Sinirler gittikçe geriliyor Deprem sonrasında felaket bölgelerine hem gönüllü hem de yardım malzemesi yağdı. Sorunlar karşısında gönüllerin birliği tamdı, profesyonel olmayan gönüllülerin dirliği bir türlü sağlanamadı EMEL ALPTEKİN
YALOVA - Depremden dört gün sonra, üç arkadaş Ataköy Marina'ya gitmek için Taksim'e çıktık. AKM'nin önünde AKUT araçlarının çevresinde bir kalabalık birikmişti. Hemen o yöne seğirttik. Ama sadece dağcı, doktor arıyorlardı. Kısacası yönetebilecekleri sayıda ve nitelikte bir 'kalabalık'la iş görmek istiyorlardı.
Sırtımızda katır yükü erzak; (eldiven, maske, çekiç, kuru gıda, sabun, antiseptik vs.) kös kös geri döndük. Bizimle birlikte geri dönen gönüllülerden biri -elinde minik bir bel çantası, ayağında şıpıdık terlik- sabahtan beri her yolu denediğini ama bir türlü gidemediğini söyledi. Hastalığın kol gezdiği topraklarda, başkasının suyunu, ilacını paylaşmaktan öte bir işe yaramayacak olan bu 'gönüllü', gidemeyerek ne büyük bir hayır işlemişti oysa!
Kriz masasından hâlâ gönüllüye ihtiyaç olduğunu öğrenince Yalova'ya yöneldik. Yalova stadyumunun içi sahra hastanesine çevrilmiş, kriz masası, yabancı ekipler, askerler, yardım malzemeleri her şey buraya yığılmış.
Buraya daha önce gelmiş bir genç, yapabileceğimiz tek işin enkazları dinlemek olduğunu söyledi. Çünkü yabancı kurtarma ekipleri, adları üzerinde 'kurtarma' ekibi oldukları için enerjilerini sadece canlılar için harcamak istiyorlardı. Oysa pek çok aile ya sevdiğinin orada çürümesine razı olmadığı için ya da gerçekten öyle 'duyduğu' için enkazından ses geldiğini söylüyor, dinleme cihazlarıyla gelen ekipler canlı yok diye gidince arkalarında daha büyük öfke bırakıyorlardı. Yapılacak çok iş var Başka ne yapabiliriz diye sağa sola bakındık, bir grup 'gönüllü' genç doktor adayıyla karşılaştık. İlaçtan anlıyor musunuz diye sordular, evet yanıtını alınca "Öyleyse şuraya gidin, -güneşten kısmen koruyan bir gölgeliğin altındaki ilaç yığınıydı söz konusu olan- ağrı kesici ve antiseptikli poşetler hazırlayın, bunları dağıtalım' dediler. (Bir avuç iyi niyetli genç
amaçlarına ulaştılar mı bilmiyorum, ama ilaçlar güneşin altında beklerken, otostop çektiğimiz bir aile basit bir ishal ilacına iki kat para ödemekten yakınıyordu.)
Kriz masasına da bir tercüman kalabalığı yığılmıştı, erken gelip tercümanlık ve idarecilik mevkilerini kapanlar, artık bu kadroların dolu olduğunu belirtiyorlardı. Erken gelmeyenlerden Boğaziçili Kerime, iş beğenmeyenlere biraz kırgın, "Burada yapılacak o kadar çok iş var ki. Çöp toplamak mesela. Çünkü salgın muhtemelen bu hastaneden başlayacak. İnsan kendi işini kendi yaratabilir" diyor. Kendi işini yaratanlardan biri de yabancı ekiplerle, adresleri tarif edebilecek Yalovalılar arasında trafiği yönlendiren Evren. Evren ve Esra, her ikisi de Almanya'da TV'de gördüklerine dayanamayarak gelmişler. Evren, hafiften üşütmek üzere çünkü
ihbar adresinin yazılı olduğu 'pusulalardan' biri kayıp. Evet, açık havada, üzerindeki taşla sabit tutulan pusulalar söz konusu. Çünkü yapılan ihbarı, yeri ve telefon numarası kaydedebileceği ayrıntılı bir bölge haritası yok. Boruyla hava verilseydi Uluslararası ekiplerin koordinasyonunu yüklenense Gülderen İşanlar. İşanlar daha önce Kosova ve Bosna'da benzer işlerde çalışmış. Yalova'ya geldiği günün akşamı depreme yakalanmış. "Sadece iki saat sonra Britanya ekibiyle kontak kurdum. Gelmeye hazırdılar. Ama geç çağrıldılar. Köpekler geldiğinde cesetler kokmaya başlamıştı, hayvanlar koku almakta güçlük çekiyor" diyen İşanlar, ekiplerini gönderecek kamyonetleri bulmakta bile güçlük çekmiş, otomobiller taze il Yalova'dan değil, İstanbul'dan temin edilmiş. İşanlar'a göre enkaz altından iki haftaya kadar canlı çıkabilir. Ama bunun için enkazlara çelik borularla hava göndermek gerekiyormuş, yapılmamış.
Biz bunları konuşurken hâlâ enkazdan sağ insanlar çıkıyordu ve bu insanlar canlarını aç, susuz, uykusuz uğraşanlara borçlular. Binlerce cesede rağmen tüm Marmara kolera salgınına kurban gitmezse bunu da, elleriyle çöp ve ceset toplayanlara borçlu olacağız. Ama söz de, yazı da hatta tüm fedakârlıklar da uçup gidecek, depremin ikinci saatinde ne olduğunu idrak edebilecek bir yetkili kurum, felaket sonrası enerjiyi yönlendirecek bir yapı olmadıkça geriye hiçbir şey kalmayacak.
|