|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Son Dakika
|
Ege'nin geleceği haluks@kanald.com.tr Helsinki zirvesi yaklaştıkça Türkiye'nin dış politikası alanında yapacağı manevralarla ilgili beklentiler yoğunlaşıyor. Diyelim 0-0 giden bir maçın uzatma dakikalarındayız ve bu skor tur atlamamıza yetmiyor. Mutlaka bir gol atmamız gerek; en azından, birileri öyle diyorlar...
Kimler mi? Örneğin, bağrımıza basıp 'Türk' ilan ettiğimiz ABD Cumhurbaşkanı Bill Clinton. Atina'da çok açık konuştu: Türkiye'nin AB'ye girebilmesi için Kıbrıs sorununu çözmesi ve Yunanistan'la ilişkilerini geliştirmesi gerektiğini söyledi. Ve bunları hemen beklenen somut gelişmelere bağladı.
Örneğin, Atina'da Simitis gibi ılımlı bir başbakanın ve Yorgos Papandreu gibi esnek bir Dışişleri Bakanı'nın bulunmasını bir fırsat sayanlar. Onlar da, "Aman, fazla gecikmeden Simitis ve Papandreu'ya kendi kamuoyu önünde yardımcı olacak bir şeyler verelim," demekteler...
Kısacası, özellikle ABD ile Yunanistan'ın, önümüzdeki dar zamanda Ankara'dan 'bir adım' beklediği açıkça ortada. Amerikan çevrelerinin görüşlerini iyi yansıtmakla tanınan gazeteci Yasemin Çongar Milliyet gazetesindeki yazısında bu 'adım'ın olsa olsa Ege'de atılabileceğini belirtiyor. Bu adımın adını Clinton zaten koymuştu: Uluslararası Adalet Divanı'na (ya da uluslararası alanda kabul görecek bir başka uzlaştırma makamına) gitmeyi kabul etmek!
Türkiye bunu yapabilecek mi? Yapmalı mı?
Yoksa Kıbrıs konusunda olduğu gibi Ege konusunda da, kendisini odanın bir köşesine hapsetmiş acemi boyacılar gibi, hiç kıpırdamamak en iyi yöntem mi?
* * *
Dar zamana sıkıştırılmış adımlardan, tarihin geniş ovalarına çıkarak biraz soluk alalım.
Türkiye'nin Yunanistan'ın da içinde olduğu Avrupa Birliği'ne girmesi, klasik egemenlik sorunlarının anlamını değiştiren niteliksel bir sıçrama olacaktır. Şimdi duyulan kaygıların birçoğu (örneğin Ege'nin bir Yunan iç denizine çevrilerek Türkiye'nin karaya hapsedilmesi tehlikesi) anlamını yitirecektir. Türkiye ve Yunanistan kendi aralarındaki sorunları kafa kafaya vererek çözebilecek yepyeni platformlar bulacaklardır.
Ankara'nın yapması gereken, köşeye sıkışmış boyacı misali Ege'nin bugünkü statükosuna saplanıp kalmak değil, geleceğin projeksiyonlarına göre politika üretmek olmalıdır.
İlkin, Türkiye AB'ye tam üye olabilecekse, Uluslararası Adalet Divanı'nın ya da bir Tahkim Kurulu'nun vereceği karar bambaşka bir anlam taşıyacaktır.
İkincisi (ve hiç düşünülmeyen), AB üyesi olmak, Türkiye'nin Ege'de çok daha etkili olması sonucunu doğuracaktır. Coğrafya, ekonomi ve demografi Anadolu'dan yanadır; diyelim bundan 50 yıl sonra bu adalardaki Türk varlığının çok daha belirginleşmesine siyaset engel olmayacaksa, kim engel olabilir? İşgalden değil; turizmden, ticaretten, AB'nin temel kuralı olan serbest dolaşımdan söz ediyorum. Yunanistan'ın bu adalara nüfus bulmakta güçlük çektiğini ve karşı yakada, örneğin Bodrum yarımadasının lebalep dolduğunu hatırlıyorum.
Özetleyeyim: Türkiye AB'ye önce aday, sonra tam üye olabildiği takdirde, tüm hesaplar baştan aşağıya değişecektir. AGİT sırasında merasim açısından tam not alan yöneticiler, bakalım yaratıcı politika üretmekte de başarılı olabilecekler mi?
|
Bugün yazan diğer yazarlarımızı okumak için tıklayın
Önemli Not: Internet'i kullanan ve dolayısı ile e-posta adresi bulunan yazarlarımızın adresleri, iletişim kurabilmeniz için yazılarının başında eklenmiştir. Eğer böyle bir adres göremiyorsanız, sözkonusu yazarımızın elektronik posta adresi yok demektir. Böyle bir durumda iletişim için künyemizde yer alan telefon ya da faks numaralarını kullanabilirsiniz.
|
|