|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Son Dakika
|
Hizbullaha karşı hizbulbeşer olur mu? talkan@media.ankara.edu.tr Laiklik, demokrasinin önkoşuludur. O nedenle de, Atatürk laikliği getirmekle demokrasinin temellerinden birisini atmıştır.
Laiklikle demokrasi arasında çok boyutlu, çok yönlü ilişkiler var.
Burada sadece bir tanesi üzerinde durmak istiyorum.
Demokrasi, eşit haklara ve statüye sahip vatandaşları öngörür. Dini siyasete soktuğunuz anda, böyle bir eşitlik olasılığı ortadan kalkar.
Hiç inananla inanmayan bir olabilir mi?
Nitekim şeriat düzenini savunan yazarların pek çoğu demokrasiye inanmadıklarını her fırsatta tekrarlayıp duruyorlar.
Hanım kızımız pankart açmış: '7.4 yetmedi mi?' "Aman efendim," diyor bazıları, "çocuktur işte bir cahillik etmiş." Bana pek öyle gelmiyor. Bu depremin ahlaksızlara verilmiş bir ceza olduğunu dinci basın yazıp durmadı mı? Nitekim gösteriye katılanların avukatları ve diğer göstericiler de o pankartı destekler yönde konuştular.
Şimdi durup düşünmek gerekmez mi, dincilerin görüşünde olmayanları Allah cezalandırıyorsa, Allah siyasetin aktif katılımcılarından birisi konumundaysa, sizin benim gibi sıradan insanların oylarıyla oluşturulacak 'beşeri' bir siyasal sistemin ne anlamı ve
hükmü olabilir ki?
Ve tabii Allah'ın kendilerini desteklediğine inanan siyasetçilerin bir diğer üstünlüğü de Allah'ın
niyetini bilmeleri, daha doğrusu bildiklerini sanmalarıdır.
"Deprem, ahlaksızlara verilen bir cezadır!"
Hüküm kesin. "Nereden biliyorsun?" diye sormayın. Pek çok skolastik kanıtla ortaya çıkacaklardır. Ama başka bir ortamda, başka kanıtlarla tam tersi bir görüşü de savunabilirler.
Hep Allah adına konuşurlar. "Şunu yapma cehenneme gidersin." "Bize oy ver, mekânın cennet olur." "Böyle giderse Allah bir deprem yapar,
bütün kısa kollu, kot pantolonlular doğru yerin altına." "Tövbe tövbe, senin sonun iyi gözükmüyor, yakında Allah cezanı verecektir."
Allah'ın niyetini bilen, Allah adına konuşan insanlarla siyaseten eşit koşullarda yarışmak mümkün müdür? Ve bu insanların demokrasiden dem vurması samimi olabilir mi?
'Hizbullah'la, yani Tanrı'nın partisi ile sıradan kulların partisi ('hizbulbeşer' mu diyeceğiz?) nasıl karşı karşıya gelebilir? Böylesine eşitsiz bir yarışta kimin haksız olduğu, kimin kaybedeceği daha işin başında belli değil midir?
Ve Allah'ın partisinden olduğuna inanan insanların yenilgiyi kabul etmeme, işi şiddete dökme eğilimi daha baskın olmayacak mı?
Elbette isteyen istediğine inanmalı veya inanmayabilmelidir. Ve bana soracak olursanız (kamu alanı dışında) istediği gibi de giyinebilmelidir. Ama inancını siyaset oyununun bir parçası, hatta zorlayıcı unsuru haline getirmemelidir.
Moda bir deyim kullanmak gerekiyorsa, "Laiklik, dini inancın özelleştirilmesi, kamusal alandan çıkarılmasıdır," diyebiliriz. Özelleştirmenin mimarı olan rahmetli Özal olaya bu açıdan baksa o da laik olurdu belki, kim bilir.
|
Sizleri de dinlemek istiyoruz
Yazarlarımızın yazıları hakkında düşündükleriniz hepimiz için önemli. Eğer onlara ileteceğiniz bir yorum veya haber varsa, Radikal-online Sanal Meydan size kapılarını açıyor. Sessiz kalmayın! Tıklayın...
|
Bugün yazan diğer yazarlarımızı okumak için tıklayın
Önemli Not: Internet'i kullanan ve dolayısı ile e-posta adresi bulunan yazarlarımızın adresleri, iletişim kurabilmeniz için yazılarının başında eklenmiştir. Eğer böyle bir adres göremiyorsanız, sözkonusu yazarımızın elektronik posta adresi yok demektir. Böyle bir durumda iletişim için künyemizde yer alan telefon ya da faks numaralarını kullanabilirsiniz.
|
REKLAM TARİFESİ
Radikal-online'da reklam vererek yüz binlere ulaşmak istemez misiniz? Tıklayın...
|
|