Umut gemisi kılavuzsuzEllerinde kazma kürek, başlarında baret, yüreklerinde suçluluk duygusu taşıyan 200 gönüllüyle dolu gemi dün Gölcük'e vardığında ilgisiz yetkililerle karşılaştı. Ama onlar her şeye rağmen işbaşı yaptı PERVİN KAPLAN
İSTANBUL / GÖLCÜK - Tuzla Tersanesi'nde sabahın erken saatinde büyük hareketlilik var. Ellerinde kazma kürek, başlarında baretler, kucakları sağlık ya da yiyecek maddesi dolu, her yaş ve meslekten yüzlerce insan, birazdan kalkacak gemiye koşuyor. Çünkü okudukları, izledikleri haberlerdeki dramlara artık dayanamamış, binlerce göçüğe henüz el sürülmediğini, devlet yardımının bu insanlara ulaşmadığını görmüşler. Biliyorlar ki, göçük altında yaşayanlar var. Biraz hızlı hareket edilir, üstlerindeki beton bloklar, demirler kaldırılırsa, yaşama şansı olacak binlerce insan...
Bazıları hiç kurtarma çalışmalarına katılmamış olsalar da, mutlaka bir işe yarayacaklarını biliyor. Devletin yapamadığını yapmak için bir anlamda gönüllü seferberlik ilan eden bu insanlar, 'şov yapmakla' suçlansalar da, felaket bölgelerine yardım için akın ediyor.'En azından taş taşırım' 'Onur Gemi Kurtarma Limited Şirketi'nin römorkörü bir anda 200'den fazla insanla doluveriyor. Yiyecek, su, temizlik, sağlık ve kurtarma malzemeleri yükleniyor. Ve 'umut gemisi', 10.45'te Gölcük'e doğru hareket ediyor. Üç saatlik yolculuk başlıyor: "Sen daha önce hiç kurtarma çalışmasına katıldın mı?", "Katılmadım ama benim de yapabileceğim bir şey vardır, en azından taş taşırım."
Yolculardan Ersan Kocak elektrik mühendisi. Internet'teki 'yardım edin' çağrıları üzerine işyerinden izin alarak yola çıkmış. Daha önce tatilini geçirdiği Değirmendere'ye gitmek istiyor, "Mecidiyeköy'de oturuyorum. Biz yalnızca depremin sarsıntısını hissettik, onlar ise felaketi yaşıyor. Artık evde oturamıyorum, rahatsızım, bir şey yapmam gerektiği için yola çıktım. Ne iş verilirse yapmaya hazırım, elimden çok iş gelir" diyor.
Ömer Çamul ve Begüm Karan da 'Bir şey yapmam gerek' diyerek yola çıkan yüzlerce gönüllüden ikisi. Biri makine mühendisi, diğeri turizmci. Onlar da binlerce insan göçük altındayken huzur içinde uyumaya dayanamadıkları için yola çıkmış. İkisi de daha önce kurtarma çalışmasına katılmamış, ama "Oralarda yapacak o kadar çok şey var ki, mutlaka bize de bir şey düşer. Bir tek kişiyi bile gülümsetebilirsek, bu bize yeter" diyorlar.
Manken Vaha Kılıçaslan da umut gemisinde ve "Oturup bakmak olmazdı. 'Bir şey yapmalı' diyerek yola çıktım" sözleriyle duygularını açıklıyor.
Üç genç; Aşkın Arınç, Kemal Malhatun ve Levent Dayıoğlu da, deprem bölgesine doğru süren yolculuklarını şöyle açıklıyor:
"Yalnızca ve yalnızca onları düşünüyorsunuz. Ve sonra suçluluk hissediyorsunuz. Eliniz kolunuz bağlı ve hiçbir şey yapamıyorsunuz. Belki bir şey yapar, bir işe yararız diye geldik, en azından acılarını paylaşmaya."
Dokuz kişilik Radyo Class ekibiyle gemiden bulunan Geveze de, aynı suçluluk duygusuyla yola çıkmış, "Üzgünüz, acılıyız ve o insanlara mutlaka bir yardımımız olabilir diye gidiyoruz" diyor. Organizasyon şirketi sahibi Haluk Togar'ı da yola çıkaran aynı duygular... 'İnsanlık ölmemiş' 20 kişilik doktor, dağcı ve ilkyardım deneyimi olan ekiple yola çıkan Emre Ardıç da, göçük altında yaşayan insanlar olduğuna inandıklarını belirterek, "Biraz hızlı hareket edersek, kurtarabiliriz" diyor.
Geminin bir de farklı yolcusu var. Ordu'dan gelen 66 yaşındaki Mehmet Kılıç, uzman çavuş olarak Gölcük'te görev yapan oğlu Mustafa'yı aramaya gidiyor. Kılıç, gençlerin gemiye doluşarak, deprem bölgelerine gitmesinden çok etkilenmiş:
"Bu çocuklara baktıkça gözlerim yaşarıyor, 'insanlık ölmemiş' diyorum."
Onur Gemi Kurtarma Şirketi Genel Müdürü Saffet Ayabakan ise, herkesin elinden geleni yapması gerektiğini vurguluyor: "Talep olduğu sürece gönülleri taşımaya devam edeceğiz."
Üç saatlik yolculuk sonunda gemi Gölcük Askeri Tersanesi'ne ulaşıyor. Internet'te 'yardıma gelin' çağrısı yapan Dicle Kogaçioğlu elinde megafonla gemidekilere sesleniyor: "Geldiniz ama burada kolera var, tifo var, tuvalet yok, yemek yok, yatacak yer yok. Dayanıksız ve korkaksanız gelmeyin, iyi düşünün."
Anons, her şeyi göze alarak yardıma gelenleri sinirlendiriyor; "Kapa çeneni!"
Gençler gemiyi boşaltıyor, malzemeleri askeri kamyonlarayüklüyor ve bir kısmı Gölcük, bir kısmı ise Değirmendere'ye doğru yola çıkıyor. Ancak gençler,
kriz masalarına geldiklerinde nereye gitmeleri ya da ne yapmaları
konusunda bilgilendirilmiyor.
"Şuraya bakın" denilerek, nerenin işaret edildiği belli olmayan el hareketiyle karşılaşan gönüllüler, kendi çabalarıyla göçüklerde çalışmaya başlıyor, üstelik başlarında deneyimli biri olmadığı için yaşamlarını tehlikeye atarak...
|