Gitmek ya da gitmemekAdapazarı'nda yaşayanlar artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının farkında. Sağ kalanlar ise doğup büyüdükleri ve sevdikleri şehirlerini terk etmekle, kalmak arasında ikilem yaşıyor GÜLŞAH ÇINAR
ADAPAZARI - Yaşama dair tüm ayrıntılara yer verilmişti Adapazarı'nda. Sokak kahveleri gün içinde dolar taşardı, bir yanda gençler, bir yanda yaşlılar tavla oynardı. Artık hiçbir eksiği yoktu en büyük caddesi olan Çark Caddesi'nin İstiklal Caddesi'nden. Evler rengârenk boyandı en güzel caddelerde, büyük marketlerden bile ikişer tane yapıldı. Adapazarı'nda 'çok şey az zamanda' hedefiyle hareket edildi. Belki de 'az zaman'dı her şeyi aynı hızla yokeden...
Saymakla bitmeyen yenilikler, göz açıp kapayıncaya kadar oldu, artık bulunamayan yarın vardı Adapazarı'nda.
Toz duman arasında, artık viraneye dönen binaların yanından geçerken tanınmıyor, o sevimli ve kısa zamanda gelişen şehir. Nasıl kısa zamanda yapıldıysa, yine hızla yok olan şehirde sadece ambulans sesleri ve acı haykırışları duymak mümkün. Ahmet Amca'nın kahvesinden zaten zor ayakta duran iki sandalye yola düşmüş. 'Kahvenin uğuru' diye bilinen yanındaki camii sonu olmuş onun... Minare yerle bir etmiş kahveyi, "Artık tavla oynamak yasak burada" diyor Ahmet Amca, çünkü yıllardır ayakta tutmak için her sabah sopalarla destek yaptığı kahvesini o bile tanıyamamış.
Adapazarı'nın en iyi gelişen caddelerini etkileyen deprem, Sakarya Caddesi'nde daha yapımı bitmeyen iki marketi ve onlarca evi yerle bir etmiş. Yıkılan binaların yanında kimi annesini, kimi babasını bekliyor. Kimi ise, tanınmayacak hale gelen evinden eşyasını kurtarmaya çalışıyor.
Adapazarı'nın en iyi oteli Elmas Otel ise bir annenin feryadıyla inliyor, "Seni burada mı alacaktı Allah benden?" diye... Beko Adapazarı temsilcisi olan oğlu Ümit'i iş için Adapazarı'na gönderen anne, İstanbul'dan gelerek oğlunu güçlükle teşhiş etmiş. Hâlâ yastığı başının üstünde olan Ümit'i, belli ki deprem yatakta yakalamış.
Yenicami Caddesi'nde ise yapımı iki ay önce biten yürüyüş yolu, artık ilkyardım araçları ve çadırlarla kaplanmış. Çocukların bisikletleriyle gezdikleri çiçekli yoldan yalnızca ambulanslar geçiyor. Yürüyüş yolunda, yola yıkılan apartmanların enkazları bir yandan temizlenirken, bir yandan da 'can aranıyor'... Kurtarma araçları ise öncelikle binaları kontrol ediyor, eğer binada 'canlı' varsa enkaz kaldırma çalışmaları yapılıyor, yoksa bina öylece bırakılıyor.
Yenicami Caddesi ile bitişik olan Bulvar adeta Adapazarı'nın kalbi... İş merkezleri, eski belediye binası, adliyesi, istasyonu, pazar yeri, bankaları, sineması, askerlik şubesi, orduevi de depremden nasibini almış. Tek katlı olan adliye, orduevi, askerlik şubesinden geriye eser kalmamış, yıkılan bankaların önünde askerler nöbet tutuyor. İnsanlar, "Nereye gitti bu binalar?" diyor şaşkınlıkla.Virane, virane... Ve 'gençlerin caddesi' Çark Caddesi... Artık oraya girmek yasak. Ne gençler, ne yaşlılar sadece görevliler girebiliyor. Çünkü girişte yıkılan beş katlı bina, caddenin girişini kapatmış. Kuyumcular pasajı, dört katlı alışveriş merkezi ve içindeki klinikler de yerle bir olmuş. Zaten caddeye girmeye gerek de yok, insanın içini bir bakışta ürperten yol boyunca sadece virane binalar görülüyor.
Büyük caddeler dışında 32 Evler, Bosna-Hersek Caddesi, Otogar Yolu'nda da kurtarılan bina sayısı parmakla sayılacak kadar az. Yavaş yavaş tüm şehri saran koku, daha önce birçok insanın duymadığı türden. 'Ölü kokusu' bir şehrin yıkılışını duyuruyor insanlara.
Yardım araçlarına uzanan eller su ve yiyecek bulma derdinde. Sokaklarda acılarını her gece birkez daha hatırlayan insanlar, kendilerine ışık arıyor. Açık tek bir dükkânın olmadığı şehirde, mum bulmak bile mucize. İnsanlar valilik binası önünde toplanarak birbirlerine 'güç olmaya' çalışıyor.
Adapazarı'nda yaşayanlar artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyor. Evleri yıkılan insanlar artık ne yapacaklarını, nasıl yaşayacaklarını düşünüyorlar. Evleri yıkılmayanların içindeki korku ise onları en sevdikleri şehirden bile koparacak kadar güçlü.
|