|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Yadırgadıklarım Depremin yarattığı felaketin büyüklüğünü her geçen gün biraz daha anlıyoruz. Belli ki getirdiği ve getireceği yoksunlukların acısını ve sıkıntısını
uzun bir zaman yaşayacağız.
Ama böyle büyük felaket anlarında insanların gösterdiği tepki çok zaman
felaketin büyüklüğüyle eş orantılı bir kahramanlık, fedakârlık içerir. Bu olayda böyle bir direnci başından beri görüyoruz. 'Kalan sağlar' ellerinden geleni yapıyor; ilk şok atlatıldıkça 'yetkililer' aynı zamanda 'etkili' olmaya başlıyor. Bunların yanına, uluslararası topluluğun duygulandırıcı dayanışmasını da eklemek gerek.
Bu acılı ama insancıl ortamda son derece yadırgadığım iki şey oldu. Birincisi emekli Orgeneral Kemal Yavuz'un 'sıkıyönetim' önerisi. Son zamanlarda sık sık medyada belirdiği için çeşitli konulardaki görüşlerini biliyoruz. Buna rağmen, sıkıyönetim önerisi şaşırtıcı geldi.
Emekli orgeneralin depreme karşı darbe önerdiğini sanmıyorum. Şüphesiz, yalnızca somut durumla sınırlı, bu durumu düzelteceğini düşündüğü bir çözümü dile getiriyor olmalı. Yadırgadığım, bazı kişilerin, sıkıyönetim gibi bir formül dışında bir çözüm düşünemiyor olmaları. Silahlı Kuvvetler'in elinde geniş imkânlar olduğunu söylüyor ki, herhalde haklıdır. En azından, toplumun en örgütlü kesimi olduğundan şüphe yok. Ama böyle bir
toplumsal seferberlik aşamasında, bu gücün ve elindeki imkânların devreye girmesinin, 'sıkıyönetim'den başka bir yöntemi olamaz mı?
Sevdiğim bir aforizmayı yeniden aklıma getiriyor: "Elindeki tek araç bir çekiçse, bütün sorunları çivi gibi görmeye başlarsın."
Herhalde bu öneriye itiraz edecekler olduğunu bildiği için birtakım 'aklıevveller'e değinmeyi de ihmal etmedi. Benim onlardan biri olduğum kesin de, bazı sözlerine bakıldığında Bülent Ecevit'in de aklıevveller arasına karıştığı anlaşılıyor.
İkinci yadırgadığım, Kemal Yavuz'un telefonla önerisini ilettiği TV programında konuşan MHP'li bakanın sözleriydi. Bu bakan, belli ki, dış ülkelerden gelen yardım ve dayanışma karşısında pek mutlu değil. Gelenlerin yararına inanmadığı gibi, külfet çıkaracağını da düşünüyor. Hele bu kişiler Yunanistan'dan gelmişlerse, yardım için değil, ajanlık için gelmiş olmaları ihtimali ağır basıyor, orada burada serbest dolaşmalarına izin verilmemeli. En iyisi sınırda yakalayıp, bir temiz sopa atıp, geldikleri yere geri göndermeli.
Elinde çekiçten başka alet olmayan
sorunları çivi gibi görüyorsa, dünyaya ve insanlara baktığında 'düşman'dan başka
bir şey göremeyen bir kişi nasıl bir alet edinmeye çalışır?
Hamasi lakırdılar etmek istemiyorum,
ama tarihi boyunca bir yığın sorunla
boğuşan Türkiye, tarihinin bu en kötü
depremi karşısında, çektiği acılar ve sıkıntılarla, başa çıkmanın yollarını
üretecektir. Ama burada değindiğim iki zihniyetin yaygınlaşması atlatılması çok daha zor bir felaket gibi görünüyor.
|
|
|
|