeliler burada da, ellerini kurt yapıp katillere, 'Türkiye seninle gurur duyuyor' diyenler, Hoca'nın peşinde koşup Müslümanlık denilince mangalda kül bırakmayanlar nerede? Kendimden çok utanıyorum, çok."
Aslında MHP'yi destekleyen gençler de görev başındaydı! Onların çoğu İzmit-Gölcük arasındaki yola ellerinde sopalarla çıkıp, 'trafiği düzenlemeyi' tercih etmişti. Kendilerine göre şerit ihlali yapan araçlara vuruyorlardı ellerindeki sopayı. Yardım için Değirmendere'ye giden sanatçı Suavi ile bu gençler arasında da bir gerginlik yaşandı önceki gün. Suavi'nin arabası da gençlerin elindeki sopadan nasibini aldı.
Gün boyu bulunduğumuz Değirmendere'de de iki 'MHP'li yardım aracının geldiğine tanık olduk. "MHP'li olduğunu nerden biliyorsun?" derseniz, yanıtı kolay. Çünkü yardım araçlarının akın ettiği bölgede parti bayrağı taşıyan iki araç vardı. İkisine de üç hilalli bayrak ile hilalin önünde bir kurdun bulunduğu flama asılmıştı. İşin ilginci yardım araçlarından birinde sadece ses düzeni vardı. Sivil plakalı aracın önüne 'Tarsus Belediyesi' diye yazılmış, arkasına da MHP bayrağı asılmıştı.
İHD'lilerin bir yardım merkezi oluşturmak için gittikleri Fındıklık bölgesinde de fındık işçilerinin gösterdiği tepkiden, aralarında MHP'lilerle bir gerginlik yaşandığı ortaya çıktı. Tepki gösteren bir işçi anlatıyor İHD'lilere:
"Kardeşim buraya propaganda için gelmeyin. Sabah da üzerine MHP bayrağı asılı bir otobüs geldi. Daha acımız çok taze, adamlar sabah sabah parti marşlarını, türkülerini çalıyor. Sokmadık onları buraya. Siz de propaganda yapacaksanız gelmeyin."
İHD'liler dernek amblemlerini taşıyan bir pankartları bile olmadığını, ihtiyaç duyulan malzemeyi örgütleri aracılığıyla buraya getirmeyi amaçladıklarını anlatarak ikna ediyor fındık işçilerini.

Kimse enkazdan ayrılamıyor
Yalova, Karamürsel, Değirmendere hattında depremin dördüncü günü olmasına karşın herkesin gözü içinde yakını olan enkazın üzerindeydi. Kimse enkazın yanından ayrılıp gidemiyordu, yakını ölü ya da diri çıkarılmadan. Neredeyse ölüsü bile çıkarılsa sevineceklerdi.
En çok dozer vardı enkazların başında. Oysa dozer, böyle bir kurtarma çalışmasında en son ihtiyaç duyulacak araçlardan biriydi. Enkaz altında kalanları sağ kurtarmak için öncelikle vinç ile kesici ve delici aletlere ihtiyaç vardı. Ancak kesici aletlerin tümü, delicilerin de büyük bir bölümü elektrikle çalışıyor. Elektrikler kesik, jeneratörler yeterli değil.
Gelen yiyecek yardımının büyük bölümü yerleşim birimlerinin alanlarında çöpe dönüşüyor ve zaten toplanamayan çöp dağlarını daha da yükseltiyor.
Sağlık Bakanlığı'nın ambulansları ve gönüllü doktorlar dışında, büyük bir tıbbi malzeme eksikliği yaşanıyor. Salgın hastalık tehlikesinin her an daha da artmasına karşın bazı bölgeler dışında halka yeterli maske dağıtılmamış.

İş makinesine yakıt yok!
İlgili bakanlıklardan gelen bazı iş makineleri bazen parça eksikliğinden, bazen yakıt yokluğundan çalışmalara katılamıyor. Askerin dışında devletin, anında deprem bölgesinde olması gereken Kızılay, Sivil Savunma gibi
böylesi günler için organize edilen kuruluşlarını ara ki bulasın.
Yalova, Karamürsel, Değirmendere hattında neredeyse ayak basmadık yer bırakmadık, ama yalnızca Yalova'da Kızılay'ın çadırlarını ve aşevini gördük. Bunların önemli bölümü de depremden dört-beş gün sonra gelebilmişti ancak.
Bir de yine Yalova'da iki sivil savunma cipine rastladık.
Madem trafiğin düzenlenmesine ihtiyaç var, organize bir devlet bunu bölgeye göndereceği birkaç yüz trafik polisine mi yaptırır; yoksa bu konuda hiçbir deneyimi, eğitimi, belki de ehliyeti bile olmayan eli sopalı gençlere mi?
Gezdiğimiz bölgede yalnızca askerler ile yabancı, yerli ve yerel gönüllüler vardı. Askerlerle gönüllüler arasında da devlet kuruluşlarının, hükümetin, belediyelerin büyük boşluğu yaşanıyordu.
İnsanların canları öylesine yanmış, çaresizlikleri insanları öylesine çıldırtmıştı ki; devletten, hükümetten bekledikleri yardımı göremediklerinden kendilerini ihanete uğramış sayıyorlardı. Orta yaşlı bir ev kadını, Değirmendere'nin Kurtuluş ilçesine üç günde bir vincin gitmemesi yüzünden 20 yakınını kaybetmenin acısıyla bağırıyordu:
"Ben öğrencilik günlerimden beri sarı zarflarla Kızılay'a yardım yaptım. Üç günde gelmez mi Kızılay çadırı! Bu devlet bir vinç gönderemez mi? Adımı da yazın! Ben artık bu devlete vergi vermem!"
Ülkeyi yönetenlerin dediği gibi 'devletimiz büyük'tü ama anlaşılan
'tekne küçük'tü.

Yukarıdaki yazı hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Doyurucu   Yeterli   Yetersiz   Taraflı   Oyumu Yolla
Bu anketlere katılan okuyucularımızın fikirlerini merak ediyor musunuz?

Yukarı Yukarı Çık Geri Geri Dön
Bu konuya ait haber listesi
İstanbul Uluslararası Festivalleri

DESTEK
seti@home
Dünyadışı akıllı yaratıklara ulaşmamıza yardım edin!
  • Detaylı Haberi
  • Ana Sayfası
  • Yükle ve Katıl!


  • Ziyaret etmek için lütfen tıklayın
    Radikal-online... Bu sitedeki tüm sayfa ve uygulamalar her tarayıcı ile sorunsuz görüntülenebilir. RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemiz içerisindeki tüm sayfalar, tüm tarayıcı ve çözünürlük altında sorunsuz olarak görüntülenebilir.
    Ana Sayfa | İletişim | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye