Ali Desidero'yu dinlerken hdevrim@hurriyet.com.tr Ekonomi ve spor yazılarını (haberlere bakmadan edemem) seçerek okuduğumu söylemiştim. Radikal'in ekonomi yazarlarından Mahfi Eğilmez'in köşe yazılarını da okuyordum, diyemem. Ekonomiyi anlamakta sıkıntı çektiğim için...
Hata ediyormuşum. "Hisar'da bir konser" başlıklı yazısını (8 ağustos) bir vesileyle okudum. Benim de anlayacağım, hoşlanacağım türden bir yazıydı. "Ekonomi" sayfasında yayımlansa da Rumelihisarı'nda dinledikleri Mazhar-Fuat-Özkan konserinden bahsediyordu.
Önce, hayli eğlenceli bir hikâye olan vesileyi söyleyeyim.
Benim de okurum olan İstanbullu bir hanım, Mahfi Eğilmez'in yukarıda adı geçen yazısındaki bir-iki cümlesine fena takılmış. Bir bilgi yanlışı ki, insanı -hele bir Türk'ü- çileden çıkarabilirmiş.
"Ben bunu bizzat yazarla konuşurum" demiş ve başlamış Mahfi Bey'i aramaya. Bulmak ne mümkün!
Bir telefon, beş telefon, on telefon. Hayır, hiçbirine "Mahfi Bey evet burada" cevabını alamamış. Sonunda biraz tepesi de atmış olmalı ki:
Öyleyse ben de Hakkı Devrim'i arar, şikâyetimi ona söylerim. O, Mahfi Eğilmez'i nasıl olsa görüyordur, demiş.
Siz Mahfi Bey'e ne söyleyecektiniz?
Bir yanlış yaptı, onu diyecektim. Ama bağlamadınız vazgeçtim, Hakkı Bey'e söylerim daha iyi. Onu zaten bir radyo programından tanırım, ben o zaman ilkokul öğrencisiydim, demiş.
"ok hoşuma gittiği için olduğu gibi anlatıyorum. Sonunda küsme, darılma, kırılma olmayacak diye de bir ön şartım var.
Bence, telefonun Radikal'deki ucunda her kim var idiyse, müşteki hanımın ısrarından kurtulmak ve onu bu niyetinden (yani Mahfi Eğilmez'i bana şikâyet etme çocukluğundan) vazgeçirmek için zahir:
- En iyisi siz Mahfi Bey'i çalıştığı bankadan arayın, demiş.
- Hakkı Bey'e söylemekte fayda yok mu? Siz bana, it iti ısırmaz mı demek istiyorsunuz?
("Benzer kötü eylemlerde buluşanlar, birbirini incitmek istemez" anlamında bir atasözüdür. "İt itin ayağına (kuyruğuna) basmaz diye söylendiği de olur.)
Atasözününü dile getiren hanım, belli ki çok öfkelenmiş. Eminim Mahfi Eğilmez de "teşbihte hata olmaz" diyenlerdendir.
Mahfi Eğilmez'in yazısını böyle eğlenceli bir vesileyle okudum. Şikâyet konusu bölüm şuydu:
"Ali Desidero'yu yarı gülerek, yarı hayranlıkla dinlerken (Rumelihisar konserindeler ya!) hemen Hisar'ın dibinden bir vapur geçti. Tam o sırada Konstantinopolis'i kendilerine karşı savunmak üzere yaptırdığı bu Hisar'ın orta yerinde, Türklerin "Ali Desidero" şarkısıyla dans ettiğini görse, Bizans İmparatoru ne yapardı diye düşünüyordum. Ya da şu Hisar'ı ele geçirebilmek için varını yoğunu ortaya koymuş olan Fatih Sultan Mehmed."
Sonuncunun ruhundan olsun özür dileyebilmek isterdim.
Gördüğünüz gibi önemli olan atasözü filan değil.
Mahfi Eğilmez'in Rumelihisarı'na bu ilk gidişiymiş.
Ve Allah'tan benim yerim doldu."Devlet Aydınları" seçimi Mehmet Güleryüz girişiminden sonuç aldı, ama olay kötü zamana rastladı, yeterince akis uyandırmadı. Devlet Sanatçılığı konusunda Danıştay 10. Dairesi, onun müracaatı üzerine, yürütmeyi durdurma kararı almıştı, biliyorsunuz.
Aralarında gerçekten değer verdiğimiz nice sanatçı var, ama tartışma konusu olan, iyi belirlenmemiş bir kavram ve ehliyetsizlerin son sözü söylediği seçim mekanizmasıdır.
Son zamanlarda paye verilenlerden bir kısmı bunu reddediyor, vaktiyle evet demişlerin bir kısmı da eminim pişmandır, ama elden ne gelir!
İsmet İnönü gibi, Bülent Ecevit gibi devlet adamlarının iktidarında başlatılmış bir uygulama elbette çok daha farklı olurdu.
Talihsizlik orada ki, Devlet Sanatçısı seçimleri Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığı döneminde başladı; Süleyman Demirel de henüz kurumlaşmamış olan uygulamayı pespaye etti bıraktı.
Lehinde aleyhinde yazanlar, bu payeyi yeni bir tarife kavuşturmak isteyenler varsa da, kavramın bundan böyle bir itibarı olabileceğini sanmıyorum.
Günümüzde gelişen post-modern bir kavram var şimdi: Devlet Aydınları. Gelin elbirliğiyle bu simgeyi kurumlaştıralım, dememi beklemezsiniz herhalde benden. Sadece giderek yoğunluk kazanan bir eğilimin altını çiziyorum.
Bu yeni paye, gün geçmiyor ki yeniden tarif edilmesin. Çok sayıda "uygun"adaydan da söz ediliyor.
Farkında değil misiniz?
Siz verin kararınızı, ben bir ara bizim mahallenin kahvesine kadar gider, bu işi düzenleyecek uzman arkadaşları da bulurum. Seve seve yaparlar! Dil Yâresi Hasan Pulur "Eğer, bu suçların işlendiği yönünde kuvvetli belirti bulunduğu taktirde..." demiş (Milliyet, 16 ağustos).
"Eğer" diye başladığına göre cümleyi "belirti varsa" veya "belirti bulunuyorsa" diye sürdürmesi gerekirdi. Yahut "eğer"i hiç kullanmayabilirdi...
Gözünden kaçmış olabilir. Ama ben de bu fırsatı kaçıramazdım. Kolay kolay hata yapmayanların başında gelir.
|