|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Depremin siyasal faturası haluks@kanald.com.tr Dünyanın gözleri üzerimizde. Abdullah Öcalan olayından sonra şimdi de deprem felaketi Türkiye'yi yabancı medyaların dikkatinin odak noktası haline getirdi. Deprem bölgesi bir anda yabancı gazetecilerle, televizyoncularla, habercilerle doldu. Galiba onlar felaketin boyutlarını Ankara'daki bazılarından daha önce gördüler.
Bu habercilerden bazıları dönüş yolunda uğrayıp ya da telefonla arayıp fikirlerimi sordular, röportajlar yaptılar. Malum, gazeteciler konulara kafalarına taktıkları sınırlı sayıdaki merceklerle bakarlar. Bu nedenle hemen hepsi birbirine benzer sorular sorarlar. Bu kez de öyle oldu.
Israrla sorulan ilk soru, depremin ve ardından yaşayan karmaşanın siyasi bir faturasının olup olmayacağıyla ilgiliydi? Olacaksa, bu fatura kime çıkardı? Hükümetin değişmesi söz konusu olur muydu?
Onlara bu boyutta bir olayın mutlaka siyasal bir faturası olacağını, ancak bu bu faturanın kime çıkacağının henüz belli olmadığını söyledim. Baştaki hükümet bütün bu olup bitenler nedeniyle kaçınılmaz olarak puan kaybedecek, zayıflayacaktı. Ancak, gerçekçi bir alternatif olmadığından, değiştirilmesi olasılığı fazla değildi. Ayrıca, siyasal partilerin ve aktörlerin hiçbiri sütten çıkmış ak kaşık olduğunu iddia edecek durumda değildi. Depremle üzerimize yıkılan 'toprak yağması düzeni'ni elbirliğiyle yaratmış ve palazlandırmışlardı. Birinin ötekine bir şey diyecek hali olamazdı. Şu anda ille siyasal bir fatura aramak gerekirse, depremle yıkılan düzenin inşaat mühendislerinden Süleyman Demirel'in bir kez daha cumhurbaşkanı olma planlarının ağır hasar gördüğü söylenebilirdi.
Sordular: "Peki, ortaya çıkan ve başarısızlık ve halkın öfkesi siyasal İslamcıları güçlendirir mi?"
Siyasal İslamcıların bu amaçla ellerinden geleni artlarına koymayacaklarını, ama çok başarılı olamayacaklarını düşündüğümü söyledim. Çünkü onlar da, on binlerce insanımızı enkaz altında bırakan toprak yağması sisteminin has elemanları olarak, bütün cinayetin suçluları arasındaydılar. Depremin en ağır darbeyi vurduğu bazı yerlerin belediye başkanları bu kesimden geliyordu ve yıkılan binaların çoğu onların döneminde yapılmıştı. Onların bölgelerinde de inşaat yolsuzlukları dizboyuydu. Rüşvetin sadece adı değişiyor 'bağış' adını alıyordu. Sonuç gene çürük inşaat, yıkım ve ölümdü.
Sordular: "Silahlı kuvvetleri de, özellikle başlangıçta geç kaldığı için eleştiriliyor. Bu ne anlama gelir?"
Silahlı kuvvetlerin başlangıçtaki çalışmalarıyla ilgili hayal kırıklığının başlıca nedeninin Türk toplumunun bu gibi durumlarda askerlerden sivillerden çok daha üstün performans bekleme alışkanlığı olduğunu öne sürdüm. Türkiye'nin en örgütlü ve modern gücünün belki de imkânsız olan bir şeyi başarması beklenmişti. Oysa silahlı kuvvetlerin refleksleri son yıllarda terör ve Kıbrıs gibi nedenlerle başka yönlerde gelişmişti. Onlara TSK'nın dersleri en hızlı öğrenen ve gereğini yapan kurum olduğunu söyledim.
Deprem bölgesinden gelen yabancı gazeteciler resmi organizasyon ve koordinasyon noksanlığını vurguladıktan sonra, halkın spontane tepkisini şaşkınlık ve hayranlıkla izlediklerini söylüyorlardı. Bir yabancı kurtarma ekibinin başkanı bir Amerikalı gazeteciye şöyle demişti: "Pek çok ülkede felakete gittim, böylesine halk örgütlenmesi görmedim. Akrabalar geldi, fabrikalardan geldiler, okullardan geldiler, müthiş bir enerji çıktı ortaya."
Yabancı gazetecilere işte bu enerjiye dikkat etmeleri gerektiğini söyledim. "Eğer bu enerji demokratik süreç içine yönlendirilebilir ve örgütlenirse, Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmaz" dedim.
Türkiye'den umutsuz ayrılmadılar.
|
|
|
|