Ana Sayfa |  İletişim |  Genel Haber Listesi | Standart Karakterler |  Eski Sayılar |  Künye
24 Eylül 1999
Radikal-online... Yazarlar Radikal Geceleri Hiç Bitmiyor! Tıklayın!
Ziyaret etmek için lütfen tıklayın
EKLERİMİZ : Sanal Alem |  Radikal2 |  Cumartesi

İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan

Başının boynunun borcu

hdevrim@hurriyet.com.tr
Gazeteci olarak hepimizi çok rahatsız... etmesi gereken bir uygulamaya değindi Mehmet Y. Yılmaz.
Önemli uyarısını tek bir paragrafa sığdırmıştı:
"Bir bulvar gazetesinin fiyat dayatmacılığıyla başlattığı rekabet, giderek büyük gazetelerin de fiyat olarak olmasa bile içerik olarak ucuzlaşma eğilimine girmesine yol açtı" (Radikal, 23 eylül).
Aynı yazıda yer alan, mesleğimiz adına üzücü bir tespit daha: "Seviyesizliğin tiraj yaptığı düşüncesi bir kez daha basını etkisi altına almış görünüyor."
Fiyat indiriminin -ki bana her zaman ters gelmiştir- sadece bize özgü bir olay olmadığını hatırlattıktan sonra, Radikal'in Genel Yayın Müdürü, asıl büyük tehlikeyi altı kelimeyle ifade ediyordu:
"Ancak öteki ucuzluğun bir sınırı yok!"
Kötü gidişin sanırım herkes farkındadır; örneklerini tekrarlamaya, ayrıntılara girmeye lüzum yok. Ama eklemek istediğim bir şey var.
Türkiye demokratikleşme sürecinin önemli bir aşamasından geçiyor. Dönüşümün temeli sağlıklı ve etkili kamuoyu oluşumudur. Bireysel hakların ve sivil toplum anlayışında kurumsallaşmanın mimarı ve savunucusu olarak basın, bu gelişmenin baş sorumlusu olacak.
Benim anlayışıma göre bugünkü basının kalitesi, yalnız bir mesleğin değil, gelecekteki Türk demokrasisinin de güvencesidir. Mehmet Y. Yılmaz, "Bundan sadece gazetecilik mesleği değil, bütün bir ülke de zarar görecektir" derken, hiç şüphem yok bunu kastediyor.

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından
(Haşim Kılıç)

  • "Türkçemizin kullanımına göstermiş olduğunuz hassasiyeti dikkatle takip etmekteyim. "Merak bu ya!" başlıklı yazınıza (Radikal, 9 eylül) "Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı..." diye başlamışsınız. Kanaatimce bu ifade yanlış olup, doğrusunun Deniz Kuvvetleri Eski Komutanı olması gerekir".

   - Dikkatli takibinizden kaçmış olmalı Haşim Bey, sizin doğru bildiğinizin yanlış olduğu, bu köşede hiç yazılmadıysa on beş - yirmi kere tekrarlanmıştır.

TELAYNAK
Reha Muhtar, Ortaköy'de işlenen şeytana tapanlar cinayetinin baş sanığı Ömer Çelik'in babası Şaban Çelik'i bulup karşısına oturttu. Hani şu "Benim Ömer diye bir oğlum yok. Verseler, herkesten önce onu ben öldürürdüm" diyen adam. Yanlarında da bir uzman, yani psikiyatr var.
Acınacak haldeki zavallı adama aynı şeyi on kere söylettikten sonra, Reha Muhtar, yüzünde kederli bir ifadeyle seyircilerine dönerek, bu gerçekten içler acısı durumu, pek veciz bir ifadeyle şöyle özetledi:

   - "İşte yanan babanın yüreğinden haykıran sesler!" (Show TV, 21 eylül). Sonra dönüp iyi söyledim mi gibilerden psikiyatra baktı.

