|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Anket
|
|
Ey ruh! Geldiysen.... mineg@cybercable.fr Sözün bittiği anlar vardır. Susulur. Acının en üst noktasında haykıramaz insanlar. Bir yaşam, bir güç belirtisi olan acı çığlıkların yerini incecik iniltiler aldığında umudunu yitirmiş demektir kişi.
Umut...
Nedir ki umut?
Umutsuzluğun egemenliğinde görülen bir hayal. Umutsuzluk olmayan yerde ihtiyaç duyulmayan bir ışık. Türkiye, bir umutlar ülkesi. Çünkü Türkiye, bir umutsuzluklar ülkesi. Tepeden tırnağa ya da tersi, ihanet edilen, kandırılan ve hainlerinden ve alçaklarından asla kurtulamayan bir toplumun mahpushanesi. Gardiyanlarımız malum: Ankara tepelerinde kader zarı şaklatanlar.
Depremde, üç akrabamı yitirdim. Üçü de, çocukluğumun ve gençliğimin yazlarını geçirdiğim Yalova Yüksel Sitesi'nde öldüler. Hayır, yakın değildiler. Hatta birinden özel olarak uzaklaşmıştım. İçimi en çok, on beş yaşındaki oğluyla birlikte gömülen genç kadın yaktı. Ama Yüksel ve Aydın siteleri 'fay' hattında ölen onlarca tanıdığım, çocukluk arkadaşlarım var. Çünkü fay hattı sitelerin altından geçmiyordu. Fay hattının ta kendisi, o sitelerdi. Dabakhaneye köpek pisliği yetiştirir gibi hızla bitirilen o inşaatların hepsini bilirim. Kiminin müteahhitlerini Alaattin Çakıcı'ya bağlayan mafya hattını da. Aydın Siteleri'nin karanlık sahibi Cevdet Aydın'la da bu yüzden uğraşmışımdır. Karanlık Aydın, yazılarım dolayısıyla bana açmaya kalktığı dava arefesinde, kalpten gitti. Bugün çok hayıflanıyorum ölümüne. Keşke yaşasaydı da, yıkılan sitelerinin hesabını, imar izni için verdiği rüşvetler, satın aldığı politikacılar ve mafya ilişkileriyle birlikte verseydi diye.
Tabii bu felaket mimarları, cehennem müteahhitleri bir gün hesap vereceklerse. Verirler mi dersiniz? Bir bölümü belki, hepsi asla.
Örneğin Yüksel Sitesi'nin müteahhidi, Yüksel İnşaat. Hangi babayiğit soracak Yüksel İnşaat'ın sahiplerinden ikisi Güven Sazak ve Mehmet Sert'ten hesap? MHP'nin koçları, bu adamlar. Sazak ailesinin, bir zamanlar Türkeş'i ağırlayan Yüksel Sitesi'nde, bozkurt komandolarından yakın dövüş dersleri alırken kaburgaları kırılan bir oğlu, bugün Meclis'te. Yüksel İnşaat, MHP'nin kalesidir. Kim soracak kendi kalesinden hesap? Kaleciler mi, topçular mı?
İstanbul metrosunu inşa etmek için kurulan Anadolu konsorsiyumuna Yüksel İnşaat'ın da ortak olduğunu biliyor muydunuz? Acaba İstanbul'da tarihi belirsiz, ancak olacağı besbelli deprem metroyu nasıl vuracak? Çimento çokluğundan mı, yoksa çimento azlığından mı yıkılacak? Çünkü Yalova'daki Aydın Siteleri, çimentodan çalındığından; Yüksel Sitesi ise arazi araştırması yapılmaksızın, gereğinden fazla beton kullanıldığından çökmüş.
Gereğinden fazla, gereğinden az, sonuç olarak hırsızlık ve bilgisizlik, aynı kapıya açılıyor. Ölüme, yıkıma, yokluğa.
Mimar ve gazeteci arkadaşım Turan Kayaoğlu, 'Dagens Nyheter' adlı İsveç gazetesi için 'Ruh var mı?' diye bir dizi hazırlıyordu deprem olduğu sırada. Kayaoğlu, dizisi için araştırma yaparken 1970'li yıllarda SSCB'deki bilim adamlarının 'ruh' kavramını yadsıyan Marksist ideolojiye karşın ruhla pek ilgilendiklerini keşfetmiş. Sovyet bilimciler, hastanelerde can çekişen insanlar üzerinde zararsız bir deney yapmışlar. Yüzlerce insanı tam ölmeden önce ve öldükten sonra tartmışlar. Tüm deneklerin henüz canlı gövde ağırlıkları ile ölü bedenleri arasındaki ağırlık farkı, hepsinde aynı çıkmış: 18 gram. Ve olayın adını koymak zorunda kalmış Sovyetler: Ruhun ağırlığı 18 gramdır. Ne bir eksik, ne bir fazla. Rusların ruhtan anladığı, aslında bugün çok ileri oldukları ve bazı hastalıkların tedavisinde başarıyla kullandıkları paralel tıbbın kaynağı 'biyoenerji.' Maddeyi canlı kılan güç.
Depremde kırk bin insanın ruhu uçtu gitti. Ama artık Türkiye'de bazı ruhlar 18 gramdan fazla çekiyor, eminim. Onlar, Türkiye'nin tepesine kırk yıldır çöken makus talih kuşları, ölü ruhları emerek semiren devletliler. Onlar, kırk yıldır aynı sözcüklerle başsağlığı şampiyonları. Onlar kader ve tevekkül diye diye, vicdan karalarını Allah'a yükleyen ölüm tellalları. Oysa Allah'ın sırtı yok. Bizim var. Ve bu ruh yamyamlarını sırtımızdan kaldırıp atmadıkça, daha çok tekme yeriz artık bunca budalalığı taşımaktan bıkan topraktan.
|
|
|
|