|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Son Dakika
|
Bölünen toplumun paranoyası Ahmet Taner Kışlalı'nın öldürülmesinin ardından, bir aydın grubuyla siyasi İslam'ın sözcülerinin devleti, bazı devlet çevrelerinin de irticayı sorumlu tutması toplumun derinlemesine bölündüğünü gösteriyor.
Bu bölünme yeni değil. Örneğin, Harp Akademileri Komutanı'nın iç ve dış düşmanlara atfından sonra, bazı aydınlar bunu sınırlı bir demokrasiye imkân veren paranoyak bir tutum şeklinde yorumladılar. Bu aydınlar ve siyasi İslam'ın sözcüleri, PKK da yenildikten sonra Türkiye'de devlete düşman kimse kalmadığını; aslında devlet ya da 'derin devlet', yani ordunun kendilerine düşman olduğunu; çağdışı bir cumhuriyet ve laiklik anlayışıyla dışlandıklarını ileri sürüyorlar.
Ordu ise en yüksek ağzından, bölücülük ikinci plana düştükten sonra, irticanın gerekirse bin yıl savaşılacak birinci düşman olduğunu ilan etti.
Tarih açısından, Osmanlı İmparatorluğu'nun ezeli rakibi Avrupa karşısında yenilmesi ve yenenin uygarlığına geçmek için reformlar yapması, iç bölünmenin başlangıç noktasını oluşturmuştu.
Demokrasiye geçilince iki siyasi akım ortaya çıktı. Birinci Cumhuriyet'i kuran ilericiler. Bunlar için batılılaşma, Batı kurumlarının alınmasıydı. Bu reformlar temelde kültürel nitelikteydi. İlericiler için kültürel alanda Batı'dan gelen her şey iyiydi. Ama imparatorluğun yıkılmasında rol oynayan kapitülasyonların etkisiyle Batı'nın ekonomik modeline kapalıydılar. Bu alanda devletçiydiler ve kontrollü bir ilişkiden yanaydılar.
Gerici diye adlandırılan karşı grup, ilericilerin tam tersini yapmaya eğilimliydi. Onlar için geleneksel kültür ya da din kimliklerinin temel ögesiydi ve Batı'nın etkilerine karşı korunmalıydı. Ekonomiyse Batı'ya ya da dış dünyaya açılmalıydı.
Sistem teorisinde, her toplumsal sistem yapısal bütünlüğünü korumak için dış dünyadan gelen girdileri süzgeçten geçirmek zorunda. Yani dış sınırlarını, çıkarlarına göre hem kültürel, hem ekonomik girdilere açması veya kapatması lazım. Bu ise sistemin kimliği konusunda ülke içinde genel bir uzlaşının bulunmasına bağlı. Uygarlık değiştirmenin yarattığı travma, dolayısıyla bu varoluşçu uzlaşı sağlanamadı ve zıt iki kimlik projesi ortaya çıktı. Sistem bölündü.
"Farklı görüşleri çoğulculuk gereği hoşgörüyle karşılamamız ve demokrasiyi yürütmemiz gerekiyor" demenin bir yararı olmadı. Zira sistemin kimliğine ilişkin farklılıklar olağan görüş farkları değildi. Demokrasi, ancak, toplumun kimliğine ilişkin temel uzlaşı üzerine bina edilen bir siyasi yapıda, siyasi görüş farklarını çoğulculuk çerçevesinde bağdaştırabiliyordu. Bu nedenle dine ağırlık veren kimlik projesini ısrarla savunanlar iç düşman oldular.
Küreselleşmenin etkisiyle hem ekonomi, hem de kültür alanları dış dünyaya açılınca, eski bölünme de bir ölçüde kayboldu. Şimdi, 'İç ve dış düşmanlarla çevrili miyiz, yoksa Türkiye düşmansız mı?' soruları etrafına bölündük. Bu bölünme de, aslında, eski bölünme çizgisini izliyor.
Sovyetler yıkıldı. Suriye Öcalan'ı attı. Irak yenildi. İran, İslam devrimin olumsuzlukları içinde. ABD ile çok iyiyiz. AB ise bize adaylık vermek üzere vb. görüşler kuşkusuz doğru. Yani dış düşmanlar ve düşmanlıklar azaldı.
Ama söz konusu aydın grup, Sovyet tehdidi varken komünizme eğilimliydi. Türkiye PKK'ya karşı bölünmemek için mücadele ederken 'barışçı çözümü' savunuyordu. AB üyeliğimiz din ve kültür farkından dolayı reddedilirken, bunun insan hakları ihlallerinden kaynaklandığını vurguluyordu. Bu nedenle kendisini iç düşman haline getirmişti. Şimdi dış düşmanların azalması onlara güveni geriye getirmiyor.
Düşmanlık göreceli ve dinamik bir kavram. Çıkarlara göre düşmanlık ya da dostluk normal. Bir ülke veya ülke grubuyla konuya göre hem dost, hem rakip, hem de hasım olunabilir.
Ama savunma refleksiniz bir şekilde körelmişse, hiç düşmanınız yokmuş sanabilirsiniz. Her şeyden devleti sorumlu tutabilirsiniz. Bu da devlete karşı paranoyak bir tutum oluşturabilir.
O zaman karşıdaki de sizi iç, sizin tuttuklarınızı da dış düşman kabul eder.
|
Sizleri de dinlemek istiyoruz
Yazarlarımızın yazıları hakkında düşündükleriniz hepimiz için önemli. Eğer onlara ileteceğiniz bir yorum veya haber varsa, Radikal-online Sanal Meydan size kapılarını açıyor. Sessiz kalmayın! Tıklayın...
|
Bugün yazan diğer yazarlarımızı okumak için tıklayın
Önemli Not: Internet'i kullanan ve dolayısı ile e-posta adresi bulunan yazarlarımızın adresleri, iletişim kurabilmeniz için yazılarının başında eklenmiştir. Eğer böyle bir adres göremiyorsanız, sözkonusu yazarımızın elektronik posta adresi yok demektir. Böyle bir durumda iletişim için künyemizde yer alan telefon ya da faks numaralarını kullanabilirsiniz.
|
REKLAM TARİFESİ
Radikal-online'da reklam vererek yüz binlere ulaşmak istemez misiniz? Tıklayın...
|
|