Gölcük ve Tayvan
Dünyanın öbür ucundaki bir depremle her zaman olduğundan daha çok ilgiliyiz. Aynı kaderi paylaşma duygusunun etkisidir. Bu arada deprem ertesi ilkyardım, hayat kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmaları açısından iki depremi ve iki ülkeyi kıyaslamaktan da geri durmuyoruz.
Gölcük depremi 7,4 şiddetindeydi, Taypeh yakınındakinin şiddeti 7,6. Tayvan'da binaların deprem ihtimali dikkate alınarak yapıldığı ve ilkyardım çalışmalarının hemen başladığı belirtiliyor.
Buna karşılık Tayvan'da depremden etkilenen alan, Türkiye'deki deprem alanıyla kıyaslanamayacak kadar sınırlı. Böyleyken ölü sayısının 2 000'i, yaralıların 4 000'i, enkaz altında kalanların 2 600'ü geçtiği haber veriliyordu. Elektrikler kesilmişti ve arıza uzun süre giderilemeyecekti. Hastanelerde boş yatak kalmamıştı. Devamlı anonslarla hekimler, hemşireler, tıp eğitimi almış herkes yardıma çağrılıyordu. Çadır stokları yetersiz kalmıştı. Tıbbi malzeme ve ceset torbası sıkıntısı çekiliyordu. Okullar belirsiz bir süre için tatil edilmişti.
Bunları elbette, Tayvan yönetimi de bizimkiler gibi felaket karşısında yetersiz kaldı, demek için söylemiyorum. "Bir Türk dünyaya bedeldir" safsatası ile "Biz adam olmayız kardeşim" kötümserliği arasında gidip gelen moral oynaklığımızdan duyduğum rahatsızlığı ve bıkkınlığı ifade etmek istiyorum.
Tamam Tayvan'da binalar daha sağlam yapılmış, yönetim deprem felaketi konusunda bizden daha hazırlıklıymış. Bu farkı inkâr etmek, noksanımızı görmezden gelmek söz konusu değil. Ama şu farkın da altını çizmeliyiz.
Tayvan, eski bir hukuk terimiyle mahmi devlet statüsünde bir ülkedir. Bu demektir ki, "bir büyük devletin (ABD) himayesinde kurulmuş ve (1989'a kadar) yaşamıştır." Amerika, dünyanın en kalabalık ülkesi Komünist Çin'i görmezden gelerek, eski müttefiki Jiang Jieshi'yi (bizim bildiğimiz adıyla Çan Kay-şek) var gücüyle desteklemiştir. Kaynakları yetersiz Formoza Adası'nda barınan Milliyetçi Çin, Amerika'nın ekonomik ve teknolojik desteğiyle bölgenin zengin ülkelerinden biri haline getirilmiştir.
Bugün de Tayvan'da kişi başına milli gelir 13 000 dolar civarındadır. Türkiye biliyorsunuz hâlâ 3 000 dolar düzeyinde. Bu da bir farktır.


Yukarı Yukarı Çık Geri Geri Dön

Bugün yazan diğer yazarlarımızı okumak için tıklayın

Önemli Not: Internet'i kullanan ve dolayısı ile e-posta adresi bulunan yazarlarımızın adresleri, iletişim kurabilmeniz için yazılarının başında eklenmiştir. Eğer böyle bir adres göremiyorsanız, sözkonusu yazarımızın elektronik posta adresi yok demektir. Böyle bir durumda iletişim için künyemizde yer alan telefon ya da faks numaralarını kullanabilirsiniz.

İstanbul Uluslararası Festivalleri

Radikal-online'da reklam vererek yüz binlere ulaşmak istemez misiniz? Tıklayın...

Ziyaret etmek için lütfen tıklayın
Radikal-online... RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemiz içerisindeki tüm sayfalar, tüm tarayıcı ve çözünürlük altında sorunsuz olarak görüntülenebilir.
Ana Sayfa |  İletişim |  Genel Haber Listesi | Standart Karakterler |  Eski Sayılar |  Künye