|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Değeri, kaybetmeden anlamak 95 yıllık zaman zarfında büyük Erzincan depremi hariç, hiç bu kadar uzun süreli, şiddetli sarsılmamıştı Türkiye. Coğrafyasını deprem faylarının çizip belirlediği Türkiye'de, bir gece vakti uykunun bu yoldan bölünebileceği elbette tahmin ediliyordu. Ülkenin beşte birini sallayıp, milyonlarca insanı günlerce sokağa döken, binlercesini de kum, moloz ve göçüğün altına gömen depremin açtığı ekonomik ve toplumsal yaralar kısmen de olsa onarılacak. Dahası unutularak arşivlerde yerini alacaktır. Çünkü yaşam her şeye rağmen sürecektir. Ama şu bir gerçek ki; Türkiye, neresinden bakılırsa bakılsın maliyeti ve bedeli ağır bir deneyimin sahibi oldu.
Uzun yıllar önce batıdan başlayıp, Erzincan'da son bulan ve sonra tekrar bir 'U' dönüşü ile kademe kademe İzmit'e kadar gelmeyi başaran depremin bu hareketini önceki akşam bir televizyon kanalında şaşkınlıkla izledik. Bir toprak parçasının ya da fay dediğimiz bölümün yarım asırı kapsayan hareketleri şimdiye kadar dikkate alınmamış ve sonuçta, bir ülkeyi, bir ekonomiyi batırma noktasına getirdiğinde ancak hatırlanarak insanlara bu gerçek sunulmaya başlanmıştır.
Toplumu magazin haberlerle oyalayıp 'Şov'a ağırlık verenler bugünlerde toplumsal sorumlulukların ayırdına vararak, şimdi de ratinglerini bilimsel araştırmalar üzerinden sağlama telaşındalar. Bundan önce; Türk'ün Türk'ten başka dostu olmadığını savunarak kendilerine hayali düşmanlar yaratanlar ne yazık ki maliyeti ve bedeli ağır bir deneyim sonucunda ancak Türk'ün Türk'ten başka dostu olacağını idrak etmiştir.
Bir futbol karşılaşması öncesi İtalyan Başbakanı D'Alema'ya "D'allama", Yunanistan Dışişleri Bakanı Pangalos'a da "Dangalakos" yakıştırmaları yapanlar televizyon ekranlarında ölü, yaralı ve kayıpların sayısını merak etmenin dışında kurtarıcı hiçbir etkide bulunamazken, bu ülkelerin yolladığı yardım timleri her türlü riske göğü gerip ölü kentlerin biraz olsun can bulması uğraşını veriyorlar.
Coğrafyasını deprem faylarının çizdiği bir ülkede yaşıyoruz. Çocuklar futbol oynamak
için çoğu zaman cami avlularında kendilerine yer bulabiliyor. Aynı çocuklar depremle yaşamı son bulduğunda da ölü bedenlerini soğutmak
için ancak bir buz pateni pisti ile tanışabiliyor! Bizlerse hayali düşmanlar yaratıyoruz. Sonuç olarak felaketler öğreticidir. Bu biliniyor. Ancak dostluğu öğrenebilmek için mutlaka felaketler mi yol göstermelidir? İnanıyorum ki, insanlar sahip olduklarına, kaybetmeden önce gereken önemi verirlerse, hayali düşmanlar yaratan bir ülkede yaşamak zorunda kalmayız.
|
|
|
|