Ana Sayfa | İletişim | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye 22 Kasım 1999
Radikal-online... Yazarlar SON
DAKİKA!

EKLERİMİZ : Sanal Alem | Radikal2 | Cumartesi

İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Son Dakika

DEPREM
HATTI

Gözden uzak rezalet

ismet.berkan@radikal.com.tr
Ünlü pop-art sanatçısı Andy Warhol, "Bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacak" demişti, içinde yaşadığımız medya dünyasını anlatmak için.
Onlar neredeyse 100 bin kişi. Meşhur olmak falan istemiyorlar. Sadece medya onları da görsün istiyorlar. Çünkü eğer medyada gözükmüyorsanız, soğuktan donarak ölseniz bile size kimse aldırmaz.
Evet, Bolululardan söz ediyorum. 12 Kasım akşamından beri sokakta yaşayan, doğru dürüst çadırları bile olmayan, soğukta titreyen Bolululardan. Bir türlü manşet ya da birinci haber olamayan insanlardan.
12 Kasım depremi esas olarak Düzce ve Kaynaşlı'yı vurdu, buralarda binalar çöktü, insanlar öldü. Ama bir de yakında büyük şehir vardı: Bolu.
Burada can kaybı 'yeterince büyük' olmadığı için herhalde, ilk günden sonra şehre kimse ilgi göstermez oldu. Oysa Bolu'da çok sayıda bina yıkılmadıysa bile önemli ölçüde hasar gördü. Bu binalar arasında Adliye ve Emniyet Müdürlüğü gibi yapılar olduğu gibi SSK Hastanesi gibi
kritik binalar da var. Örneğin SSK Hastanesi
12 Kasım akşamından beri bahçede çalışıyor, aynen Adliye ve Emniyet gibi.
Tabii bir de Bolu halkı var. Valinin açıklamasına göre 100 bin kişi on günden fazla zamandan beri sokakta yaşıyor. Yeterli çadır yok, yeterli battaniye yok, yeterli ısıtıcı yok. Ve kış kenti vurdu bile. Belki kar yağmıyor ama geceleri ısı sıfırın altına kadar düşebiliyor. Bu sağlıksız şartlarda bir bebek soğuktan donarak öldü bile.
Öte yandan prefabrik konutlar için söz verilen son teslim tarihine sadece 8 gün kaldı ve hâlâ gerçek bir ilerleme yok. Bayındırlık Bakanı daha birkaç gün önce konutların yetiştirileceğini söyledi. Herkesin ortak temennisi konutların yetiştirilmesi. Zaman küçük siyasi çıkarlar peşinde koşma, sırf eleştirmek için eleştirme zamanı değil. Her geçen gün, o sağlıksız koşullarda yaşayan insanlardan bir tanesini daha kurtarma şansımızı kaybediyoruz. Hayatta bütün işi gücü bırakıp enerjimizi onları kurtarmaya vermeliyiz.
17 Ağustos'tan hemen sonra hep birlikte yaşadığımız dayanışma - sorunlarımızı ortaklaşa çözmeye çalışma duygusu da yerini yavaş yavaş vican rahatlığına bırakmış gibi gözüküyor. Oysa rahatlamaya da hakkımız yok.
Yüz binlerce insan ilkel ya da modern fark etmez çadırlar içinde, en temel hijyen koşullarından uzakta yaşarken kimsenin sıcak evinde rahat rahat oturmaya hakkı da olamaz, en azından bir vicdan sızısı duymalıyız.
Depremin ilk günlerinde ortaya çıkan dayanışma hali gerçekte hükümet tarafından da hayli caydırıldı. Hükümet, özel kişileri, sivil toplum kuruluşlarını, şirketleri dışladı, "Biz ve Kızılay bunu hallederiz, siz merak etmeyin" dendi. Şimdi gelinen noktada acaba hükümet bundan ötürü pişman mı? Vatandaşların enerjisini doğru yöne sevk edemez miydi acaba hükümet?
Ama diyorum ya gün kızma günü de değil. Hükümete dönüp, "Hani yapacaktınız beceremediniz işte" diyerek elde edilebilecek çok az şey var. Onun yerine insanlara yardımcı olmaya devam etmemiz lazım.
Kış geldi geliyor derken bütün ağırlığıyla üstümüze çöktü bile. Geçen hafta ABD Başkanı Bill Clinton'ın göstermelik bir çadırkent bölümüne götürüldüğü, aslında orada şartların iyi olduğu, o geliyor diye yerlere parke taş döşendiği söylendi. Bilmiyorum sizin de dikkatinizi çekti mi, o 'iyi durumda' denen yerlerin hali böyleyse kötü olanları düşünmek bile istemiyor insan.
Medya 12 Kasım depreminde çok kötü sınav verdi. Daha depremin ertesi günü dikkatler olası bir İstanbul depremiyle ilgili türlü çeşitli laf ebeliklerine çevirilmişti bile. Oysa tam o sırada gerçek ve somut deprem mağdurları, Bolu'da sokaklara dökülmüş, Düzce'de polis zoruyla girdikleri evlerinin enkazı altında kalmış, Kaynaşlı'da ilgisizliğe mahkûm olmuşlardı bile.
Gerçek deprem bölgesinin gerçek mağdurları, alabildiğine gerçek sorunlarıyla birlikte TV'lerde arka planda, gazetlerde ise iç sayfalardaydı. Ön taraflar ise ne dediğini bilmeyen onlarca 'bilim' insanının abuk sabuk falcılıklarına tahsis edilmişti.
Başta da dediğim gibi Bolu, Düzce ve Kaynaşlı'dakilere 15 dakikalık şöhret bile çok görülmüştü.


Yukarı Yukarı Çık ">Geri ">Geri Dön

Bugün yazan diğer yazarlarımızı okumak için tıklayın

Önemli Not: Internet'i kullanan ve dolayısı ile e-posta adresi bulunan yazarlarımızın adresleri, iletişim kurabilmeniz için yazılarının başında eklenmiştir. Eğer böyle bir adres göremiyorsanız, sözkonusu yazarımızın elektronik posta adresi yok demektir. Böyle bir durumda iletişim için künyemizde yer alan telefon ya da faks numaralarını kullanabilirsiniz.



Reklam Tarifesi

Radikal-online... RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemiz içerisindeki tüm sayfalar, tüm tarayıcı ve çözünürlük altında sorunsuz olarak görüntülenebilir.
Ana Sayfa | İletişim | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye