|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Depremin düşündürdükleri Aradan neredeyse bir hafta geçmiş olmasına rağmen, büyük depremin açmış olduğu yaralar henüz çok taze. Bugün yalnız Türkiye değil bütün dünya karşılaşılan şoku yaşıyor. Kurşun yarası almış gibi sancılarımızı ve acılarımızı giderek daha ağır bir şekilde duyacağız.
Bu büyük felaketten sonra Türkiye'de her şeyin aynı şekilde devam etmesi mümkün olmamalı ve olamaz da. Toplum psikolojisinde, siyasette, iş yaşamında ve ekonomide önemli değişikliklerin olması kaçınılmaz. Akraba ve yakın dostlarını depremde kaybeden yüz binlerce insanın yaşama bakışının değişmemesi mümkün değil. On binlerce yaralı ve sakat kalanlar belki de ömür boyu depremin fiziksel izlerini taşıyacak. Depremden doğrudan etkilenmeyenler bile barındıkları mekânda eskiden duydukları rahatlık ve emniyeti uzun bir süre duymayacak.
Deprem felaketi, aynı zamanda, başta siyaset olmak üzere toplumun kurumsal yapısındaki eksiklik ve çatlakları da bir kere daha ve artık görmemezlikten gelinemeyecek şekilde ortaya koydu. Yönetimin her kesiminde, uzun bir süreden beri devam ettirilen düzenin ne ölçüde aksadığı iyice ortaya çıktı. Kırsal kesimden kente büyük nüfus akışının yarattığı çarpık yerleşmeyi siyasal kurumların önleyemediği, daha da kötüsü teşvik ettiği bir kere daha ve acı bir şekilde gözler önüne serildi. Bu konuda, Türkiye'yi uzun süreden beri yönetenlerin ne kadar etkisiz ve yetersiz kaldığı daha iyi anlaşıldı.
Yerel yönetimlerin de, siyasal ve maddi çıkar peşinde koşan kadroların elinde ne hale geldiği görüldü. Özellikle belediyelerin kendilerine verilen denetim görevini yapamadıkları, hatta kötüye kullandıkları iyice açığa çıktı. Yerel yönetimlere çok daha büyük yetkilerin verilmesinin tartışıldığı bir ortamda, büyük depremden alınacak dersler olacaktır.
Özellikle inşaat kesiminde yer alan meslek kuruluşlarının da ellerindeki gücü hangi etkinlikte kullandıklarını gözden geçirmeleri gerekir. 'Biz bu konuda daha önce ikazda bulunmuştuk' demek yeterli değil. Söz konusu kuruluşların ulusal nitelikteki konularda ortaya koydukları duyarlılığı ve tavrı daha güçlü bir biçimde kendi meslek alanında da koymaları gerekmekte.
Ekonomik alanda, sanayide yerleşim yeri seçerken devletin ve özel kesimin çok daha dikkatli olması gereği ortaya çıktı. Kuruluş yeri seçiminde yalnız piyasaya yakınlık kıstasının kullanılması, ekonominin can damarı sanayilerin getirilip deprem tehlikesine en hassas fay hatları üzerinde kurulması sonucunu doğurmuştur. Bunun ne kadar sakıncalı, hatta tehlikeli olduğu anlaşılmış olsa gerek.
Deprem sonrası yaşanan olaylarda, bireysel düzeyde gösterilen duyarlılık ve özveri yanında, sivil toplum kuruluşları da iyi sınav verdi. Önümüzdeki yıllarda başta siyaset dahil, pek çok alanda sivil toplum örgütlerinin daha da güçlenmesi Türkiye için bir çıkış noktası olabilir. Bu çeşit girişimlerin her düzeyde desteklenmesi gerekir.
Deprem felaketinin Türkiye ekonomisinde açtığı yaralar çok derin. Bunu önümüzdeki haftalarda ve aylarda daha iyi göreceğiz. Bu konudaki değerlendirmeleri bir başka yazıya bırakıyorum.
Hepimizin başı sağ olsun diyorum. Ülkemizin bir daha böyle bir felaketle karşılaşmamasını diliyorum.
|
|
|
|