|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Afet ve devlet ekatircioglu@radikal.com.tr 'Ekonomik afetin' eşiğinde dolaşırken yaşadığımız bu 'doğal afet' her şeye tuz biber ekti. Nasıl ki yapmamız gerekenleri yapmayarak ekonomik sorunlarımızı tam bir 'afete' dönüştürmeyi başardıysak, tıpkı onun gibi var olan doğal sorunlarımızla ilgili yapmamız gerekenleri yapmayarak zaten şiddetli olan bu depremi de tam bir 'afete' dönüştürmüş olduk. Sonuçta Türkiye modernleşme tarihinin önemli bir 'dönüm noktası'nda, bu kez bir 'çöküş' noktasında buldu kendini. Abartıyor muyum? Sanmıyorum. Sanmıyorum çünkü yaşananlar öylesine derin izler yaratmakta ki bu depremle birlikte Türkiye'nin, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde bir daha aynı Türkiye olmayacağı çok açık.
Bir kere yaşanan felaketle birlikte 'aczi' daha bir anlaşılan bu devletle reform falan yapılamayacağı daha bir ortaya çıktı.Toplumsal bir uzlaşma arayıp, bir 'milat' yaratarak yeni bir yüzyıla girmektense, ben yaparım olur mantığıyla davranan bir devlet Gölcük'te, Yalova'da, İzmit'te yıkıntılar arasında şaşkın bir şekilde kalakalmadı mı? 'Yaralar sarılır' diyerek yıkıntılar arasında neredeyse kendi kendine mırıldanan bir devlet nasıl ve hangi imkânlarla bu toplumu 2000 yıllarına taşıyacakmış? Bu mümkün mü?
Haksızlık yaptığımız söylenebilir. Öyle ya böylesine büyük bir afet karşısında hangi devlet olursa olsun bocalar, zorlanır. Dolayısıyla biraz gecikmiş olmak, biraz hazırlıksız yakalanmış olmak mazur görülmelidir denebilir. Bir kere toplumun tümüyle kendi inisiyatifiyle, herhangi bir dizayn edilmiş koordinasyon olmaksızın büyük bir hızla davranabilmiş olması gerçeği olmasaydı devletin bocalaması mazur görülebilirdi. Ama bu böyle olmadı. Toplumun hızı, devletin hızını fersah fersah geçti.
Ya da denilebilir ki inşaat izni verilmemesi gereken yere inşaat izni veren bürokrat kadar o bürokratı o yere atayan siyasetçiden, rüşvet vererek izni koparan müteahhide, hatta güvenlikle ilgili hiçbir soru sormaksızın binayı satın alan tüketiciye kadar herkes sorumluyken devlete bu kadar yüklenmek niye? Eğer devletin tanımı farklı çıkarların varlığını öngörmeseydi, daha doğrusu toplumda farklı çıkar grupları olduğu için devlete ihtiyaç olduğu gerçeği olmasaydı bu soru da anlamlı olabilirdi. Ama bu da öyle değil. Devlet toplumdaki farklı çıkar grupları arasında 'hakem'lik yapan bir kurum olduğu için vardır.
Kısacası Türkiye için 'milenyum', yani 2000 yılı diğer ülkelere göre daha erken geldi. Yeni bir yüzyıla başka ülkelerin nasıl gireceğini bilemesek de, Türkiye'nin büyük bir acı ve büyük bir hesaplaşmayla gireceği kesin.
|
|
|
|