|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Tanrı zeval vermesinNECATİ SÖNMEZ
Dün sabah evden gazeteye gelene kadarki sürede kafama üşüşen sorulardan birkaçı: Devletin moralini bozmamak konusunda yapılan asabi uyarılara bakılırsa, bu devlet dediğimiz sinirleri hassas bir organizma mıdır? Eğer öyleyse, bu hassasiyete rağmen organizmanın refleksleri neden bu kadar zayıf?.
İstanbul'da depremi hissedip anında yola çıkanlar Adapazarı'na iki saatte ulaşırken, devletin arabası ne hızla yola çıktı ve hangi dolambaçlı yolları kullandı? Aklı başında bir başbakan, devletin olay merkezine uzun süre ulaşamaması konusunda telefonların kesik oluşunu mazeret olarak öne sürerken, Aziz Nesin'in ünlü tezine mi güveniyordu? Yatak odalarına uzanan 'kulaklar', haberleşme aygıtları, uydu bağlantıları, telsizler ne güne duruyor? Yoksa daha kötü günler (düşmana karşı kullanmak) için mi saklanıyor?
Peki, iç ve dış düşmanlara karşı her daim tetikte olan askeri aygıt, en çok atik olunması gereken bir anda nasıl bu kadar atıl olabildi? Bütçenin aslan payı 'savunma'ya akarken yüz binlerce vatandaş, doğanın bir fiskesine karşı nasıl bu kadar savunmasız kalabiliyor? Olası düşmanlara karşı örgütlenmenin temelinde yatan kaygı nedir; her tür tehlikeye karşı insanını korumak mı, yoksa araziyi kollamak mı? Vurdu mu oturtan o demir yumruk, depreme, afete, doğal felaketlere karşı nasıl bu kadar narin ve aciz olabiliyor?
Geçen yıl Suriye'yle savaşın eşiğine gelindiğinde, gazetelerde iri rakamlar, karşılaştırmalı tablolar, cicili bicili grafikler yayımlanmış; şu kadar dakikada düşmanı ham yapacak devasa bir gücün teşhiri yapılmıştı. Yoksa o parlak tablo, 'düşman'a karşı planlanmış kurnazca bir blöf müydü?
Bu devletin -varsa- sivil savunma örgütünün başındaki yetkiliyle ne zaman tanışacağız? Güvenliğimiz hakkında bilgi almak için hepimizin tek tek Kandilli'yi araması ya da Prof. Işıkara'nın ağzının içine bakması mı gerekiyor? Sivil yöneticiler, bu işi bir bilim adamına mı havale etti?
Tüpraş, hiçbir zaman yangın ve deprem olmayacağı ihtimaline göre mi kurulup işletildi bugüne kadar?
Rusya'dan, Japonya'dan gelecek sağlık ekiplerini 'dil problemi olur' gerekçesiyle geri çeviren kafa, depremden kurtulup salgın hastalıkların pençesine düşen insanların trajedisine tercüman bulabilecek midir?
Deprem ve sonrası, resmi söylev edebiyatında 'her şeyi devletten beklemeyin'den 'devletten hiçbir şey beklemeyin' aşamasına gelindiğinin kanıtı mıdır?
Devletin 'derin' yerlerinden geçen fay hattı, nasıl oluyor da bu kadar çatlamaya (Susurluk merkezli sayısız sallantıya) dayanabiliyor? Sanırım bir tek bu son sorunun yanıtını biliyorum: Oluşan çatlakları cesetlerle doldura doldura kapatıyorlar.
|
|
|
|