|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Kendi kentime ağıt Kilitli kapılı, kayıp anahtarlı kentte dolaşıyorum. Padişahsız kalmış kapıkullarının birbirlerini kollamaktan konaklarını yitirdikleri bu kentin kaldırımlarına, umutla zincirlenmiş dağlardan, yaylalardan kopup gelenler.
Tanrı'nın silip süpürülen mermerlerde taşlaştığı, kapalı çarşıların gökdelenlerinde putlaştığı zamanın kentindeyim.
Sürekli adlarını değiştiren sokaklarında artık çocukların saklambaç oynayamadığı, insanların otomobillerden hızlı gittiği tek istikametli kaldırımların soluksuz yayasıyım.
Kentin gözcüleri, itfaiye kulelerinden ineli yıllar
oluyor. Yerlerinde yabancılar, zamanın ünlü yangın
yerlerini otellerin tepelerinden süzüyorlar geceleri.
Gözlerim, geçmişte yaşayanların düşlerini kolluyor medcezirinde tarihin. Kentim din değiştirmiş.
Dil değiştirmiş. Kent ayaklanmış, kent uykuda, kent ev
gibi-sokaklarında çöpü, çiçeği, sevişeni ve didişeni.
Evvel zaman içinde maviyle yeşilin, günümüzde
ise kırmızı ve lacivertin sarısız düşünülemediği bir
kentteyim. Köprülerinde kıtalar aşıyorum körler ülkesinden yerebatan saraylarına. Kuduz. Kolera. Açlık.
İşkence-asırlardır birlikte yaşadığımız bu tanışlarımızı gizler olduk nazik hallerimizde, dünya kentimizin karanlığı masallaştıran havai fişekli şölenlerinde, inleyen nağmelerimizde.
Kapılar, kapılar, anahtarları kayıp kilitli kapılar,
açmasını unuttuğumuz anahtarsız kapılar. Paslanmış
demirlerin ardında, kararmış mermerlerin altında yatan padişahlarımız, imparatorlarımız. Dilini anlamadığımız,
taşını tanımadığımız mezarlarda, dedelerimiz, ninelerimiz.
Kapılar, kapılar, özel korumalı şeffaf kapılar. İçerden
bize bakıldığında tümü şeffaf, bize karanlık
görkemli binalar. Unutulmuş tüneller, susuz
sarnıçlara çarparak, vınlayarak geçecek metrolar.
Kabaramazsın kel fatma
Annen güzel
Sen çirkin* * *
Ve sabredersek eğer
Bize kulak verdiyse şayet.* * *
Kentimizin ilk kurulduğundaki simgesi tavus kuşu, yelpazesinde açtığı renk cümbüşünden aniden orada beliriveren gözleriyle sorardı, "Durup dururken ne diye
beni andın" diye.
(COGİTO, YAZ '96)
|
|
|
|