Ana Sayfa | İletişim | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye 22 Kasım 1999
Radikal-online... Yorum SON
DAKİKA!

EKLERİMİZ : Sanal Alem | Radikal2 | Cumartesi

İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Son Dakika

DEPREM
HATTI

Üçüncü Meşrutiyet!..

Atatürk'ün radikal politikalarıyla gerçekleşen dönüşümden sonra yine 'rota düzeltmesi'ne ihtiyacımız var: Üçüncü kez meşrutiyete. Uzlaşmayla yazılmış yeni bir 'Gülhane Fermanı'na!
Haber ResmiAVNİ ÖZGÜREL
Mahiyetini tam anlamamış dahi olsa Fransız Devrimi'nin ünlü İnsan Hakları Bildirgesi'ni, kırmızı-mavi beyaz kurdelelerle süsleyip afiş halinde İstanbul'un belli başlı yerlerine astıran, modernleşme tarihimizin başlangıcındaki isim 3. Selim'i; Batı idare hukukunu Türkiye'ye taşıyan 2. Mahmut'u; on yedi yaşında tahta çıkıp Tanzimat Fermanı'yla başlayan yeni dönemin altına imza atan, Kuleli
Vakası diye bildiğimiz suikast teşebbüsünün failleri idama mahkûm edildiğinde 'Tasavvurda kalmış bir fiil, ben idama karşıyım, cezaları kalebentliğe çevrilsin' diyerek hükmü tasdik etmeyen Abdülmecid'i 'gâvur padişah' damgasıyla tarihe gömdük. (*)
Tanzimat döneminin büyük devlet adımı Reşit Paşa 'nirengi Frenk-i' (düzmece Frenk) diye anıldı; Eğinli Sait Paşa 'meşrutiyet'e inancından dolayı 'İngiliz' sayıldı.. 3. Napolyon'un 'Büyük bir diplomat' olarak nitelediği, ölümünden sonra Bismark'ın ve Prusya Kralı Wilhelm'in ailesinden yazı takımını hatıra olarak istediği Ali Paşa'nın cenazesi kaldırılırken Ziya Paşa, 'Na'şi murdarını seylaba atın (Pis cesedini sel suyuna atın) / Sürdürürler köpeği öldürene!..' diye yazıyordu; Namık Kemal de onun kaybıyla devletin kötüye gideceği yorumlarını yapanlara 'Bilmem nedir lüzumu vücudi habisinin / Dünyayı boynuzun mu tutar hey öküz teres!.' diyordu. (**)
Son bir hatırlatma: 'Şuurunu kaybetti' gerekçesiyle ve sözde din adamlarının fetvasıyla tahttan indirilen, beş gün sonra da intihar mı ettiği, cinayete mi kurban gittiği belli olmayan Sultan Aziz, parlamento tarihimizin ilk meclisi Şûrayı Devlet'i açarken (10 Mayıs 1868) şunları da söylüyordu: "Teşkilatı cedide; kuvvei icraiyyenin, kuvvei adliyye, diniyye ve teşriiyyeden tefriki esasına müsteniddir..." (Yeni teşkilat, yürütme kuvvetinin, yargı, din ve yasamadan ayrılması esasına dayanmaktadır..)
Atatürk'ün 'Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir' diyerek ifade ettiği sürecin başlangıcından notlar bunlar.
Tanzimat ve Meşrutiyet kâğıt üzerinde sultanı fiiliyatta 'ricali' zapturapt altına alma girişimiydi. Ölen padişahın cenaze töreninde onun sadrazamının elinden zorla mührü hümayunun alındığı, bu yapılırken yeni hükümdarın fikrinin dahi sorulmadığı (Abdülmecid cülustan sonra annesine gidip ağlaya ağlaya kendisinden habersiz sadaret değişikliği yapıldığını anlatır) tabloda sultanın ne hükmü kalmıştı ki.
Bürokrasinin değişimden yana olan kanadı diğerine baskın geldi.. Bunu gerçekleştirirken de dış dinamikleri biraz abartıp biraz da kışkırtarak kullandı...
Aradan bunca zaman geçtikten ve Atatürk'ün radikal politikalarıyla gerçekleştirilen dönüşümden sonra bir kez daha 'rota düzeltmesi'ne ihtiyacımız var. Üçüncü kez meşrutiyete, toplumsal uzlaşmayla kaleme alınmış yeni bir 'Gülhane Fermanı'na!

Sorun yine aynı
Bürokrasi cenderesinden kapıp kaçtığını kar sayan siyasetçinin boy hedefi yapılması bizi yanıltmamalı. Asıl kavga şimdi de 'rical' arasında. Değişim diyenler var, zinhar diyenler var.
Ama AGİT vesilesiyle görünen şu: Bu kez fark dış dinamiklerde.
Dünya, dün Osmanlı'ya olduğu gibi, bırakalım kendi mi parçalansın, yoksa biz mi yıkılışını ayarlayalım diye bakmıyor Atatürk Türkiye'sine..
(*) Daha 1719'da Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi'yi Paris'e elçi tayin ederken verdiği talimatta: 'Vesaiti umran (kalkınma vasıtaları) ve maarifine (eğitim sistemine) dahi muvaffakikeyle ıttıla ederek (bilgi sahibi olarak) kabili tatbik olanların (uygulama imkânı olanların) takriri (bildirilmesi) 'isteği yer alıyordu. Bu sadrazamın sayesinde Yirmisekiz Çelebi'nin oğlu Sait Efendi ve Macar mühtedisi İbrahim Müteferrika ilk matbaayı kurdular. Ama 1730'da o büyük vezir de 'kâfir' suçlamasıyla bir tellakla bir manavın (Patrona Halil Kürt Muslu) başını çektiği ihtilale kurban gitti.
(**) Ziya Paşa daha sonra Mabeyn kâtiplerinden Nuri Bey'e: "..Bugün hiç yapmayacağımı sandığım bir iş yaptım.. Ali Paşa'nın kabrine gittim. Beni affet, aleyhinde bulunmakla ... yediğimi anladım diyerek istida verdim.." diye pişmanlığını söyler..


Yukarı Yukarı Çık ">Geri ">Geri Dön

Bu konuya ait diğer haberleri okumak için tıklayın


Reklam Tarifesi

Radikal-online... RADİKAL-Online sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları SİMGE Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemiz içerisindeki tüm sayfalar, tüm tarayıcı ve çözünürlük altında sorunsuz olarak görüntülenebilir.
Ana Sayfa | İletişim | Genel Haber Listesi | Standart Karakterler | Eski Sayılar | Künye