|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Son Dakika
|
Bir dönem ve dram'Salkım Hanımın Taneleri', Varlık Vergisi'yle kaderleri değişen insanları anlatıyor Tunca ARSLAN
Yılmaz Karakoyunlu'nun 1990'da Yunus Nadi Ödülü kazanan romanından uyarlanıp bu yıl Altın Portakal'da birinciliğe değer görülen ve ardından da Oscar yollarına düşen 'Salkım Hanımın Taneleri', yakın tarihimizin hayli tartışmalı yıllarına ışık tutmaya çalışan, ama bunu mümkün olduğunca 'tartışmalar üstü' kalarak gerçekleştirmeye özen gösteren bir film olarak dikkat çekiyor. 1943'te, dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu'nun azınlık sermayesini kast ederek,
"Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten faydalanarak zengin oldukları halde, ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan kaçacak kimseler hakkında bu kanun, bütün şiddetiyle tatbik edilecektir" dediği Varlık Vergisi'nin sonuçlarına eğilen film, milliyetçi olmakla övünen Karakoyunlu'nun, ya da örneğin konuyla ilgili hacimli bir kitap yazıp, bu arada Karakoyunlu'yu da milliyetçi olmakla eleştiren gazeteci Rıdvan Akar'ın yaklaşımı arasında 'orta yol' tutturmuş gibi görünüyor. Senaryoda imzaları bulunan Etyen Mahçupyan ile Tamer Baran'ın ve edebiyat uyarlamalarına yatkınlığıyla bilinen yönetmen Tomris Giritlioğlu'nun, genel anlamda 'politik-tezli film' yapısından uzak kalan bir eleştirelliği tercih ettikleri
ve yalnızca 'Bir zamanlar Türkiye'de...' öyküsü sundukları söylenebilir.
Niğde'den İstanbul'a göç eden evli çift Durmuş ve Nimet'in, yanına sığındıkları memleketlileri Bekir'in, lüks bir konakta hasta karısı ve metresiyle birlikte yaşayan Paşazade Halit Bey'in ve kayınbirader Levon'un, 1943'ün kapısına savaş dayanmış, alacakaranlık Türkiye'sindeki sürgün, baskı, hırs, cinayet, mülksüzleşme, 'yeni zengin' olma serüvenleri çerçevesinde ilerleyen 'Salkım Hanımın Taneleri', teknik açıdan başarıyla kotarılmış bir 'dönem filmi' duygusu uyandırıyor öncelikle. Kaynak metinde kimisi önemli, kimisi önemsiz değişikliklere gidilerek, Türkiye tarihinin gördüğü en olağanüstü ve özgün maliye uygulamasının öyküdeki karakterlerin kaderlerine yansıması da oldukça inandırıcı biçimlerde verilebilmiş.
Baştan sona hüznün ve kırıklığın egemen olduğu, Antalya'dan geçtiğimiz notlarda da belirttiğimiz gibi 'kurşun gibi ağır' dönem atmosferinde çırpınan insanların gerek yükselirken, gerek düşerken yaşadıkları dramın olabildiğince kıvrak bir anlatımla sergilendiği, ama bu zorunlu 'iç karartıcılığın' çoğu yerde seyirciye de 'sıkıntı verici' hale dönüşebildiği bir film 'Salkım Hanımın Taneleri.' Roman, 'mekanik bir edebiyat tadı' içeriyordu... Aynı mekaniklik, 'sinema tadı' bağlamında bu kez de karşımıza çıkıyor ne yazık ki. Bunun, koşullar ne derece değişirse değişsin yüz ifadeleri hiç değişmeyen karakterlerle ve 'düz' oyunculukla birleşmesi ise bizce filmin en temel zaafını oluşturuyor. Hülya Avşar, Zuhal Olcay, Güven Kıraç, Uğur Polat, Zafer Alagöz, Kamuran Usluer, Derya Alabora gibi önemli adlar, kuşkusuz ki anlam taşıyan ama yalnızca birer 'fotoğrafla' yer edebiliyorlar belleğimizde.
Sonuç olarak, kendi adımıza büyük coşku ve heyecan duymasak da ilginç bir 'dönem ve dram'a el atan 'Salkım Hanımın Taneleri'ni, tüm sinemaseverlere önermekten de geri durmuyoruz.
|
Bu konuya ait diğer haberleri okumak için tıklayın
|
|