|
İnsan
Yaşam
Türkiye
Politika
Yorum
Dış Haberler
Ekonomi
Borsa/Finans
Spor
Kültür/Sanat
Arka Sayfa
Yazarlar
Hava Durumu
Sanal Meydan
Son Dakika
|
Kopya çekmek üzerine haluks@kanald.com.tr Ortaöğretimde yarıyıl tatili başladı. Üniversitelerin birçoğunda da derslere ara verildi. Bu fırsattan yararlanarak öğrenci kardeşlerimi yakından ilgilendiren bir konudan söz etmek istiyorum: Kopya.
İçinizde sınavlarda kopya çekmemiş olan var mı? Vardır mutlaka, ama sayılarının çok fazla olduğunu sanmıyorum. Kopya çekmek, ne yazık ki, Türkiye'deki eğitim sürecinin geleneksel bir parçası, öğrenci alt - kültürünün vazgeçilmez öğelerinden birisi.
Ben AFS'yle Amerika'da bir liseye öğrenci olarak gidinceye kadar kopya çekmenin evrensel bir olgu olduğunu düşünüyordum. Türkiye'deki lisemde o kadar yaygındı ki, başkalarının kopyasız yaşayabileceğini düşünemiyordum bile.
Gittiğim 'high school'da girdiğim ilk sınavda, öğretmen sınav sorularını verdikten sonra sınıftan çıkınca şaşırıp kaldım. Bunun kopya çekmeye niyetli öğrencileri yakalamak için kurulmuş bir tuzak olduğunu düşündüm. Ama hayret! Öğretmen sınavın sonuna kadar geri gelmedi ve tek bir kişi bile kopya çekmeye kalkışmadı.
Türkiye'deki sınıfımdaki dehşetengiz kopyacıları düşündüm. Mahalle arkadaşım Rahmi sınavdan günlerce önce 'palamut'ları hazırlamaya başlardı. Kitaptaki her konuyu inci gibi yazısıyla ince şerit şeklinde kesilmiş kâğıtlara yazar, sonra onları rulo yapıp lastikli bir sistemle koluna yerleştirirdi... İkinci elden kopya çekmeyi uman bir grup arkadaş da sınav sırasında ona nazır bir yer sotelemeye çalışırdı!
Rahmi kopya hazırlamak için harcadığı zamanı, ders çalışmaya harcasaydı okulu birincilikle bitirirdi, eminim. Ama kopya çekerek hep çift dikiş gitti ve üç yıllık liseyi altı yılda bitirdi!
Gene de, kopya çekme becerisi yüzünden öğrenciler arasında bir efsane gibi saygı görürdü. Onu ayıplayana hiç rastlamadım.
Yıllar sonra, bu yaklaşımın Türkiye'deki etik sorunlarının birçoğunun temelinde yattığı aklıma geldi. Amerikan okulunda kopya çekmek bir çeşit ahlaksızlık sayılıyor, öğrenciler tarafından da ayıplanıyordu. Nitekim, kopya çekmenin İngilizcesi 'to cheat', yani 'hile yapmak'tı. Hile yapmak her alanda olduğu gibi burada da ayıptı. Oysa, 'kopya çekmek' terimi bunun yanında çok masum kalıyordu.
Türkiye'de kopya çekmek öğretim sürecinin iflah olmaz bir özelliği sayıldığından, hocalarla öğrenciler arasında müthiş bir çekişme yaşandığını bilirim. Hoca her ne pahasına olursa olsun kopya çektirtmemeye çalışır, öğrenci ise çekmeye...
Ben hoca olduktan sonra bu kötü çekişmeye taraf olmamaya çalıştım. Ama gene de akıl almaz kopya yöntemleriyle karşılaştığım oldu. Örneğin, iki öğrencinin bir kitapla ilgili değerlendirme ödevi, kelimesi kelimesine aynıydı. Belli ki, ikinci öğrenci birinciden kopya çekmişti. Gelin görün ki, ilk öğrenci de kitabı hiç okumamış, atmasyon bir şeyler yazmıştı! Atmasyonun kopyası pek komikti!
Bir başka ödevi okurken baktım, cümleleri anlayamıyorum; şizofrenik söylemin bahçelerinde dolaşıp, Türkçenin sınırlarını zorluyor. Bir üniversite öğrencisinin Türkçesi nasıl bu kadar kötü olabilir diye düşünürken nedenini keşfettim: Bir öğrenci kitabı okuyup, ödevi yazmış; ikincisi, cümleleri elinden geldiğince değiştirerek kopya çekmiş; ödevini okumaya çalıştığım üçüncü öğrenci de, bu kopyayı alıp onun cümlelerini değiştirmeye çalışmış. Ve ortaya bu anlamsız söz yığını çıkmış. Tavşanın suyunun suyunun suyu hikâyesi...
Bazen, gündelik hayatımızı tatsızlaştıran birçok etik sorununun kökenlerinde kopya çekme alışkanlığımız olduğunu düşünüyorum. Ama ne yapılması gerektiğini bilmiyorum. Bilen söylerse memnun olurum.
|
Bugün yazan diğer yazarlarımızı okumak için tıklayın
Önemli Not: Internet'i kullanan ve dolayısı ile e-posta adresi bulunan yazarlarımızın adresleri, iletişim kurabilmeniz için yazılarının başında eklenmiştir. Eğer böyle bir adres göremiyorsanız, sözkonusu yazarımızın elektronik posta adresi yok demektir. Böyle bir durumda iletişim için künyemizde yer alan telefon ya da faks numaralarını kullanabilirsiniz.
|
|